Ana Sayfa

 

Tasavvufun Temel Prensipleri

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Sözlerime Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan, Allahın adı ile başlar; Onun Kıymetli Resulü Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.) efendimizin aline ve ashabına selatü selam ederim. "Allahümme Salli ala seyyidina ve nebiyyina Muhammed."

Cenab-ı Hakkın rahmeti, feyizi, bereketi, ihsanları, inamları tüm müslümanlar üzerine olsun.

Hak yolunun yolcuları olan Kıymetli ihvanlarımız; Cenab-ı Hakkın yardımı, Piran hazretlerininde himmeti ile; Bu kitabı sizlerin daha bilinçli zahiri ve batıni menfaatleriniz için hazırladık. Ümit ediyorum ki; Dikkatli ve tefekkür üzere okunduğunda, kişinin imanı, ihlası, aşkı ve muhabbeti artar.

İhlaslı yapılan ameller, azda olsa Hak katında büyük ecirler kazandırır.

Şu fani alemden elbet bir gün göçüp gideceğiz. Mühim olan Cenab-ı Hakkın rızasını kazanarak göçmektir. İnşallah kitabımız bize bu muhabbeti tattıracaktır. İçerisinde yolumuzla ilgili çeşitli konular vardır.

Tarikat insanlar için bir kurtuluş yoludur. Bu mukaddes yolu biz aciz kullarına nasip eden Rabbimize hamd olsun.

Bulanlar bu yolla buldular. Erenler bu yolla erdiler. Onun için bu yol erenler yoludur.

Kim ki bu yola girdi. Er geç maksuda erdi.

Rabbim cümlemizi erdirsin.

Amin.

                                 H. Kemal ARSLANKAYA

 

 

 

EVRAD-I FETHİYYE'NİN OKUNUŞU

Bismillâhirrâhmânirrâhiym.

"La ilâhe illâllahü adede habbatihi."

"La ilâhe illâllahü adede hayatihi."

"La ilâhe illâllahü adede hasatihi."

"La ilâhe illâllahü adede kelimatihi."

"La ilâhe illâllahü adede halkihi."

"La ilâhe illâllahü zinete arşihi."

"La ilâhe illâllahü mil'e semavatihi."

"La ilâhe illâllahü mil'e ardihi."

"La ilâhe illâllahü adede misli zâlike ma'ahu."

"La ilâhe illâllahü vahdehu lâ şerike lehû lehül-mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümiytü ve hüve hayyün lâ yemütü biyedih-il-hayrü ve hüve alâ külli şey'in kadiyr ve ileyh-il-masiyr."

"Esrağfirullahe sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illâllahü vallahü ekberü ve lâ havla velâ kuvvete illâ billahil aliyyil-aziym."

 

 

 

 

EVRAD-I FETHİYENİN TERCÜMESİ

RAHMAN VE RAHİYM OLAN ALLAHÜ TEALANIN İSMİYLE

"Allahû Teâlâ'nın yarattığı taneler sayısınca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Allahû Teâlâ'nın hayatı sayısınca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Allahû Teâlâ'nın yarattığı küçük taşlar sayısınca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Allahû Teâlâ'nın kelimeleri sayısınca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Allahû Teâlâ'nın bütün yaratıkları sayısınca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Allahû Teâlâ'nın arş-ı aziminin ağırlığınca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Allahû Teâlâ'nın gökleri dolusunca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Allahû Teâlâ'nın yerleri dolusunca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Bütün bu zikrolunanların misli sayısınca LÂ İLÂHE İLLALLAH derim."

"Ma'bud-u-bil-hak yoktur. İllâ "Allahû Teâlâ" vardır. Birdir, uluhiyyette ortağı yoktur. Mülk ve tasarruf "O"na mahsustur. Bütün dirileri diri eden, bütün ölenleri öldüren "O"dur. Bütün hayırlar "O"nun elindedir. Herşey üzerine bizzat kâdirdir. Tam kudret sahibidir. Öldükten sonra, bizimde dönüşümüz "O"nadır.

"Allahû" Teâlâ'dan mağfiretimi ve günahlarımın örtülmesini dilerim.

"Allahû Teâlâ'yı zat-ı pâkine ve şan-ı şerifine layık olmayan noksanlardan tenzih ve Kemal sıfatları ile tavsif ederim. Hamd, "Allahû Teâlâ'ya mahsustur. Ma'bud-u-bilhak yoktur. İlla "Allahu Teâlâ" vardar. Her şeyden büyük ve ziyadesi ile uludur. Ma'siyetlerden, "O"nun koruması ile sakınır, ta'at ve ibadete de çok ulu ve yüce olan "Allahû Teâlâ'nın yardımı ile kudret bulurum."

 

 

ESMAÜL HÜSNANIN FAZİLETLERİ

YÂ ALLAHÛ:

"Allah" adı, bütün sıfatları kendisinde toplamıştır. Ebu-Hureyre R.A. dan rivayet olunurki "(S.A.V.)" EFENDİMİZ.

"Allahû" Teâlâ'nın doksan dokuz ismi vardır. Bu isimleri sayan ve söyleyenler, gerçekten cennete girerler." buyurmuştur.

 

YÂ RAHMANÜ

"Ey dünyada ve ahirette, rahmet edici."

 

YÂ RAHİMÜ

"Ey ahirette rahmet edici."

Bu ismi şerifi, her farz namazdan sora 100 defa okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül pekliğinden emin olurlar. Her kim "RAHİM" ismini sabah namazından sonra 100 defa okusa, bütün yaratılanlar o kimse üzerine rahim ve dost olurlar.

 

YÂ MÂLİKÜ

"Ey padişah."

Bu ismi şerifin hassası çoktur. Buna devam edenler dünyevi ve uhrevi riyasetten emin olur. Halk nazarında hürmetli ve heybetli görünür. Hızır A.S.'dan nakledilmiştirki. Hastanın hatırını sormaya giden bir kimse, şifa niyetine 100 defa ALLAHÜMME ENT-EL-MELİK-UL-HAKKUL-LEZİ LÂ İLÂHE İLLA ENTE YA ALLAHÛ YA SELÂMU YA KÂFİ dese ve üç defada YÂ ŞİFA'EL-KULÛB ilave etse o hastanın hastalığı geçer ve "Allû Teâlâ"nın inayetiyle sıhhatine kavuşur.

 

 

YA KUDDÛSÜ

"Ey her türlü ayıptan ve noksanlıklardan pâk ve uzak olan."

Bu ismin hassasıda şudur. Bir kimse, bu ism-i şerifi her gün 100 defa okursa, o kimsenin gönlü kederlerden saf ve pâk olur.

 

YÂ SELÂMÜ

"Ey her türlü afetlerden ve noksanlıklardan sâlim olan."

Bu ismin hassasıda şudur. Her kim bu ism-i şerifi 160 defa bir hastanın üzerine okusa o hasta sıhhat bulur.

 

YÂ MÜ'MİNÜ

"Ey kullarını zulümden emin edici olan."

Bu ismin hassasıda şudur. Her kim bu ism-i şerife devam ederse "Hak sübhanehu ve Teâlâ" o kimseyi düşman, şerrinden emin eder.

 

YÂ MÜHEYMİNÜ

"Ey gözleyici ve koruyucu."

Bu ismi şerifin hassasıda şudur. Her kim yazıp üzerinde bulundursa, bütün malı ve erzakı "Hak Teâlâ'nın hıfzında olur. Bir kimse gusül ettikten sonra bu ism-i şerifi 100 defa okursa o kimsenin batını parlak ve aydınlık olur.

 

YÂ AZİZÜ

"Ey herşey üzerine galip ve aziz olan."

Bu ismin hassasıda şudur. Her kim bu ism-i şerifi 40 gün sabah namazlarından sonra 40 defa okursa, "Hak celle ve alâ" Hazretleri onu hiç kimseye muhtaç etmez.

 

YÂ CEBBÂRÜ

"Ey halkı dilediği her şeye zorlayan veya halkın halini ıslah eden."

 

YÂ MÜTEKEBBİRÜ

"Her türlü ihtiyaçlardan ve noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan."

Bu ismin hassasıda şudur. Her kim bu ism-i şerifi helâline yakınlık etmeden önce 10 defa okursa, "Hak Teala" Hazretleri o kimseye salih bir evlât ihsan buyurur.

 

YÂ HÂLIKU

"Ey bütün eşyayı hikmeti iktizası takdir edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim bu ism-i şerifi gece okursa "Hak sübhanehu Teâlâ" bir melek halk eder ve o melek tâ kıyamet gününe kadar tâ'at eder ve sevabı o kimsenin üzerine olur.

 

YÂ BÂRİU

"Ey eşyayı yaratıcı."

 

YÂ MUSAVVİRÜ

"Ey eşyanın suret ve keyfiyetini yaratıcı."

Bu üç ismi-şerifin (YA HÂLIKU, YÂ BÂRİ'U, YÂ MUSAVVİRÜ) hassasıda şudur: Doğuramayan bir kadın çocuğu olmasını isterse, yedi gün oruç tutmalı, iftar vaktinde bu üç ism-i şerifi su üzerinde 21 defa okuyup üfledikten sonra bu su ile orucunu bozmalıdır. "Hak sübhanehu ve Teâlâ", bu isimler berekâtı ile o kadına bir çocuk ihsan buyurur.

 

 

YÂ GAFFÂRU

"Ey gayet yarlığayıcı."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam ederse, "Hak Teâlâ" onun günahlarını yarlıgar.

 

YÂ KAHHARU

"Ey her şeye ve her şey üzerine galip."

Bu ismin hassasıda şudur: Her salikki, bu ism-i-şerife devam ederse, nefsinin hevası kırılır, gönlünden dünya muhabbeti çıkar ve bâtın safasına erişir. YÂ KAHHAR ism-i-şerifini okumak, zulmün def-i sebebidir, demişlerdir.

 

YÂ VEHHÂBU

"Ey zâhir nimetlerini ve her türlü atiyyeleri bağlayıp ihsan eden."

Bu ism-i-şerifin, bir çok hassaları vardır, bereketleri büyüktür ve duaların çabuk kabul olunmasına sebeptir. Büyükler demişlerdirki, her kim dua ettiği zaman, yedi defa YA VEHHÂB derse, o kimsenin duasını, "Hak sübhanehu ve Teâlâ" mutlaka kabul buyurur. Bir kimse, bir şey istese veya düşman elinde bağlı kalsa, yahut rızkında darlık olsa, kazancında çokluk ve menfaat olmasa, sâlike sülûkünde bir fetih zâhir olmasa, bu gibi kimseler, üç veya yedi gece, gece yarısından sonra abdest alarak iki rekat namaz kıldıktan sonra yüz defa YÂ VEHHÂB derse ve ondan sonra "Allahu Teâlâ'ya hacetini arz ederse, "Hak sübhanehu ve Teâlâ" onun hacetini ihsan buyurur.

 

 

 

 

YÂ REZZÂKU

"Ey kullarına bol bol rızık verici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam ederse, ona rızık kapıları açılır. Her kim sabah namazından önce evinin dört tarafına bu ism-i-şerifi 100 defa okursa, batı tarafından başlayarak dört tarafa der def-asında 100 defa YÂ REZZÂK dese, o eve şer ve fitne gelmez, demişlerdir.

 

YÂ FETTÂHU

"Ey son derece fatih."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerife sürekli olarak devam edenlere fetih ve fütuh müyesser olur.

 

YÂ ÂLİYMÜ

"Ey son derece bilici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam eder ve çok okursa, onun gönlü parlak olur ve bâtınında türlü nurlar zahir olur.

 

YÂ KÂBIDU

"Ey hikmeti iktizası olarak dilediği kimse üzerine rızkı ve her şeyi dar eyleyici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi 40 gün 40 lokma üzerine yazarak yese, o kimse açlık mihnetinden emin olur.

YÂ BÂSITU

"Ey hikmeti iktizası olarak dilediği kimse üzerine rızkı ve her şeyi açık edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi seher vakti ellerini yukarı kaldırarak on defa okuduktan sonra ellerini yüzüne sürerse, o kimse hiç kimseye muhtaç olmaz.

YÂ HÂFIDU

"Ey alçak eyleyici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim bu ism-i-şerifi üç gün oruç tuttuktan sonra dördüncü günü bir mecliste yetmiş bin defa okursa, "Hak sübhanehu ve Teâlâ" o kimseye düşman şerrinden kifayet eder.

 

YÂ RÂFİ'U

“Ey yükselten.”

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim bu ism-i-şerifi gece ve gündüz 100 defa okursa, "Hak sübhanehu ve Teâlâ" o kimseyi diğer insanlardan şeref, fazilet ve zenginlik bakımından üstün eder.

 

YÂ MU'İZZU

"Ey aziz eyleyici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi pazartesi gecesi veya cuma gecesi yatsı namazından sonra 140 defa okursa "Hak sübhanehu ve Teâlâ" o kimseyi halkın gözünde heybetli eder ve o kimse "Allahu Teâlâ"dan gayrı hiç kimseden korkmaz.

