6 Nisan 2017 Perşembe
Home / Genel / Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak

Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak

  Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak  

..:: 5 ::.. 

   Hazret-i Mevlânâ’nın dilinde:
   “Altın ne oluyor, can ne oluyor… İnci mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye fedâ edilmedikten sonra?!” mânâlarıyla ifâde bulan hakîkat, sanki onun bu hâlini resmediyordu.

   Yine birgün gönüller sultanı Fahr-i Kâinât Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in rahatsızlandığını duyan Hazret-i Sıddîk, üzüntüden kendisi de yatağa düşmüştü.
   Bu aynîleşme sebebiyledir ki Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de:
   “- Ebû Bekir bendendir, ben de ondanım. Ebû Bekir dünyâda ve âhirette kardeşimdir.” (Deylemî, Müsned, I, 437) buyurarak mânâ âlemindeki berâberliği ve kalbden kalbe vâkî olan hâl akışını te’yîd buyurmuştur.

   Yine Hazret-i Ebû Bekr’in bu hâli karşısında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ölüm döşeğinde iken:
   “Bütün kapılar kapansın; yalnız Ebû Bekr’inki kalsın!” (Buhârî, Ashâbü’n-Nebî, 3) iltifâtıyla, karşılıklı kalbî akımı ne güzel ifâde buyurmuşlardır.

   Şeyh Sâdî Şîrâzî de, hâllerdeki sirâyet husûsiyetini şöyle ifâde eder:
   “Ashâb-ı Kehf’in köpeği, sâdıklarla berâber olduğu için büyük bir şeref kazandı. Nâmı Kur’ân-ı Kerîm’e ve târihe geçti. Lût Peygamberin karısı ise fâsıklarla berâber olduğu için küfre dûçâr oldu.”

   Ehl-i gaflet ile ünsiyetin kalbe vereceği zararı Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle ifâde buyurur:
  
 “(Âhir zamanda) ümmetimden bir kısım insanlar dinde fakih olduklarını iddiâ edecek, Kur’ân okuyacak ve şöyle diyecekler:
   “- Biz idârecilere gider, onların dünyâlıklarından nasiplenir ve onları dînimize karıştırmayız.” Hâlbuki böyle olmayacak. Nasıl diken ağacından sadece diken toplanabilirse, onlara yakın olanlar da ancak onların menfîliklerini tahsîl edecektir.”
(İbn-i Mâce, Mukaddime, 23)

   Sâlih ve sâdıklarla ünsiyetle meydana gelen hâl sirâyeti ve netîcesindeki “aynîleşme”yi “Gülistan” adlı eserinde Şeyh Sâdî temsîlî bir şekilde şöyle hikâye eder:
   “Bir kişi hamama gider. Hamamda dostlarından biri kendisine temizlenmesi için güzel kokulu bir kil verir. Kilden, rûhu okşayan enfes bir râyihâ yayılır. Adam kile sorar:
   “-A mübârek! Senin güzel kokunla mest oldum. Haydi söyle, sen misk misin, anber misin?”
   Kil ona cevâben şöyle der:
   “- Ben misk de amber de değilim. Bildiğiniz, alelâde bir toprağım. Lâkin, bir gül fidanının altında bulunuyor ve gül goncalarından süzülen şebnemlerle her gün ıslanıyordum. İşte hissettiğiniz gönüllere ferahlık veren bu râyiha, o güllere âittir.””
   İşte bu misâldeki mânânın da işâret ettiği üzere, samîmiyet, teslîmiyet ve tevâzû ile, gönüllerini Hak dostlarının önüne serenler, tâlibi oldukları güzelliğin akislerine bir tecellîgâh hâline gelirler. Tıpkı gökteki ayın, zâtına âit bir ziyâsı olmamasına rağmen, güneşe bakan yüzünün, aldığı nûr huzmelerini aksettirmek sûretiyle, güneşin bir husûsiyetinden hisse alması gibi böyleleri de beşeriyetin zulümât ile kararmış gecelerine -âdetâ- parlak birer kandil olurlar.

alıntıdır

 

About 1hadim

Check Also

Hoş Geldin Ya Şehri Ramazan

Ramazan ayı, Kuran-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı, insanlığın en son aydınlatıcısı olan İslam’ın tohumlarının atıldığı aydır. …

Bir Cevap Yazın

Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
testing