 

YÂ MÜZİLLÜ

"Ey hor ve hakir eyleyici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bir zalimden veya hâsidden korkarsa, bu ism-i-şerifi 75 defa okuyup sonra secde etmeli ve secdede: "İlahi beni filan kimsenin şerrinden emin eyle" demelidir. "Hak celle ve alâ" Hazretleri onun şerrinden o kimseye kifayet eder.

 

 

 

YÂ SEMİ'U

"Ey gayet iyi işitici."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse, perşembe günü duhâ namazı kıldıktan sonra, kimse ile konuşmadan bu     ism-i-şerifi 100 defa okursa ve okuduktan sonra da hâcetlerini "Hak Teâlâ"ya arzederse, "Allahu Teâlâ" onun hacetlerini giderir.

 

YÂ BASİRU

"Ey gayet iyi görücü."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse, cuma namazının farz ile sünneti arasında bu ism-i-şerifi sahih itikat ile 100 defa okursa, "Hak celle ve alâ, o kimseyi makbul kılar.

 

YÂ HAKEMU

"Hakim veya hakem o kimseye derlerki, hüküm ona bırakılır ve onun hükmüne razı olunur."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse, bu ism-i-şerifi gece yarısı o kadar okusaki, uyku bastırıp elinde olmaksızın uyuyakalsa. Hak sübhannehu ve Teâlâ o kimsenin bâtınını kendi sırlarına mahrem eder.

 

YÂ ADLÜ

"Ey âdil."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, cuma gecesi bu ism-i-şerifi bir lokma ekmek üzerine yazarak yese, "Allahu Teâlâ" insanları ona muti kılar.

 

 

 

 

YÂ LÂTİFÜ

"Ey kullarına lûtuf ve dostluk edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimsenin hali değişse, fakir, garip veya kimsesiz kalsa, abdest alarak iki rekat namaz kıldıktan sonra, bu ism-i-şerifi 100 defa okuyarak hacet dilese, haceti giderilir.

 

YÂ HÂBİRÜ

"Ey her şeyden haberdar olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse kendi kötü huylarından zahmet çekse bu ism-i-şerifi çok okursa salâh bulur.

 

YÂ HALİMU

"Ey hilm sahibi."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi bir parça kağıda yazarak ekinin bulunduğu yere bıraksa "Allahû Teâlâ"nğn inayetiyle o ekine zarar ve afet erişmez.

 

YÂ AZİMÜ

"Ey celâl ve azamet sahibi."

Bu ism-i-şerifi çok zikreden, halk arasında aziz olur.

 

YÂ GAFURU

"Ey çok yarlığayıcı."

Bu ismin hassasıda şudur: Hummaya veya başağrısına uğrayanlar, gam ve keder içinde bulunanlar bu ism-i-şerifi  üç parça kâğıda yazarak yeseler, şifa bulurlar.

 

 

YÂ ŞEKÛRÜ

"Şükredilmeye en çok layık olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Geçimlerinde darlık veya gönüllerinde bir keder, gözlerinde bir karanlık olanlar, bu     ism-i-şerifi su üzerinde 41 defa okuyarak üfürdükten sonra, o su ile yüzlerini yıkasalar, "Hak Teâlâ" muratlarını ihsan buyurur.

 

YÂ ALİYYÜ

"Ey ulûhiyyet sıfat ve mahiyetinde kendisine şerik edinmekten münezzeh ve yüce olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi okumağa devam etse veya yazarak üzerinde taşısa, itibarı alçak ise yücelir, kısmetinde darlık varsa açılır, garip ise "Hak Teâlâ" onu selâmetle vatanına eriştirir.

 

YÂ KEBİRÜ

"Ey tam kudret ile her şey üzerine faik ve şanı azim olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi günde 100 defa okursa, halk arasında izzetli olur.

 

YÂ HAFİZU

"Ey halkı mekruhlardan saklayıcı."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi günde 16 defa okursa, bütün âfetlerden mahfuz olur.

 

YÂ MUKİYTU

"Ey kadir... Bazıları, MUKİYT hafiz manasınadır demişlerdir. Bazılarıda şahit mânasına geldiğini söylemişlerdir. Bütün mahlûkata kuvvet verici demek olur."

Bu ismin hassasıda şudur: Kötü huylu evlâdı bulunan bir kimse, bir boş kaba bu ism-i-şerifi yedi defa okusa, sonra bu kabı su ile doldurarak çocuğuna içirse, "Allahu Teâlâ"nın izniyle o çocuğun huyu güzelleşir.

 

YÂ HASİBÜ

"Ey misafire ve zaife kifayet edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Hırsızdan, göz değmesinden veya komşusundan yahut düşmanından korkan bir kimse, perşembe günü gecesinden başlayarak yedi gün müddetle gece ve gündüz 70 defa HASBİYALLAH-ÜL-HASİP dese, "Hak Teâlâ" onların şerlerinden emin eyler.

 

YÂ CELİLÜ

"Ey kudret, celâl ve azamet sahibi ki, her şey ona nisbetle hakirdir."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi misk ve safran ile yazdıktan sonra yıkayıp içerse, halk arasında muhterem olur.

 

YÂ KERİYMÜ

"Ey kudret ve azametiyle hayrı ve yararı çok olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam ederse, umulurki dünya ve ahirette aziz olur.

 

 

YÂ RAKİBÜ

"Rakip, o koruyana derlerki, ondan hiç bir şey kaybolmaz."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ismi şerife kendisinin, evlât ve ehlinin veya malının üzerine 7 defa okursa, "Hak Teâlâ"nnın amanıda olurlar.

 

YÂ MÛCİBÜ

"Ey duaya icabet edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerife devam eden kimselerin duaları müstecap olur.

YÂ VÂSİU

"Ey rızkı ve rahmeti bütün halka ve herkese eriştirici."

Bu ismin hassasıda şudur: Rızkı eksik olan kimse, bu ism-i-şerifi devamlı okusa, ona rızık kapıları açılır.

 

YÂ HAKİMÜ

"Ey ilim ve hikmet sahibi."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimsenin işinde rüştü olmasa veya işleri istediği gibi yürümese, bu ism-i-şerife  devam ederse, her işi dilediği gibi olur.

 

YÂ VEDÛDÜ

"Ey itaat eden kullarını sevici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her ne zaman iki kişi arasında muhalefet olsa, bir yemek üzerine bu ism-i-şerifi 1000 defa okumalı ve ilk muhalefet eden kimseye yedirmelidir. Aralarındaki anlaşmazlık derhal kalkar.

 

 

 

YÂ MECİDÜ

"Ey kudret ve azamet sahibi."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse bu ism-i-şerife devam etse, ululukta daim olur. Bir kimsenin kendi akrabası arasında kadri ve izzeti olmasa, bu ismi-şerifi sabah namazından sonra 99 defa okuyarak kendi üzerine üflerse,  akrabası arasında aziz ve muhterem olur.

YÂ BÂ'İSÜ

"Ey ölüleri kabirlerinden koparıcı, kıyamet günü ölülere hayat verici... veya peygamberler gönderici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam ederse, umulurki, "Hak Teâlâ" korkusu o kimseye galip olur.

YÂ ŞEHİDÜ

"Ey hiç bir şey kendisinden kaybolmayan ve her yerde hazır bulunan."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerife devam edenlerin, isyanlardan kaçınacağı umulur. Bir kimsenin oğlu kendisine itaat etmese, şehadet parmağını onun eli üzerine koyarak YÂ ŞEHİD dese, "Allahu Teâlâ"nın izniyle söz  dinler hale gelir.

 

YÂ HAKKU

"Ey vücudu tahakkuk eden ve sabit olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir şeyini kaybeden kimse, bir kâğıt üzerine YÂ HAK lâfzını yazmalı ve gece olunca o kâğıdı eli üzerine koyarak gökyüzüne doğru bakmalıdır. Kaybettiği şeyi, "Allahu Teâlâ"nın inayeti ile bulur.

 

 

 

YÂ VEKİLÜ

"Kulların işlerine kıyam gösterici ve rızıklarına vekildir."

Bu ismin hassasıda şudur: Sudan, ateşten veya herhangi bir şeyden korkan bir kimse, bu ism-i-şerifi çok okursa, "Hak Teâlâ"nın amanında olur.

 

 

 

YÂ KAVİYYÜ

"Ey, kendisine aciz erişmeyen tam kudret sahibi."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimsenin def'ine kadir olamadığı kuvvetli bir düşmanı olsa, bir miktar unu hamur haline getirmeli, o hamuru nohut büyüklüğünde bin parçaya ayırmalı, o parçaları birer birer  kuşlara atmalı ve her atışta düşmanını def'i niyetiyle YÂ KAVİ demelidir ki "Hak Teâlâ" düşmanın şerrinden kendisine kifayet eder.

 

YÂ METİNÜ

"Ey kuvvetli."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse, bu ism-i-şerifi okumağa devam ederse, umulurki, bütün çetin işler kendisine kolaylaşır. Bu ism-i-şerifi bir yemek üzerine yazarak, sütü az olan kadına yedirseler, sütü fazlalaşır.

 

YÂ VELİYYÜ

"Ey mü'minleri seven ve onlara dost olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse, bu ism-i-şerife devam etse, umulur ki, o kimse VELİYULLAH'tan olur. Kötü huylu bir kadının kocası, karısıyle konuşurken bu ismi hatırına getirse, kadının huyu düzelir.

 

YÂ HAMİDÜ

"Ey övülen ve övülmeğe kendisinden gayrı müstehak bulunmayan."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi okumağa devam ederse, umulurki, halk arasında sevilen ve övülen bir kimse olur. Eğer, bir kimse dilini tutamayarak kötü sözler söylemeğe alışmışsa, bu ism-i-şerifi su içtiği  kâsenin içine yazmalı ve o kâseden su içmelidirki, dili bu kötü alışkanlığından kurtulsun.

 

YÂ MUHSİ

"Ey, ilminden hiç bir şey kaybolmaksızın bütün eşyayı zapteyleyici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam etse, umulurki, kendisine istihzarı eşyadan bir nasip  gelir. Kıyamet hesabından korkan bir kimsede, cuma günü bu ism-i-şerifi 1000 defa okusa, kıyamette hesap vermesi kolaylaşır.

 

YÂ MÜBDİ'U

"Ey, eşyayı yoktan peyda edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Gebe bir kadının çocuğunu düşürmesinden korkulduğu zaman, o kadının kocası şehadet parmağını gebe kadının karnına sürerek bu ism-i-şerifi 99 defa okursa, "Hak sübhanehu ve Teâlâ" çocuk düşmesinden ve diğer gebelik tehlikelerinden o kadını korur.

 

YÂ MU'İDÜ

"Ey, mahlûkatı hayattan ölüme geri döndürücü."

Bu ismin hassasıda şudur: Ev halkından birisi yolda olsa ve kendisinden haber alınmasa, içlerinden birisi herkes yatıp uyuduktan sonra evinin dört duvarı üzerinde bu ism-i-şerifi 70 defa okuyarak YÂ MU'İD filan kimseyi sâlimen geri döndür veya bize haberini ulaştır diye dua etse, umulurki yakın zamanda ya kendisi veya haberi gelir.

 

YÂ MUHYİ

Ey hayat verici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi vird edinse ve her seher vakti 1000 defa okusa, umulurki, "Hak sübhanehu ve Teâlâ" onun gönlünü diri eder. Bir kimse, ağır bir zahmete uğrasa ve her gün 7 defa bu ism-i-şerifi yedi endamı üzerine okusa, "Allahu Teâlâ"nın izniyle kurtulur ve sıhhat bulur.

 

YÂ MÜMİTÜ

"Ey öldürücü."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ismi-şerifi düşmanının helâki için devamlı okusa, umulurki, maksadı hasıl olur.

YÂ HAYYU

"Ey, her zaman diri olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerife devam eden kimsenin, uzun ömürlü olması umulur.

 

YÂ KAYYÛMÜ

"Ey, her zaman halkın korunup kollanmasına kıyam gösterici."

Bu ismin hassasıda şudur. Bir kimse, bu ism-i-şerifi seherde çok çok okursa, gönüllere umtasarrıf olur. Mevlânâ Cami kudduse sırrahus'sami hazretleri NEFEHAT-ÜL-ÜNS'te yazmışlardırki: Şeyh Ebu-Bekir Kettani revehallahu ruhahu, "Fahr-i-âlem sallallahu aleyhi ve sellem" efendimizi, vaki'ada çok görür ve bir çok müşkillerin hallini niyaz ederdi. Günlerden bir gün, "aleyhissalâtü Vesselâm" efendimiz, Şeyh Ebu Bekir'e vakia'da buyurdularki:

Bir kimse, her gün 41 defa YÂ HAYYÜ YÂ KAYYÛMÜ YÂ ALLAHÜ LÂ İLAHE İLLÂ ENTE, derse; bütün gönüller gaflette iken, o kimsenin gönlü olmaz. Yani, "Allahu Teâlâ" onun gönlünü gafletten saklar.

 

YÂ VÂCİDÜ

"Ey, istediğini istediği vakit bulan ve kimseye muhtaç olmayan."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerifi çok okuyan kimsenin kalp zenginliğine mazhar olacağı umulur.

 

YÂ MÂCİDÜ

"Ey, kadri ve şanı büyük, kerem ve semahati bol olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerifi çok okuyan kimsenin, gönlünde nurlar hâsıl olur.

 

YÂ VÂHİDÜ

Ey, ulûhiyyet sıfatlarında tek olan, şeriki ve benzeri bulunmayan."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerifi her kim çok okursa, temiz ahlâk bakımından diğer insanlardan üstün olur. Bu ism-i-şerifi tenhada çok okuyanın gönlünden korku ve vehim zail olur.

 

YÂ AHADÜ

"Ey, zatında tek olan."

Bu ism-in hassasıda şudur: Her kim, tenhada oturup bu ism-i-şerifi 1000 defa okursa, gaibe ve bâtın hallerine dair bazı hususlar ona açılır.

 

YÂ SAMEDÜ

"Ey, dilediğini işleyen ve dilediği gibi hükmeden."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerifi çok okuyan kimsenin "Hak sübhanehu ve Teâlâ", bütün ihtiyaçlarını karşılar, herkes ona muhtaç olur. Her kim, seherde secde ederek bu ism-i-şerifi 115 defa okursa, düşmanları üzerine galip gelir.

YÂ KADİRÜ

"Ey, her şey üzerine kuvvet ve kudret kaynağı olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam etse, umulur ki, onun bütün istekleri "Hak sübhanehu ve Teâlâ" tarafından kabul buyurulur. Herkesin bir çok düşmanı olsa gerektirki, abdest aldığı zaman her uzvu üzerine bu ism-i-şerifi okursa, bütün düşmanlarına galip olur.

 

YÂ MUKTEDİRU

"Kâdir mânasınadır. Fakat, muktedirde mübalağa vardır."

Bu ismin hassasıda şudur: Kâdir isminin hassaslarına yakındır. Her kim, bu ism-i-şerifi çok okursa, gaflet uykusundan uyanır.

 

YÂ MUKADDİMÜ

"Hikmeti iktizası, dilediği şeyi öne alıcı."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim savaş meydanında veya korkulacak başka bir yerde bulunsa ve bu ismi şerifi çok okusa, kendisine zarar erişmez.

 

YÂ MU'AHHİRÜ

"Hikmeti iktizası, dilediği şeyi geri bırakıcı."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim düşmanını alt etmek üzere çok okursa, umulurki, muradı hâsıl olur. Her kim bu ism-i-şerifi bir günde 100 defa okursa, "Hak sübhanehu ve Teâlâ" hazretlerinin muhabbetinden gayrı onun gönlünde hiç bir şey karar tutmaz.

 

YÂ EVVELÜ

"Kendisinden gayrı her şeyden önce."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, evlâdı olmasını isterse, veya seferde gaibi olsa veya bir haceti bulunsa, bu  ism-i-şerifi 40 cuma günü 1000 defa okursa, umulurki muradı hasıl olur.

YÂ ÂHİRÜ

"Ey, kendisinden gayri her şeyden sonra, yani, her şey fenâ bulduktan sonra da baki kalan."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim bu ism-i-şerifi düşmanını def'etmek niyyetiyle okursa, muradı hâsıl olur.           Her kim, bu ism-i-şerifi çok okursa âkibeti hayır olur.

 

YÂ ZÂHİRÜ

"Ey, vücudu zahir."

Bu ismin hassasıda şudur. Her kim bu ism-i-şerifi çok okursa, düşmanları üzerine galip olur. Her kim, cuma namazlarından sonra 15 defa okursa, batını nurlanır.

 

YÂ BÂTINÜ

"Ey, zâtının hakikatı akıldan ve duygulardan örtülü olan."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim bu ism-i-şerifi günde üç kere okursa,eşyanın hakikatine alim ve Hak celle ve alanın sırların layık olur

 

YÂ VALİ

"Ey, mülkünde hakim ve mutasarrıf olan padişah".

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam ederse umulur ki ona eşyada tasarruf nasip olur. Sağlam ve güzel bir yapısı bulunan ve bu yapıya zarar erişmemesini isteyen kimselerde, bu ism-i-şerifi bir kaba yazmalı, sonra içine su doldurarak bu suyu yapının dört duvarı üzerine serpmelidir. Kar ve yağmurda o yapıya hiçbir zarar erişmez.

 

YÂ MÜTE'ÂLİ

"Ey, her şeye tam kudret ile faik veya mahlûkat sıfatlarından âli ve münezzeh."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerife devam etse, akran ve emsali arasında üstün olur.

 

YÂ BERRÜ

"Ey, kullarına ihsan edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerifi, her kim çok okursa umulurki, "Hak sübhanehu ve Teâlâ"nın ihsanlarına mazhar olur. Bir kimse, çocuğu üzerine okusa, belâlardan emin bulunur.

 

YÂ TEVVABÜ

"Ey, tövbeleri kabul edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Günahkâr olanlar, bu ism-i-şerifi çok okurlarsa, umulurki "Hak Teâlâ" kendisine tövbe nasip eder.

 

YÂ MÜN'İMÜ

"Ey, nimet verici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi çok okursa, "Hak sübhanehu ve Teâlâ" hazretlerinin nimetlerine mazhar olur.

 

YÂ MÜNTEKİMÜ

"Günahkârlardan dilediklerine cezasını veren."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi çok okursa, günde 1000 defaya kadar çıkan ve KAHHAR isminide ilave ederse, düşmanlarının helâk olması hususundaki muradı hasıl olur.

YÂ AFÜVVÜ

"Ey, günahkârları affedici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i-şerifi okumağa devam ederse, "Hak sübhanehu ve Teala" onun günahlarını affeder.

 

YÂ RÂ'UFÜ

"Ey, çok rahmet ve şefkat edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerife çok devam eden, çok nimet sahibi olur. Bir kimse, bir mazlûmu bir zalimin elinden kurtarmak ister ve bu ismi okuyarak şefaat ederse kabul buyurulur.

 

YÂ MALİK-EL-MÜLKİ

"Ey, mülkün ebedi mâliki."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse, bu ism-i-şerifi çok okursa, halk arasında aziz olur.

 

YÂ ZEL-CELÂLİ VEL-İKRAM

"Ey, mutlak istiğna ve fazlı-kerem sahibi." Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i-şerife devam eden kimse, zengin olur.

YÂ RABBİ

"Ey Rabbimiz."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ism-i şerife devam eden kimsenin, "Cenab-ı Rabbül-izze"nin lütuflarına mazhar olacağı umulur. Bir kimsenin oğlu veya kızı, başka bir kimsenin elinde bulunsa, bulundukları evin çevresine bir hat çekerek, bu ismi şerifi 100 defa okursa, kurtulurlar.

 

 

YÂ MUKSITÜ

"Ey âdil."

Bu ismin hassasıda şudur: Bu ismi şerifi devamlı okuyan kimse, şeytan şerrinden emin olur.

 

YÂ CÂMİ'U

"Ey, kıyamet günü halkı toplayıcı."Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimsenin bir şeyi kaybolsa, o kimse                       YA CAMİ'AN-NASİ Lİ-YEVMİN LA REYBE FİYHİ İCMA' ALEYYE DALLETİY derse, kaybolan şeyin "Allahu Teala"nın izniyle bulunacağı AVARİF'TE  açıklanmıştır. Bu husus, meşâyih kaddesallahu ervahehum tarafından da denenmiştir.

 

YÂ GANİYYÜ

"Ey, hiç bir vakit hiç bir kimseye ihtiyacı olmayan."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ismi şerife devam ederse, göz tokluğu ile sıfatlanır.

 

YÂ MUGNİ

"Ey, zengin edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim bu ismi şerifi her defasında 10 defa olmak üzere 10 cuma okursa, "Hak Teâlâ" kendisini halka muhtaç olmaktan korur. Bir illete müptelâ olanda, bu ismi şerifi elinin üzerine okuyarak, o illetin bulunduğu yere sürerse, "Allahu Teâlâ"nın izni ile kurtulur.

 

YÂ MÛ'TİY

"Ey, atiyye edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Duası kabul olunmayanlar, bu ismi şerife devam etseler, duaları müstecab olur.

 

YÂ MÂNİ'U

"Ey, dilediği kimseyi, dilediği şeyden men'edici."

Bu ismin hassasıda şudur: Eşi ile arasında düzenlik ve anlaşma olmayan kimse, bu ismi şerife devam ederse, dirlik içinde yaşar.

 

YÂ DARRÜ

"Ey, hikmeti iktizası halktan dilediği kimseye zarar eriştirici."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir aşağı mertebeye düşen kimse, cuma gecesi veya kameri ayların 13. 14. 15.'inci geceleri bu ismi şerifi 100 defa okursa, yüksek mertebelere erişir.

 

YÂ NÂFİ'U

"Ey yararlandırıcı."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ismi şerifi 4 gün müddetle, her gün gücü yettiği kadar okursa, kendisine hiç bir ziyan ve elem erişmez.

 

YÂ NÛRU

"Ey, iyman ve ma'rifetle yeryüzünü, gökyüzünü, güneşi, ayı aydınlatıcı."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim önce Nûr sûresini ve daha sonrada 1000 defa bu ism-i şerifi okursa, bâtını nurlanır.

 

YÂ HÂDİ

"Ey, doğru yolu gösterici."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, gökyüzüne bakarak bu ismi şerifi okur ve elini üfleyerek yüzüne sürerse, o kimse ma'rifet bulur.

 

YÂ BEDİ'U

"Mübdi mânasınadır. Yani, ey her şeyi yaratıcı, misli görülmemiş şeyleri meydana getirici."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir müşkil işi olan, bu ismi şerifi (YÂ BEDİ'AS-SEMAVAT-İ-VEL'ARD) şeklinde 70 defa okursa, "Hak celle ve alâ" hazretleri onun müşkil işini kolaylaştırır.

 

YÂ BÂKİ

"Ey, fenâ kabul etmeyen daimi vücut."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, güneş doğmadan önce, 100 defa bu ismi şerifi okursa, ömrü bouynca felâket görmez ve âhirette de "Hak Teâlâ" onu yarlıgar.

 

YÂ VÂRİSÜ

"Ey, dünya ehlinin fenasından sonra, yerleri ve gökleri miras ile tutucu."

Bu ismin hassasıda şudur: Her kim, bu ism-i şerifi çok okursa, umulur ki ömrü uzun olur.

 

YÂ REŞİDÜ

"Ey, her türlü işlerinde halka yol göstererek irşad eyleyici."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimsenin mühim ve karanlık bir işi olsa ve ne yapacağını bilmese, akşam namazı ile yatsı namazı arasında bu ismi şerifi 1000 defa okursa, o işinin tedbiri kendisine kolaylaşır ve batını parlak olur.

 

 

 

 

 

YÂ SABURÜ

"Ey, âsilerin cezalandırılmasında acele etmeyen, onların tövbe etmelerini bekleyen, cezasını geciktiren ve dilediğizaman azap eden."

Bu ismin hassasıda şudur: Bir kimse bir derde veya bir karışık işe düşse, bu ismi şerifi 3000 defa okursa, kurtulur.

 

YÂ SÂDIKU

"Ey, haber verdiği her şeyde doğru söyleyici."

Bu ismin hassasıda şudur: Yalancılığı âdet edinmiş bir kimse, bu ismi şerife devam etmek suretiyle bu kötü huyundan kurtulur.

 

YÂ SETTARÜ

"Ey, âsilerin günahlarını örtücü."

İntibah erbabının önderi ve örneği HOCA UBEYDULLAH hazretlerinden nakledilmiştirki: Bir kimsenin mühim bir isteği ve maksadı olduğu zaman, ESMÂ'ULLAH'tan o isteğine uygun isme teveccüh etmesi ve bunun içinde bütün gücünü sarfederek çalışması gerektir. Bu çalışmak, fikri o istek üzerinde toplamaktan ibarettir.

Yine buyurmuşlardırki, Kur'an ile çatışmak mümkün olamayacağı gibi bâtın ehlinin himmetiyle de çatışmak mümkün değildir. Çatışan, mutlaka mağlûp olur. Bir kâfir, kendi fikrini devamlı olarak bir işe bağlasa, tam himmeti dolayısıyla istediği müyesser olur. Himmetin tesirinde, iyman ve amel şart değildir. "Allahu Teâlâ" "Darda kalanın, duası kabul olunur." buyurmuşturki bu husus umuma şâmildir.

 

 

 

H.Z. PEYGAMBER (S.A.V.) EFENDİMİZİN ÖĞÜTLERİ

 

- "Allah"a ve ahiret gününe imanı olan, ya hayırlı şey söylesin veya sükut etsin.

- "Cenabı Hakk"ın en sevmediği adam, düşmanlığında ısrar edendir.

- Her eziyet eden adam ateştedir.

- Senin kendisinde gördüğün faziletin iki katını sende görmeyen, yani seninde saygı hakkını kabul etmeyen kimse ile sohbet etme.

- Temizlik imândandır.

- Kim bir şey söylerken etrafına bakınırsa, o söz, söylenene emanettir. Onu kimseye söylemesin.

- Helal kazanmak için çalışan "Allah"ın sevgilisidir.

- Dünyan için hiç ölmeyecekmiş, âhiretin içinde yarın ölecekmişsin gibi çalış.

- Rızk kapıları kilitlidir. Onları açacak anahtar insanın çalışmasıdır.

- Dedikoducu cennete giremez.

- Şu üç şey, kimde bulunursa ayıp olarak ona yeter: Birincisi, kendinde bulunan ayıbı bilmez ve görmez de, başkalarının ayıplarıyle uğraşır. İkincisi, halktan utanç duyduğu şeyi gizlice işler. Üçüncüsü, birlikte oturup sohbet ettiği kimseye eziyet eder, onu sıkacak harekette bulunur.

- Bir müslümana zarar veren, hilekârlık eden, aldatan bizden değildir.

- Yalan ile iman bir yerde barınamaz.

- İnsanı şaşırtıcı, aldatıcı şeylerden sakınınız.

- Yalan yere şahitlik eden kimseyi, daha şahitlik ettiği yerden ayrılmadan, "Allah"ın azabı karşılar.

- Rüşvet verenede, alana da, rüşvete delalet edenede "Allah" lânet etsin.

- Dünya, âhiretin tarlasıdır. Kim dünyada ne ekerse, âhirette onu biçer.

- Müslüman, israfa meyletmez.

- Hiç bir canlı yaratığı suda boğmayınız veya ateşte yakmayınız.

- Tamahı bırak başkasının elindekine göz dikmeki, hakkın sevgilisi olasın.

- Haset etmeyiniz. Kıskanmayınız. Birbirinize arka çevirmeyiniz.

- "Allah"ın azabı gururlanan, gururundan iki tarafa sallanarak, azametli yürüyen kimsenin üzerindedir.

- Kişi bazen sırf gülüşsünler diye, öyle bir söz söylerki, bu söz gökten daha yüksek bir yerden düşercesine yok olmasına sebep olur.

- Kıyamette en çok azap görenler: dünyada halkı en çok eziyet ve rahatsız edenlerdir.

- Herkesi çekiştiren, herkes hakkında fena sözler söyleyen sözünde, doğru bile olsa, gevezelik eden mü'min değildir.

- Sahibinin izni olmaksızın: bir adamın evinin içindeki şeyi öğrenmek isteyen mütecessis kimsenin, ev sahibi tarafından gözü çıkarılsa yeridir.

- Kötü hareketlerinden dolayı kendisini halkın terkettiği kimse, "Allah" yanında da kötüler arasındadır.

- İçki, her fenalığın başı, her kötülüğün anasıdır.

- Şüphe ettiğin şeyi bırak, şüphe etmediğini tut.

- Bilerek, çalınan bir şeyi satın alan, hırsızlığın utancına ve günahına ortak olur.

- Kim bir kimseyi isminden gayri (kötü) bir şeyle anarsa, melekler ona lanet eder.

- Gördüğü iyiliğe teşekkür etmeyen, "Allah'a da şükretmez.

 

 

 

TASAVVUFLA İLGİLİ FETVALAR İNTİSAB NİÇİN GEREKLİDİR

 

Soru: Şimdiye kadar olduğu gibi bundan böylede tasavvuf ve tarikat büyüklerini, yol gösterici bir şeyh ve mürşid olarak benimsemek, onlara intisap etmek doğrumudur?

Cevap: Tasavvuf ve tarikat şeyhlerini, mürşid olarak tanımak, onların irşad ve işaretlerine göre özümüzü, sözümüzü ve davranışlarımızı düzenlemek, şer-i şerife uygun, güzel ve hatta herkes için lüzumlu bir husustur.

"Aklı başında ve alim olan kimselerden, doğru yolu göstermelerini isteyiniz ki doğru yolu bulabilesiniz. Onları dinleyin, söz ve nasihatlarına uyun. Gösterdikleri yoldan dışarı çıkmayın. Aksi halde pişman olursunuz."

                                                       Hadis-i Şerif

"Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır"

                                             Beyazid-i Bestami

"Bakıcısız ve bahçıvansız, dağbaşında, kendiliğinden büyüyen ağaç, yaprakla donansa bile meyve vermez. Meyve verse bile lezzetli olmaz. Bağ ve bahçe meyvelerinin lezzeti gibi olmaz. Böyle bir ağaç bir yerden diğer bir yere nakledildiği zaman hem çok güzel olur, hem de bol meyve verir. Çünkü ona emek verilmiş ve üzerinde tasarruf vuku bulmuştur."

 

 

 

MEZHEP İMAMLARI VE TASAVVUFLA İLGİLERİ

 

Soru: Dört büyük mezhebin kurucusu bulunan imamların bizzat kendileri, çağdaşı olan Şeyhlerden tarikat almışlarmı? Teveccüh ve mukabele ile yapılan niyaz merasimlerine katılmışlarmı? Tasavvuf ve tarikat büyüklerine karşı mütevazi, bir tavır takınıp onlara karşı saygı ve hürmet göstermişlermidir?

Cevap: Mezkur imamların hepside bir şeyhe intisap etmişler ve ondan ma'nen feyz almışlardır. Nitekim imam-ı Azam Hazretleri vefatlarından iki sene önce kendi öğrencilerinden birine intisab ederek tarikat almış, vefat ederkende "Son iki senem olmasaydı helâk olurdum" buyurmuştur.

İmam şafii Hazretleri ise, aslen ümmi, fakat gönlü ilmi ledünni ile dolu Şeyban-i Ra'i gibi bir zatın önünde, anasının dizi dibinde oturan bir çocuk gibi, mütevazi bir tavır içinde bulunur ve teveccüh için beklerdi. Hatta imam-ı Hanbeli Hazretleri,

- Ya imam-ı Şafii, Şeybani Ra'i gibi bir ümmiye karşı niçin bu kadar tevâzu gösteriyorsunuz diye sorduğunda: O,

- Ya imam-ı Hanbeli, Bizim ilim ve iman konusundaki sözlerimiz bu zatta fiilen yaşanılan bir hal ve davranış şeklinde tezahür etmiştir diye cevap verdi.

İmam-ı Azam Hazretleri Hadis-i şeriftede işaret edildiği üzere, abdest suyuyla birlikte akan günahın kirini keşfen gördüğünden, abdest alımında kullanılmış müsta'mel suyun, tekrar abdest almak için kullanılamıyacağına hükmetmiştir.

 

  

 

İZİNSİZ ZİKİR OLURMU?

 

Soru: Bir şeyh'e intisab etmeksizin ve ondan izin almaksızın zikir ve fikirde bulunmak, Evrad-ı Şerife okumak caizmidir?

Cevap: Caiz isede böylesi bir zikir ve fikirle ma'nen mesafe katedilemez. Terakki mümkün değildir. Silsilesi sahih yetkili bir şeyhin bereketi ve te'siri çoktur. Feyz ve bereket isteyen bir müridin, necat isteyen bir talibin Kâmil bir şeyhe bağlanması gereklidir. Böyle birini bulduğu zaman onun sohbet ve zikir meclislerine devam etmeli, onun gösterdiği   âdâp ile edeplenmelidir. Ki böylece bâtını bir halden diğer bir hale seyredebilsin. Yanan bir kandilden yakılan diğer bir kandil gibi feyz alsın. Nefsani iradesinden tamamen sıyrılsın. Böyle birine teslimiyet "Allah'a ve Resûlü"ne teslimiyettir.

"Allah'ın Resulüne itaat eden Allah'a itaat etmiş olur." ayeti gereğince Silsile-i şerife "Allah" ve Resulullah'ta son bulur.

 

KADINLARIN İNTİSABI

 

Soru: Kadınlardan biat alma, erkeklerde olduğu gibi musafaha ile elele tutuşarakmı? yoksa sadece karşılıklı sözleşme ilemi yapılır?

Cevap: Bir rivayette Hz. Peygamber (S.A.V.) erkeklerin bi'at merasimi bitince safa tepesine oturdu. Bilahare kadınların bi'atını almaya başladı. İçerisinde su bulanan bir kap getirtti. Önce O elini, sonada kadınlar ellerini birbirine dokunmayacak şekilde suya daldırdılar.

Diğer bir rivayette ise: elinde bulunan kumaş parçasının bir ucundan peygamberimiz (S.A.V.), diğer ucundanda kadınlar tutunmuş ve öylelikle bi'at'larını kabul etmişti.

Başka bir rivayette ise: Resulullah (S.A.V.) kadınlardan birine vekalet verdi. O da Safâ tepesinde durarak kadınların bi'at'larını kabul etti. Bu kadın Hz. Hatice (R.A.) validemizin kız kardeşi Ümeyye (R.A.) idi.

Bu hususta Merhum İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri şu yorumu yapmaktadır.

Muhakkak Resululla erkeklerin bi'atını musafaha ederek kadınlarınkini ise elleri ellerine dokunmaksızın kabul etmiştir.

Soru: Kadınlardan bir veya birkaçının mürşidlerinin huzuruna çıkarak, Şeyhleriyle aynı odada oturmaları ve musafaha etmeksizin bi'at ederek intisab edip tarikat almaları caizmidir?

Cevap: Eğer kadınlar toplu ve cemaat halinde, İslâmi tesettüre uygun olarak giyinmişlerse caizdir. Toplu halde olsa bile açık-saçık kadınların bu halleriyle mürşidin huzuruna çıkarak intisab etmeleri caiz değildir.

Netice olarak kadın ve erkeklerin bir mürşide biat etmeleri, ilahi emirlere ve Hz. Peygamber (S.A.V.) in kavli ve fiili sünneti seniyyesine uygun bir harekettir.

a) Tarikat vardır

b) İnkarı küfürdür

c) Erkek ve kadın her müslümana elzemdir, lazımdır.

 

 

 

TARİKATA GİRENLERE ÖĞÜTLER

 

İlk önce iyi bilmelidirki tarikata giren her kişinin doğru olması ve doğruluktan ayrılmaması şarttır.

Tarikata girip, intisab eden kimseye lazım ve layık olan, tarikatın bütün esaslarında intisab ettiği şeyhe benzemektir. İntisab ettiği Şeyhinin kapısını Allaha kavuşmak için bir vesile kabul etmelidir. O kapıyı sonuna kadar beklemelidir. Müridin beklediği Himmet, Rahmet o kapıdan gelir. İstediği ilahi kokuları, tecellileri o kapıda bulur. O kapıda yalnız Allahın rızasını düşünerek bekler. Allahı arayanlar "O"nu bulan kimseleri ararlar ve teslim oldukları Şeyh'in hazinesinde Allah'ın hazinesinin zenginliğine ererler. Mürid şunu bilmelidirki el aldığı mürşide benzemek, dindarlıkta, ahlakta ve amel'de olur. Ayrıca tarikata giren kardeşlerimize şunlarda lazımdır.

 

Tam bir tevekkül içinde bulunmak: Yani yiyecek, içecek ve giyecek gibi şeylerde buldukları ile kanaat etmelidir. Bu gibi şeylerin düşüncesiyle, Allaha olan tevekkülünü, bağlılığını bölmemelidir.

Tarikatın temeli doğruluk üzerinde kurulmuştur. Bu yola intisap eden kardeşlerimizin "Hak'tan ve doğruluktan ayrılmaması şarttır. Hakk'tan ve doğruluktan ayrılan bir mürid hiç bir manevi aleme erişemez. Hatta kokusunu bile duyamaz.

Bu yolda Cenab-ı Hakka'a vasıl olmak için o Allah dostlarının yolundan ve izinden gitmelidir. Hakk'ın dostları bu yolda can verdiler, kanları aktı, riyazet çektiler, aç ve susuz kaldılar, öylece çalışıp Hakk'a vasıl oldular.

Bu yola intisab eden kardeşlerimize düşen görevler ise Hakk'ın dostlarının yolundan bir nefes dahi ayrılmamaktır. Onlar gibi yaşamaya çalışmaktır. Hiç bir çağda Şeyh'ler müridlerine yanlış yol göstermemişlerdir. En kısa yoldan müridlerini Hakk'a vasıl etmişlerdir. Tarikat yolu Hakk'a giden en kısa yoldur. Yolların en güzelidir. Müntesiplerine nur ve sürur yoludur.

Mürid doğruluktan sonra niyetini ve amelini düzeltmelidir. Helalleri, haramları bilmesi lazımdır. Müridlerin ilk önce Şeyh'lerine uyması lazımdır. Beyazid-i Bestami Hazretleri: Kimin Şeyh'i yoktur, Onun Şeyh'i Şeytandır. buyurmuşlardır.

Mürid, mürşidinin her emrini bir mücevher hazinesi bilmeli ve neye işaret buyuruyorlarsa, onu bellemeli ve emrolunduğu gibi aynen ve harfiyyen yerine getirmeye çalışmalıdır. Şeyh'inin istek ve emirlerini kendi istek ve arzularından önce tutup kendi nefsinden üstün tutmalıdır. Şeyh'ine hizmetin "Resullah'a hizmet, Resulullah'a hizmet 'Allah'a hizmettir düsturunu kendisine şiar edinmelidir.

Mürid, dünya sevgisinden, kibirden, gururdan, kinden, riyadan, benlikten ve benzeri bütün kötülüklerden temizlenmeye gayret gösterecektir.

Cenab-ı hakk'ın izniyle daima Şeyhinin ve Pir'inin ruhaniyetinin kendisini takip ettiği inancına sahip olacaktır.

Ayırca mürid, hali bozulunca bunu önce kendinde arayacak. Acaba ben bugün kimlerle oturdum, kimlerin meclisinde bulundum, benim arkadaşlarım kimlerdir. Yani mürid nefsini daima muhakeme edecek. Eğer bazı hal ve davranışları ibadetini, zikrini, fikrini engelliyorsa derhal bu engel olan hal ve davranışlarını terk etmeye çalışacaktır.

Mürid sırlarını saklamalıdır. Her türlü kavuşmuş olduğu sırlarını Şeyh'ine arz etmelidir. Nefsine ve şeytana uyup yolundan geri kalmamalıdır. Tembellik ve gevşeklik göstermemelidir. Yolu basite almamalıdır. Ciddi bir çalışma içerisinde olmalıdır. Her nefes zikirle meşgul olmalıdır. Kusur ve günahları için tövbe edip göz yaşları dökmelidir. Ya Rabb'i zatına layık kulluk edemiyorum diyerek ahu figan etmelidir. Oturup kalktığı, yürüdüğü her yerde Şeyhimle beraberim düşüncesi hakim olmalıdır.

Mürid hiç bir zaman istirahati tercih etmemelidir. Toplu zikirlerden ve sohbetlerden geri kalmamalıdır. Nakşibendi Hazretleri, biz müridlerimize sohbet ile yol veririz buyurmuşlardır. Bu mübarek sözü baştacı etmemiz lazımdır. Sohbetlere ve zikirlere muntazam devam etmelidir. Hiç kimse ile münakaşa etmemelidir. Herkesin hak ve hukukuna riayet etmelidir.

 

Eline, beline, diline, gözüne sahip olmalıdır. Yalandan, gıybetten, gösterişten şiddetle kaçınmalıdır. Eğer böyle bir hataya düşmüş ise gözyaşları ile Rabb'isinden affını dilemelidir. Vermiş olduğu sözü dikkatle yerine getirmelidir. Az yeyip, az konuşup, az uyumalıdır. Bütün veliler bu sözde ittifak etmişlerdir. Yaptığı hayır ve iyi amelleri unutmalıdır. Geçmişteki günahları ve hataları için tövbe edip nadim olmalıdır.

 

Bir daha günahlara dönmemelidir. Mürid için en büyük servet Yüce Allah'ın sevgisini kalbinde bulmasıdır. Her hâlûkârda 'Cenab-ı Hakk'a şükretmelidir. Mürid zikre devam ederken her manevi müşahadeye aldanmamalıdır. Yüksek makamlara ulaşabilmek için zikrine, fikrine devam etmelidir. Bu gibi yüksek makamlarda Şeyh'inin himmeti ile varacağına inanmalıdır. Şeyh'ine karşı büyük sevgi beslemelidir.

 

Mürid daima iyi insanlarla oturup kalkmalıdır.

Fathûl Musuli Hazretleri: Ben otuz tane büyük Şeyh'le sohbet ettim, hepside bana Allah'tan kork ve kötülerin meclisinden uzaklaş diye vasiyet ettiler. Kişi arkadaşının dinindendir, buyurulmaktadır.

 

Mürid daima dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu tefekkür etmelidir. Bu yolda sabrı baştacı etmelidir. Sabreden derviş muradına ermiş sözleri ne büyük bir hakikattır.

Bir mürid bu vasiyetlere bağlı kaldığı ve tatbik ettiği müddetçe yolunda muvaffak olur. İlahi ya Rabb'i azameti kibriyan hürmetine, izn-i Celâl'in hürmetine bizleri bu yoldan ayırma. Amin.

 

 

 

 

YOLUN GÜZELLİĞİ

 

Kıymetli Kardeşlerim;

Hamd alemlerin Râbbi Allah(hu) Zülcelâl Hazretlerine, Selât-ü Selâm alemlerin Efendisi iki cihanın güne  Hz. Peygamber (S.A.V)        aline ve ashabına olsun.

Bizi bu aleme göndererek varlığından haberdar eden Rabbimize sonsuz şükürler olsunki, öyle yüce bir Peygambere ümmet olabilme şerefine  eriştirmiştir. Bu durum ise biz aciz kullarına, Rabbimizin büyük bir ihsanıdır. İsa (A.S.) bir  sözünde şöyle buyuruyor.

Levhi mahfuza nazar eyledim. Gördümki her yüce makam Muhammed ümmetine aittir. Sayısız ihsanlar Muhammed ümmetine aittir. Ah çekerek "ne olurdu bende Muhammed ümmetinden bir kişi olsaydım". Buyurmuşlardır.

Kıymetli kardeşlerim; varlığı alemlere Rahmet olan Hz. Peygamber efendimize layık bir ümmet olabilmektir. Bunun içinde çok mücadele vermemiz gerekmektedir.

Gerçek ümmet olabilmenin sırrı ise ancak ve ancak Cenab-ı Hakk'ın tecellisine mazhar olmuş, irşada yetkili bir evliyasına ermekle mümkün olabilir. İrşada yetkili kılınan Evliya ise, mutlaka bir dergâh ve tarikat mensubudur. Tarikat       ise Hz. Allah'a giden en kısa vuslat yoludur, (kavuşma yoludur). Çünkü milyonlarca Evliyanın takip ettiği ve ettirdiği yoldur.

Bu yoldan daha kısa vuslat yolu olsaydı, tüm Allah dostu evliyalar o yolu takip ederlerdi. Ama görüyoruzki, milyonlarca evliya bu tarikat ve tasavvuf yolu ile vuslata ermişlerdir.

Cenab-ı Zülcelâl Hz.'lerinin kullarını kendine yaklaştıran metodların en güzeli ise tarikat ve tasavvuftur. Tasavvuf ve tarikat; insanları birliğe, vahdete çağırıyor. Mühim olan Hz. Allah'ta fani olmaktır, tekrar onunla hayat bulmaktır.  Tabi bu kolay olmayacaktır. Ancak azmin elinden de hiçbirşey kurtulmaz.

Hak dostlarının hayatlarını incelediğimiz zaman, şunu görüyoruz. Bir ömür boyunca mücadele ve mücahede  etmişlerdir. Riyazetlerle günleri geçmiştir. Aç ve susuz kalmışlardır. Secdelere kapanarak gözyaşları çağlayarak              inim inim inlemişlerdir. Tâkatları kesilmiştir. Çok yorulan tâkatı kesilen bir evliya ilginç bir yönteme başvurarak şöyle yapmıştır: Evinin iki direği arasına ip germiştir. Göğsünü ipin üzerine atarak "Yarabbi; şu an durumum sana malumdur. Tâkatım kesildi, gidip yatağıma yatmakta istemiyorum. Benim dua ve niyazlarımıda böyle kabul et."diye Cenab-ı Hakk'a yalvarmıştır. İşte Allah'a kul olanlar böyle çalışmışlardır. Bu azim ve aşktan cenab-ı hak cümlemize nasip eylesin. Yatsı abdesti ile 40 yıl  sabah namazı kılmışlardır. Cezbelere kapılarak, yalın ayak başı açık günlerce dağlarda gezmişlerdir.

Kıymetli ihvanlarım;

Nedir bu insanları bu hale getiren? Sahra bucak dolaştıran nedir? Neden avam halkına bu haller olmuyorda, tarikata girenlerde bu haller zuhur ediyor. Demekki bu işin bir sırrı vardır. Bu sırrın bir kapısı vardır. Bu kapının bir anahtarı      vardır. O anahtarla gönül kapımızı açıp bir mürşit eli tutmamız gerekir. Tutanlara ne mutlu. Rabbimiz onları yüce makam   ve mevkilere erdirsin. Bu bir nasip meselesidir. Yunus Emre'nin buyurduğu gibi;

Doğruya varmayınca

Mürşide ermeyince

Hak nasip etmeyince

Sen derviş olamazsın

 

Mürşit ile yol gidersen

Fanileri terk edersen

Teslimi külle olursun

Bu bir nasip meselesi

 

Ruhlar aleminde bir kişi bu yolun mensupları olan Evliyasının ruhu ile tanıştıysa, mutlaka onada bu yol nasip olur.   Allah'u Teâlâ'ya şükürler olsunki biz aciz kullarına bu mübarek yolu nasip eylemiştir.

 

Kimki bu yola girdi

Er geç maksuda erdi.

Bu yola girenleri boş bırakmazlar. Yeterki insanda gayret olsun, azim olsun yılmadan, usanmadan mücadele etsin.

Çok sabır isteyen bir yoldur. İmtihanı çok olan bir yoldur. Daima nefse muhalefet etmek gerekir. Nefs istek ve   arzularına gem vurmak gerekir. Şeytanı düşman bilmek vesveselere kanmamak gerekir.

Dünyanın geçici saltanatına, makam ve mevkilerine gönül vermemek gerekir. Her türlü hayvani sıfatlardan arınmak gerekir. Kibir, riya, haset, kin, gadap, öfke, hırs, tamah gibi sıfatları eritip melekleşme sıfatına dönmek gerekir.  Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'inde; İnsan insanlığını bilirse meleklerden üstündür. İnsan insanlığını bilmezse hayvanlardan     aşağıdır. Başka bir ayet-i Kerimede ise İnsan Eşrefi mahluktur. (Mahlukatın en şereflisi insandır) buyurulmuştur.

Böyle şerefli olan insana çirkin sıfatlar yakışmaz. Temizlenmesi, arınması gerekir. Bu da ancak tarikata girerek       Murad nuruna kavuşarak olur. Murad nuru ise Şeyhin gönlünden müridin gönlüne atılan ilâhi bir nurve şûadır. Bu nur       kalpte karar kılar. Kişi idrakı ve çalışması sayesinde bu nuru kayıp etmeyerek büyütürse, kalpten bütün azalarına,       Allah'ın nuru dağılır. Böylece her azası nurlanır.

O zaman bu kişinin elinden, dilinden, kimseler incinmez. Ali Râmitâni Hz.'leri şöyle buyuruyor. Kalpten vücuda açılan 360 pencere vardır. Gönül Allah (hu) Teâlâ'nın zikri ile kaynayıp coşunca, bu coşku ile kalbe doğan feyizler ve nurlar 360 pencereden vücuda yayılır. Böyle nurların ve feyizlerin yayıldığı bir uzuv kendi haline göre zevkle ibadet eder.     Aşk ve feyz alır. Bu aşk ve feyzin neticesinde beşeri sıfatlardan arınır. Melekleşme sıfatına döner. Halkın ve Hakk'ın sevgilisi     olur. Bu kişinin elinden ve dilinden kimseler incinmez. Böyle bir kul olmayı Rabbimiz nasip eylesin. Amin.

 

 

DERS VE TESLİMİYET

Kıymetli İhvanımız;

Allah'a şükürler olsunki bu gün ders gibi ulvi bir görevi yüklenmiş bulunuyoruz. Bu mukaddes görevi alırken bir akit imzalıyoruz. Söz veriyoruz. Görünüşte Şeyh'le anlaşma yapıyoruz. Ama gerçekte bu sözü Alemlerin Rab-i'ne veriyoruz.      El ele, el Hakk'a kaidesi vardır. Allah'ın eli onların eli üstündedir, emri fermanı ortaya çıkıyor. Şeyhle yapılan biat Allah Resûlü'ne, Allah Resûlune yapılan biat ise, Alemlerin Rabbi olan Allah'a yapılıyor. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor.

Ey Habibim, söyle kullarıma, eğer bana inanıyorlarsa sana tâbi olsunlar.

Kıymetli ihvanımız; İşin hakikâtı şudur. Tarikat vardır. İnkar ise küfürdür. Her erkek ve kadın müslümana lâzımdır. Bu dersin mahiyyeti, Allahû Zülcelâl Hazretlerini zikir etmektir. Zikirsiz insanın kalbi mutmain olmaz.     Ancak kalbler Allah'ın zikri ile mutmain olur. Ders çekmekteki gaye ise kalbe sahip olup, onu Allah'ın zikri ile  mutmain etmektir. Bir kalbin    mutmain olması ise ancak ve ancak bir mürşide  teslim olup ders ve zikir telkinlerine uyarak mümkün olur. Adap ve      erkana uyarak, zikre ve sohbete devam etmekle kişi bu yolda Hakk'a yakınlık kazanır.

Bu yakınlığa erip Hakt'ta fani olmak için insanlara ders ve zikir telkini yapılır. Evliyalar Peygamberlerin varisidirler. Peygamberlerin görevi ise insanları Hakk'a çağırmak değilmidir.

İşte bu görevi en güzel şekli ile Allah dostu Evliyalar yapa gelmişlerdir. Hemde en güzel metodla gönülleri fethederek insanları aşk ve cezbelere, göz yaşlarına boğarak yapmaktadırlar. Bu gün Şeyh'le mürid uzak uzak memleketlerde      olsalar bile aralarındaki muhabbet telleri ile birbirlerine bağlıdırlar. İşte bu muhabbet tellerini müridlerin koparmamaları gerekir. Sadâkatla yollarına devam etmeleri gerekir. Mürid ders alıp, tarikata girdikten sonra bu sözleşmeye kesinlikle  sadık kalması gerekir. Bu sadâkatı gösterdiği müddetçe, Şeyh doğuda, mürid batıda olsa; Allah'ın izniyle O                Şeyh'in kudsi kuvveti ile O müridi terbiye ederler ve yetiştirirler. Zaten müridi yetiştiren mürşidin ruhaniyetidir.

İrşadla uğraşan Şeyh'in ruhaniyetine Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri o kuvveti vermiştir. Yeterki mürid muhalefet etmesin, teslimiyetinde sadık kalsın, kendi iradesini, Şeyh'inin iradesine teslim etsin. Bu teslimiyet ise müride çok şeyler    kazandırır. Ama farkında olur, ama farkında olmaz. Teslimiyeti sağlam olan ihvanlarımıza Şeyh'i ve Piri yetişmezse bile Alemlerin Rabbi Allah yetişir.

Zamanın birinde içkici ayyaş bir adam varmış. Fakat ismi Şeyh olarak tanınırmış. Saf ve temiz olan bir kişi, ben gidip Şeyh'ten bir ders alayım diye karar vermiş. Olanca parasını da cebine koyarak yola düşmüş. Nihayet adamın evini bulup kapısını çalmış. Şeyh olarak tanınan adamın yanında açık saçık bir kadın varmış. O saf adam hemde içki içer vaziyette bunları görmüş "-Aman efendim sizin Şeyh olduğunuzu duydum. Beni kabul edin, işte bu paralarımıda size hediye  getirdim, diyerek masanın üzerine koyar ve kalbinede hiç şüphe getirmez. Bunun halini seyreden o içkici Ayyaş durumu anlar. Çok saf bir adam olduğunu görür. Hizmetçisi olan kadına derki; Bu adama bir kazma ile kürek ver bizim bahçede çalışsın." Bunu duyan saf ve temiz adam, beni kabul etti diyerek sevinir. Bahçede çalışmaya başlar. Kısa bir zaman      sonra Kırklardan biri dünyasını değiştirir. Onun yerine İslâm aleminde adam ararlar. Kırkların başı derki; "-Bu makama o içkici Şeyh'in bahçesinde çalışan Abdul Ali layıktır. Onu getirin emrini vererek kırklara katarlar. İşte kıymetli ihvanlarımız teslimiyetin neticesi budur.

Bir kişi dersim var diye günde 100 defa tövbe eder. Allah Resûl'ü Efendimiz (S.A.V) buyuruyorlarki. Ben günde  70 defa, bir rivayete göre de 100 defa tövbe ederim, buyurmuşlardır. Haşâ o günah işlediğinden değil, belki gönlümden Cenab-ı Hakk'ın rızasına uymayan şeyler geçer korkusuyla bu tövbeyi yaparlardı. Dersimizde 200 tevhid vardır. Cenab-ı Hak Buyuruyorki Tevhid benim kalâmdır. Kim o kalâya girerse emin olup kurtulur.

Kıymetli İhvanımız; 200 salavat-ı şerife okuyoruz. Allah Resûl'ü kim benim üzerime 1 salâvatı şerife okursa, Cenab-ı Hak o kulunu 10 derece yükseltir. 200 defa okuyan kimse 2000 derece Allah'a yaklaşır. Günde 100 defa İhlas-ı Şerif okuyoruz. Allah Resûl'ü (S.A.V) Efendimiz 3 İhlas 1 fatihayı şerifi okuyan Kur'an-ı Kerimi hatim etmiş sevabı alır. Buyurmuşlardır. Demek oluyorki günde 33 defa Kur'an-ı Kerim hatim etmiş sevabı alıyoruz. Bu Cenab-ı Hakk'ın biz aciz kullarına en büyük ihsanıdır. Az çalışmakla büyük ecirler elde ediyoruz. Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri bu derslerde ve teslimiyette biz aciz kullarını daim eylesin. AMİN.

           

 

AŞK VE MUHABBET

 

Kıymetli ihvanlarımız;

Aşk: Tarikat ve tasavvuf yolundaki sermayelerin en büyüklerindendir. Böyle bir sermaye elde edilmedikçe insan kolay kolay maksuduna nail olamaz. Aşk ve muhabbetle insanın bu yolda yoğrulması gerekir. Aşk kolay kolay elde edilemez. Ancak bununda bir usûlü vardır.

Allah dostları bu aşkı nasıl elde ettilerse bunu takip etmek gerekir. Onların yolu ise tarikat ve tasavvufdur. Bu tarikat yoluna giren taliplere Allah'ın lütfu, ihsanı olarak bir sermaye verilmektedir. Bu sermaye ise Murat nurudur. Murat nuru ise Mürşidin gönlünden tarikata girmek isteyen talibin gönlüne atılan ilahi bir şûa ve ışıktır. İşte bu aşkın temeli ve başlangıcıdır. Bu nur ders alan kişinin gönlüne düşünce o gönülde manevi bir temizlik başlar. Bu manevi temizlik ise nur   ve Zulmetin çarpışmasıdır.

Kıymetli ihvanımız; Ders alan Müridimiz  iradeyi Cüz-î kullanıp teslimiyetini sağlam yapmalıdır. Zikrine ve sohbetine    ara vermeden çalışmalıdır. Mücadele ederek Nefse ve Şeytana uymamalıdır. Şeyhine ve dergâhına olan bağlılığını bozmamalıdır. Bilhassa rabıtaya çok önem vermelidir.  İşte o zaman kalp alemindeki olan her türlü beşeri sıfatlar      zamanla eriyip yok olur. Bu beşeri sıfatlar; kibir, riya, kin, gadap, öfke, hırs, tamah, gurur, benlik, varlık, haset gibi çirkin sıfatlardır. Bunlar zulmâni varlıklardır. Kalpten sökülüp atılması gerekir, eriyip yok olması gerekir. Bu da ancak kişinin Şeyh'inden aldığı Murad nurunun kalbi kaplaması ile olur.

Bu nurun büyümesi ve genişleyip vücut alemine dağılması ise kişinin zikrine ve sohbetine devam etmesi ile mümkün olur. Abdülkadir Geylâni Hz.leri şöyle buyurmuşlardır. Vücud düşmanı ölmeyince ilahi aşk elde edilemez. Vücud düşmanı ise hayvani hislerdir. Emmare, Levvame, Mülhime derecelerinden olan nefisten temizlenmesi gerekir. Az yemek, az uyumak, az konuşmakta aşkın ve muhabbetin artmasına sebeptir.

Kıymetli ihvanımız; İnsan beşeri sıfatlardan kurtulup, vücud düşmanını öldürdüğü zaman insanın Allah ve Resûlü'ne karşı günbe gün muhabbeti artar. Tevazuyu elde eder, gönlü coşar, gözleri ağlar. Allah'u Zülcelâl Hazretlerinin nuru      bütün azalarını kaplar.

 Aşıklara verme öğüt.

Öğüdünden alır değil.

Aşksız adem hayvan olur.

Hayvan öğüt bilir değil.

               Yunus Emre

 

Aşkın kime yâr olur.

Daim işi zâr olur.

Dinmez gözünün yaşı.

Yanar içi nar olur.

               Niyazi

 

 

 

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRENLERE MÜJDELER

 

Kıymetli ihvanımız Allah'a Hamd-ü senalar olsunki biz aciz kullarına az bir çalışma ile ne kadar büyük ecir ve    mükâfatlar veriyor. İnsan tefekkür eyleyip düşündüğü zaman akıllara durgunluk geliyor. Ne büyük ihsandır bizlere  Ya Rabbel Alemiyn. Ne olur Rahmetini, ihsanlarını kesme, Rahmet Peygamberine bol bol salâvat-ı şerife okuyanlardan eyle. Allah-ü Teâlâ Habibine salâtü selâm ediyor, melekler salâtü selam ediyor, bizler niçin salât-ü selam etmeyelim. Evet can kardeşlerim bol bol salavâtı şerife okuyalım da aşağıdaki müjdelere nail olalım inşaallah.

 

Allah Resûl'ü Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor.

• Üzerime bin defa salâtü selam getiren kimseye Allâhû Teâlâ ateşi ile azap etmez.

• Üzerime bir kere olsun salâvat-ı şerife getiren kimse için Allahû Teâlâ görevli meleklere: Bu kulumun üç gün    içerisinde meydana gelen günahlarını yazmayın emrini verir.

Allah'ın Resülü (S.A.V)

• İnsanların bana en yakını, üzerime en çok salâvat getirenlerdir.

Allah'ın Resülü (S.A.V)

• Kim sabahları üzerime on defa salâvat getirirse, kırk senelik günahları silinir.

Allah'ın Resülü (S.A.V)

• Cibril bana: ya Muhammed! Sana, senden önce hiç bir kimseye getirmediğim bir müjde ile geldim. Allahû Teâlâ,   senin için şöyle buyurdu dedi.

Ümmetinden kim ayakta iken üç defa salâvat getirirse, oturmadan önce Allahû Teâlâ onu bağışlar. Otururkende üç   defa getirirse kalkmadan önce Allahû Teâlâ'nın affına mazhar olur.

Allah'ın Resülü (S.A.V)

Kim altından kalkamayacağı güç bir işle karşı karşıya gelirse, üzerime çok çok salâvat-ı şerife getirsin. Çünkü Allah-ü Teâlâ, üzerime getirilen salâvatı şerife sebebi ile onun sıkıntılarını, kederlerini giderir, rızkını çoğaltır. Allah-ü Teâlâ'nın yardımı ile muradına nâil olur.

Allah'ın Resülü (S.A.V)

• Cuma günü üzerime 100 defa salâvat-ı şerife getiren kişinin seksen senelik hatalarını Allah-ü Teâlâ affeder.

Allah'ın Resülü (S.A.V)

• Allah-ü Teâlâ'nın yeryüzünde gezen seyyar melekleri vardır. Ümmetimin üzerime getirdikleri salât-ü selâmları bana ulaştırırlar. Getirdikleri salât-ü selam bana ulaşır ulaşmaz bende onlar için istiğfar ederim.

Allah'ın Resülü (S.A.V)

• Üzerime salâvat-ı şerife getirenlere kıyamet günü şefâatçi olurum. Salâvat getirmeyenden ise uzağım.

Allah'ın Resülü (S.A.V)

• Sabah ve akşamları onar defa: "Allahümme salli ve sellim alâ Seyyidina Muhammed" diyen kul şefaatime hak kazanmıştır.

Bir gün Peygamber efendimizin huzuruna bir arabi gelir.

Ya Allah'ın Resulü Kıyamet günü bizim hesabımıza kim bakacak, bizi hesaba kim çekecek?

Alemlerin efendisi Hz. Muhammed (AS) saadetle cevap buyuruyor.

Allah-u Zülcelâl Hz.leri hesaba çekecektir. Arabi bu cevaptan pek memnun kalır. Öyle ise ey Allah'ın Resulü kurtulduk.

Çünkü Alemlerin sahibi Allah seni çok seviyor. Sana selam ediyor. Melekler sana selam ediyor. Yaresul Allah. Biz ümmetlerinde seni çok seviyoruz. Kerim olan Allah bizi bağışlamaz mı? doğru söyledin Ya arabi Allah bağışlaması bol Rahmeti bol olandır. O zerreden kurreye varıncaya kadar her şeyin yaratıcısı ve sahibidir.

Sevgili ihvanımız. Bu ömür sermayesini iyi değerlendirmek gerekir. Bu alemde muhabbeti Resulullah ile dolup göz yaşı dökmek gerekir. Göz yaşı insanın kalbindeki ve ruhundaki manevi günah kirlerini yıkar ve melekleşme sıfatına dönderir. Cenabı Hak melekleşme sıfatına Kavuşan kullarından eylesin amin.

 

ÖNEMLİ  ALTI  ŞART

 

1- Daima abdestli ve edep üzere bulunmak.

2- Farz olan namazları vaktinde mümkünse cemaatle kılmak.

3- Kazaya kalmış namaz ve oruç borçları varsa edasına gayret göstermek.

4- Yalan söylemekten ve dedikodu etmekten son derece sakınmak.

5- Hiç kimsenin aleyhinde olmayıp kendi kusurlarının affı niyazı ile meşgul olmaktır.

6-Hak ve adleti üstün tutan insanların yanında yer almaktır.

Bu yola intisap eden ihvanlarımıızın durumlarına göre dersler tarif edilir.

Dersler her yirmidört saatte bir defa yapılır. Bu şartları kabul edip mürşid eli tutan gerçekte "Cenab-ı Hakk'a biat etmişlerdir.

Muhakkakki sana biat edenler gerçekten Allah'u Teala'ya biat etmişlerdir. Allah'ın eli onların elleri üstündedir. Kim ahdini ve biatını bozarsa vebali nefsine racidir. Kim Allah'u Tealaya olan ahdine ve biatına vefa ederse Allah'ta ona pek büyük bir ecir verecektir.

                                                         El-Fetih 10

Bundan sonra müride lazım olan bu ahde ve sözleşmeye kuvvetle sarılmak ve sabit kadem olmaktır.

Bu ahde son derece bağlı kalmaya dikkat etmelidir. Zira en küçük gevşeklik ahdin bozulmasına sebep olabilir. Salik icazet ve inabe, ders aldıktan sonra yukarıdaki altı şartı yerine getirmeye gayret edecektir. Arabi ayların 13-14-15. günlerini oruçlu geçirmeye garet gösterecektir. Bu oruca Eyyami Beyiz derler. Çok sevaplı bir oruçtur. İsteyende Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutabilirler. Bu da Peygamber efendimizin tuttuğu oruçtur. Bu oruçların hesapsız ecirleri vardır.

Mümkün olduğu kadar geceleri teheccüt namazını kılacaktır. Kuşluk namazlarını ihmal etmeyecektir. Akşam namazından sonra altı rekaat Evvabin namazını kılacaktır.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) hazretleri buyurmuşlardırki;

"Her kim akşam namazından sonra altı rekat Evvabin namazı kılarsa "Cenab-ı Hakk", o kuluna on iki sene ibaet etmiş sevabını verir.

Bütün Şeyhler bu nafile namazların kılınması için müridlerine tavsiye etmişlerdir.

Vaktinde derslerini çekemeyen müridler en kısa zamanda kazasını eda etmelidir. Dersin yapılması için kıymetli vakitler şunlardır:

a) Seher vakti

b) Sabah namazından sonra

c) İkindi namazından sonra

Bu üç vakitten birinde dersini yapamayanlar istediği bir vakti seçerek dersini eda etmelidir. Temiz bir yer seçilir. Abdestli olarak kıbleye karşı oturmalıdır. İster diz üstü, isterse huzuru sağlamak için bağdaş kurup, oturabilir. Şazeli Hazretleri; Huzur nasıl sağlanırsa öyle oturmalıdır." buyurmuşlardır. Zikrini yaparken tenha bir yer seçilmelidir. Başından aşağı bir örtü, peçe atılması uygun görülmüştür. Ders yapılacak yer çok temiz olmalıdır. Mümkünse buhur yakılıp, koku sürünmelidir. Huzur ve huşu ile derse oturulmalıdır. Kalbini bütün kötü duygulardan temizlemelidir. O an için dünya ile irtibatını kesmelidir. Dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu derin derin tefekkür etmelidir. Bir gün bu fani dünyadan göçeceğini, Hakk'ın huzurunda yüce divanda hesap vereceğini bilmelidir. Şeyh'inin ve Pirinin kendisinden ayrı olmadığını düşünmelidir. Şeyh'inin ve Pirinin ruhaniyeti kendisini takip ettiği inancı müridin gönlüne yerleşmelidir. Bu düşünce içerisinde dersini yapmalıdır. Usulümüz gereği şunlar okunarak başlanır.

 

 

"Eûzübillâhimineşşeytânirrâcim."

"Bismillâhirrahmanirrâhim."

1- Ayetel Kürsi

1- İnşirah sûresi

5- İhlâs sûresi

1- Felâk sûresi

1- Nâs sûresi

1- Fatiha sûresi

3- Salâvat-ı şerife

Bunları okuyup hasıl olan sevabı Hâce'yi Kâinat efendimizin ve silsileyi saadet efendilerimizin ruhlarına hediye eyleyip bir müddet ölüm rabıtası yapılmalıdır. ölüm rabıtası ve Şeyh rabıtası ders alan ihvanlarımıza ayrıca özel olarak anlatılır. Adı geçen bu iki rabıta yapıldıktan sonra 3 şahadet kelimesi çekilir. İsbatı iman edip Ya Rabb'i Medet diyerek verilen sayı zikirlerine uyarak dersini çekmelidir. Tarikatımıza intisap edenlere ilk etapta şunlar verilir:

100- Estağfirullâh el azim.

500- Allah-Allah-Allah

200- Lâ ilahe illallah"

200- Sallâllâhû alennebiyyi Muhammedin ve âlihi"

1- Fatihâ ve dua yapılır.

100- Seyyar ihlas sûresi her gün abdestli okunur.

Kemâle erip Allah'ın rızasını kazanmak isteyen din kardeşim günde bir defa bunları yapmalısın. Tevfik ve hidayet Allah'tandır.

Yukarıda adı geçen hazırlık dersidir. İhvanlarımızın kavuşmuş olduğu dereceye göre dersler değişir. Çalışıp rızasına erenlerden eylesin. Amin.

 

 

 

RABITA NE DEMEKTİR?

 

Rabıta; Rabdolmak, bağlanmak, ilgi manasına gelir.

Bu yolda rabıta en büyük sermayedir. Rabıta tek başına erdiricidir. Rabıtası kuvvetli olan bir salik nice yüce makam ve mevkilere erer. Suyunu alan bir çiçeğin yeşerip açtığı gibi rabıtaya devam eden salikinde, gönül aleminde güller açar, iç alemi Cenab-ı Hakk'ın nuru ile dolar, daima gönlü coşar, gözleri ağlar, yüklü bir bulut gibi olur. Allah aşkı kalbini yakmaya başlarki bunun neticesinde cezbeler meydana gelirki, artık mürid esrar perdelerini aralar. Zaman zaman gayb alemine dalar. Hakkında lütfu yetişirse o zaman müşahade kapıları kendisine açılmış olur. Rabıttanın çeşitleri bayağı çoktur. Biz burada bazı çeşitlerini anlatmaya çalışacağız.

1- Şeyh huzurunda diz dize, el ele oturur gibi kıbleye yönelmelidir. Kendi kalbini bir tekneye, Şeyhinin kalbini ise engin bir denize benzetmeli. Kendi teknesini o engin denize benzeyen mürşidinin kalbinden ilahi feyizi doldurmaya çalışmalıdır.

2- Şeyh'inin ruhaniyetini bir çadıra benzetmeli, müridde o çadırın içinde oturduğunu tahayyül etmelidir.

İlâhi feyizin her cihetten kendisini kuşattığını ve kalbine aktığını düşünmelidir. Böylece onbeş dakika veya daha fazla beklemelidir.

3- Şeyh'inin ruhaniyetini bir denize, kendisinide bir damla gibi o denize karışmış farz etmeli ve böylece feyizini beklemelidir.

4- Mürid gezip oturduğu her yerde Şeyh'inin eli elinde ve daima huzurunda oturur gibi olmalıdır.

5- Mürid Şeyh'inin cübbesi altına gizlenmiş, daima onunla beraber olduğunu düşünmelidir.

6- Yatarken başını Şeyh'inin mübarek ayaklarına koymuş zikir ve fikirle uykuya varmalıdır. Böyle düşünen bir salikin inşallah uykusu dahi ibadetten sayılır.

Salik Şeyh'inden feyiz almanın yollarını bilecektir.

7- Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri başta mücevherlerle süslü nurdan bir kürsi üzerinde oturmaktadır. Cihari yarları ve silsileyi saadet efendilerimizde yarım ay şeklinde düzen alıp oturmuşlardır.

Bize intisap eden ihvanlarımızda bizi yanında bilerek, bu nur halkasının karşısında tevazu ile oturduğunu düşünmelidir. İlahi feyiz saliki bir güneş gibi kuşatmıştır. Böylece tefekkür edip onbeş dakika veya daha fazla beklemelidir. Bu rabıtalar içerisinde yarım ay şeklindeki rabıtayı daha etkili görüyoruz. Bu rabıtanın yapılmasını ihvanlarımıza tavsiye ediyoruz.

Bir müridin feyzinin az ve çok olması o müridin durumuna bağlıdır. Feyizin az veya çok olması bazı nedenlere bağlı ve dayalıdır.

Bunlardan birinci teslimiyettir. Dervişlik demek teslimiyet demektir. Bağlılık demektir. Şeyh'inin emirlerine ve dergahına bağlı kalan, Şeyhine karşı sonsuz sevgi ve muhabbet besleyen salik'in feyizide o nisbette çok olur. Şeyh'inin sevgisini kazanan bir mürid için felah vardır.

Rabıta bu sevgi ve bu muhabbetle yapılmalıdırki netice hasıl olsun.

Şeyh'inden gafil, dergahından gafil olan bir mürid, sohbetlere zikirlere gelemeyen bir mürid, elbetteki feyizleride o derece düşük olur. İstediği manevi aleme erişemez.

Rabıza sırların kapısıdır. Rabıta nurların kapısıdır. Rabıta feyizin, aşkın, muhabbetullahın kapısıdır. İlahi bizi rabıta sırrına erdir. Amin.

 

 

 

 

TEVECCÜH ÜÇ MERTEBEDİR

 

1- Fenâfişşeyh.

2- Fenâ-firresul

3- Fenâ-Fillah

1- Fenâ-fişşeyh: Yukarıdaki rabıta usullerine riayet ederek çalışan bir müridin gönlüne hak ateşi düşer. Bu ateş öyle bir ateştirki düştüğü yeri yakar.

Yüce Allah'ın aşkı ve muhabbeti ile müridin gönlünde manevi bir temizlik başlar.

Bu temizlik kibir, ücup, riya, haset, benlik, hırs, kin, gadap, öfke gibi kötü ve çirkin huyları yok eder. Bu çirkin ve kötü duygulardan temizlenmek için salikin çok çalışması, sabır göstermesi, mücadele etmesi şarttır. Bu kötülüklerden arınan müridin gönlünü Allah (c.c.) kendi nuru ile doldurur. Kalb uyanır, müridde bir cezbeyi ilahi başlar. Bu cezbe ile mürid iradesinin dışında gelen hallere kapılarak gayb alemine dalarak şeyh'ini bulur.

Şeyh'inin yakın hali tecelli eder. O salik her yerde, her halu karda Şeyhi ile bareberdir. Bu makamda mürid şeyhinin nurunda kayıp olur. Mürşidi onun her türlü manevi temizliğini yapar. Müridin gayb alemine daldığı anda, Şeyh'inin manevi hilatlarından kendisine giydirilir. Şeyh'inin nuruna ve rengine boyanır. Kendisini bazan Şeyh olmuş görür.

Bu sırrı açığa vurup ben Şeyh oldum diyenler dahi çıkmıştır. Bu büyük hatadır. Aklını ve iradesini kullanıp ben Şeyh değilim, fena-fişşeyten bir teveccühtür demelidir.Bu makama gelen müridlerin bazıları bu sırları açık olarak görürler ve bilirler.Bazılarıda kapalı geçer ruhları bilir kendileri bilmezler.Mürid benliğe kapılıpta kendisini helak etmemelidir. Aklını kullanıp daha işin başında olduğunu bilmelidir.

2- Fenâ-firresûl: Yukarıda bahsi geçen ve anlatılan fena-fişşeyh makamına kavuşan salikin manevi temizliği yapıldıktan sonra, o salike nazar edilerek, peygamber efendimize (S.A.V.)me kavuşturur. Ya Resulallah ümmetinden bu kişiyi size getirdim. Emirlerinize arz ediyorum. Bunun üzerine o salik Hazreti Peygamber efendimize savuşmuş olur.

Mürid her halukarda sevgili peygamber efendimizi müşahade etmeye başlar. O salike teveccüh Fena-firresul makamından olur.

Onu görende canmı kalır, mecalmi kalır. Peygamber efendimizin aşkı ile deli divaneye döner, yanar, yanar ağlar, göz yaşları akar, dayanamaz sık sık Allah'ın Resul'ünün yakın hali sarar. O'nun nuruna dalar. Adeta aşk sarhoşu olur. Cezbeler tutar, zaman zaman dayanamayarak naralar atar. Peygamber efendimizin nuru bütün azalarını kaplar. Peygamber efendimizin hilaflarından o salike hilatlar giydirilir. Aşkın ve cezbenin tesiri ile iradesinin dışında kendisini peygamber gibi görür. Kendisini toparlayıp ben peygamber değilim. Bu hal fena-firresul makamından bir teveccühtür diyerek kapatmalıdır. Sırlarını açığa vurmayıp saklamalıdır.

Beyazid-i Bestami Hazretleri bir sözünde şöyle demiştir.

Ben öyle bir deryaya daldımki diğer peygamberler deryanın kenarında kaldılar.

Bu sözü Abdülaziz Depbağ Hazretleri şöyle açıklamıştır. Beyazid-i Bestami Hazretleri Allah'ın Resulünün hilaflarından bir hilat giyerek o deryaya dalmıştır. O deryaya dalan hakikatte Peygamber efendimizdir. Hiç bir Veli ve Evliya Peygamberlerden üstün olamazlar.

3- Fenâ-Fillah: Yukarıda bahsi geçen fenâ-firresul makamına kavuşan salik, gece gündüz âhû enam ederek yoluna devam etmelidir. Salik daima mürakabe ile, rabıta ile meşgul olur. Şevk ve muhabbeti gittikçe artar. Dolayısıyla Fenâ-Fillah tecellisi Allah'u Teâlâ'nın lütfu Keremi ve ihsanı olarak zuhur eder. Salik kendisini fena sahrasında bulur. Evlat, ıyal, mal her türlü varlığı mahvolmuş gibi, Allah'u Teâlâ'nın amanında kalmış gibi olur. Zerreden Kürreye varıncaya kadar her şey mahvolmuş görür. Aklı başından gitmiş olarak dururken.

Yeryüzünde her şey fanidir. Ancak Allah'ın zatı bakidir.

                                                Errahman-26-27

Ayeti kerimesinin hükmü gerçekleşir. Salik Allah'ın tecelliyatlarında kayıp olur, dalar, Hak sarhoşu olur. O salikin konuştuğu Hak, baktığı Hak, düşündüğü Hak olur. Hak ile Hak olur. Yunus Emre'nin dediği gibi.

"Ben ak ile Hak olmuşum. Kimse selâm vermez bana." Bu makama ermiş olan Hak dostlarını herkes anlayamaz. Onları ancak ehli bilir. Ya Rabb'i seni bulan, sana erenlerden eyle. Amin.

 

 

KALBE GELEN HAVATIR

 

Ey hakikat yolunun yolcusu olan din kardeşim.

Kalbe dört türlü havatır gelir. Bunlar müridler tarafından bilinmesi gerekir. Bu havatırların müridlerle büyük ilgisi vardır. Kalbe doğan bu havatırların mahiyyetini idrak eden müridler kendilerinin ne halde olduğunu bilirler. Anlatacağımız bu konu elde bir ölçü olmalıdır.

1- Rabbani olan havatır.

2- Meleki olan havatır.

3- Nefsani olan havatır.

4- Şeytani olan havatır.

Bunlardan Rabbani olan havatırda üç gurupta incelenir.

a- "Cenab-ı Hak" Celâli ile ilham eder.

b- "Cenab-ı Hak" Cemâli ile ilham eder.

c- "Cenab-ı Hak" Kemali ile ilham eder.

"Cenab-ı Zülcelâl" Hazretleri salikin gönlüne Celâli ile ilham edince, bu ilham ile salikin kalbindeki ilahi rızaya uymayan şeyler temizlenir. Böylece salik her türlü kötü duygu ve düşüncelerden arınmış olur.

"Cenab-ı Hak" salikin gönlüne Cemâli ile ilham ettiği zaman bu tecellinin neticesi olarak salikin kalb aleminde Allah'ın hoşuna giden ne kadar güzel huylar var ise yerleşir. Gönlü coşar, gözleri ağlar. Herkes tarafından sevilir sayılır. Elinden, dilinden kimseler incinmez. Hakk'ın ve halkın sevgilisi olur.

Cenab-ı Hak salikin gönlüne Kemali ile ilham edince. Bu ilhamın neticesi olarakta saliki her türlü kötülüklerden ıslah eder. Kemalete ve hidayete erdirir. Nur ve surur olur. Rabbani ilhamlar ruh üzerine gelir. Saliki asla yanıltmaz.

2- Meleki olan havatır, Melek vasıtası ile olan ilham salikin akıl üzerine gelir. Meleki ilham katiyen gönlü karıştırmaz. Rahatsız etmez. Bu ilham neticesinde mürid ölçü ve istikamet üzere olur. Melekten gelen bu ilhamla "Cenab-ı Hakk"ın emirlerine sıkı sıkı sarılır. Yasaklarından son derece kaçar. Bu ilham daima güzel ameller işletir. Her güzel ameller neticesinde gözleri dolar gönlü coşar. Her zaman Hak ve Hakikate tabi olur.

Salik bu hale halvetten çıktığı vakit, veya derin derin düşündüğü vakit bu hal zuhura gelir. Salik gizli ve açık olan her şeyden harikulade hallere sahip olur. Melek vasıtası ile olan ilhamda mürid her iyi ameli işlemekte aşk ve şevk duyarak yapar. Yasak olan, günah olan işlerden aslandan kaçar gibi kaçar.

3- Nefsani olan havatır.

Nefsani olan havatır, insanın kalbi üzerine gelir. Salikin kalbini gönlünü karıştırır. Netice olarak kibirli olur, asabi olur, haramlardan hoşlanır. Kötülerin meclisinden zevk alır. Kavgacı olur. Makam ve mevki sevgisi olur. Mal mülk sevgisi kalbini istila eder. Allah'ın yasak ettiği haramları işlemekten çekinmez. Cenab-ı Hakk'ı zikretmekten ve ibadet etmekten hoşlanmaz. Nefsin her türlü istek ve arzularına boyun büker. Kalb itminanını ve muhakemeyi kayıp eder. Rabb'isinin rızasına ters işler yaparak nefsinin kulu olur. Böyle istek ve arzulara kapılan salik ilk önce soğuk su ile abdest almalıdır. İki rekat tövbe namazı kılmalıdır. Bu nefsani düşüncelerden kurtulmasını bilmelidir. Veya Muhammedi Behaaddin Hazretlerinin sağ ayağını kalbinin üzerine bastığını düşünerek mürid tefekkür etmelidir. Allah'ın izni Keremi ile salikin hali düzelir ve Rahmani hale döner. Mevlamız kendi emanından bizi mahrum eylemesin. Amin.

4- Şeytani olan havatır.

Şeytani ilhamlar vesvese ile insanın tabiatı üzerine gelir. Şeytan daha fazla insanın zayıf noktasını seçer. O zayıf noktasından insanı vesvese ile doldurmaya çalışır. Lüzumsuz acelecilik, sinir, öfke, çeşitli buhranlar ile karışıklık içinde bocalatır.. Huzuru kaçar, kalb itminanı bozulur. Sinirden, krizden ne yapacağını bilemez. Salik Şeytani meyillere kapılarak şeriat sınırlarının dışına çıkar: Allah cümlemizi korusun, bu büyük afettir.

İyi bilmelidirki Rahmani olan ilhamlar saliki mukarrabin derecesine çıkarır. Bil cümle geçmiş ve geleceklerin ilimlerine keşif yolu ile vakıf olur. Melek vasıtası ile gelen ilhamlar saliki ashab-ı yemin makamına yüceltir ve bu makamın sahibi kılar. Velilerin makamına ermenin aşkını ve şevkini verir.

Nefsani ilhamlar salike dünyaya ait şeyleri sevdirir. Ahirete ait hallerde bir çok sebep ve itirazlarda bulunur.

Şeytani ilhamlar ise müridleri daima fakirlikle tehdit eder. Yalan ve hileleri cazip gösterir.

Ey "Hak" yolunda devam eden ihvan kardeşim. Yukarıda bahsi geçen dört türlü tecelliyatın mahiyyetini idrak etmelisin. Bunu elinde bir ölçü bilmelisin. Sen hangi halde olduğunu çok iyi bilirsin. İlahi Ya Rabb'ı biz acizleri kendi ilhamlarından ayırma. Amin.

 

 

 

ŞEYHE BAĞLILIK

 

Ey Hak ve hakikate talip olan ihvanımız.

Tarikat ve tasavvuf yolundaki hakikatlerden en büyüklerinden bir taneside Şeyhe bağlılık ve teslimiyettir. Şeyhsiz bu yolda yürüyüp menzile ermek imkansızdır. Şeyhsiz bu yolda yürümek gece karanlıkta ışıksız ve fenersiz yola giden insanın haline benzer. Belki önünde bir uçurum, bir engel olurda, oradan yuvarlanabilir. Hak yoluna giden insanlara elbetki bir üstad, bir Şeyh lazımdır. Beyazid-i Bestami Hazretleride "Kimin Şeyhi yoktur, O'nun Şeyhi şeytandır." buyurmuşlardır. Bütün veliler bu sözde ittifak etmişlerdir. Şeyhler yeryüzünde "Peygamber Efendimiz (S.A.V.)in" vekilleridir, varisleridir.

Peygamber (S.A.V.) efendimizi sevenleri Allahu Teala'da sever.

Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır.

Ya Muhammed, onlara deki; eğer siz Allahu Teala'yı seviyorsanız hemen bana uyunki Allahu Teala'da sizi sevsin.

                                                       Ali-İmran-31

Şeyhler insanları Allahu Teala'ya sevdirir. İnsan Cenab-ı Hakk'ı layıkı ile sevince Cenab-ı Hakk'ta o insanı sever. Bilmiş olki Şeyhler yeryüzünde Allahu Teala'nın yiğitleridir. Cenab-ı Hakk gerçek müridleri Şeyhler vasıtası ile irşad eder.

Kişiye elbette Allahu Teala'yı sevdirecek birisi gerektir. Peygamber (S.A.V.) efendimiz buyurdularki:

İnsanlar uykudadırlar. Elbette onlara uyarıcı bir kişi gerektir.

Başka bir Hadis-i şeriflerinde sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) buyurdularki.

Ashabım tıpkı gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erişirsiniz. Gine buyurdularki:

Ümmetimin alimleri beni İsrail Peygamberleri gibidir. Buradaki alim elbetki ilmi ile amil olan alimlerdir. Onlar Meşayihtendir. Halkı Hakk'a çekip götürenlerdir. Bir gün Resul'u Zişan Efendimiz, yere kum üzerine doğru düz bir çizgi çektiler ve "İşte bu yol Allah yoludur." buyurduktan sonra o çizginin sağına ve soluna bir çok çizgiler daha çektiler. "Ve işte bunlarda her birinin başında Şeytanın oturduğu yollardırki, bu yollara girenlerde şeytana uymuş olurlar." Buyurdular ve şu ayeti Kerimeyi okudular:

"Şüphe yokki bu benim dostdoğru yolumdur. Ona uyun."

                                            En'am Sûresi: 153

Böyle olduğuna göre insanlara neden Şeyh gerekmesin. Elbette bu yola giden aşıklara bir mürşid gerektir. Yön bilir, yol bilir bir kılavuz lazımdır. Ki talipler bu şeytan yollarına gitmesinler.

Bütün bu sözlerden anlaşıldığına göre her müslümana bir Şeyh bulması lazımdır ve onun ahlakı ile ahlaklanmak gerekir. Onların ahlakına ermek için Şeyhlere sonsuz bir muhabbet etmek gerektir.

Emirlerine uymak, onlara muhalefet etmemek, beni ancak bu zat "Allah"a kavuşturur inancı ile sevmek lazımdır. Temiz ve pürüzsüz bir ihtikatla bağlanmak lazımdır. Şeyhlerin nüfuzları her yere erişir. Bütün mekanlar onlar için bir olur. Mürid nerede bulunursa bulunsun Şeyhin ruhaniyeti ondan ayrılmaz. Mürid ne zaman gönlü ile Şeyhine müteveccih olursa, gönlü Şeyhe yakin olur. Ve Şeyhinden bir çok faydalar sağlar. Her kimki Şeyhlere böyle ihtikat etmezse Onun işlerine şeytan karışır. Mürid el tutup ders aldıktan sonra O eli Resulullah (S.A.V.) efendimizin eli bilmelidir. Hakikatte Şeyhin eli Resul-i Zişanın elidir. Müridler öyle ihtikad etmelidirlerki, Şeyhler "Allah"u Teala"nın açılmış birer kapısıdırlar.

Ne zaman dilerlerse o kapıdan içeriye girilir ve Hakk Teala'ya erilir. Müridler Şeyhlere Allahu Teala'nın birer emanetleridir. Müridler ancak Şeyhleri ile huzur bulacaklarına inanmalıdır. Şeyhler huzurunda müridler edep içerisinde oturup kalkmalıdır. Lüzusuz sözlerden son derece sakınmalıdır. Can kulağı ile Şeyhinin sohbetlerini dinlemelidir. Konuştuğu sözleri basite almamalıdır. Şeyhinin nuruna boyanmalıdır. Kendi iradesini Şeyh'in iradesine teslim etmelidir. Her müşkülünü Şeyhine danışmalıdır. Gerçek bir mürid Şeyhine hiç bir zaman muhalefet etmez.

Ahmed-i Ziya-addin Gümüşhanevi Hazretleri bir sözünde:

"Şeyhine muhalefet edenle sohbet caiz değildir. Hatta müridin babası dahi olsa."

Bundanda anlaşılıyorki Şeyhin hakkı öz babasının hakkından daha büyüktür. Mürid ders alıp mürşid elini tuttuğu andan itibaren anasından yeni doğmuş gibi günahlarını Cenab-ı Hakk af eder. Bu da büyük bir gerçektir. Bir mürid Şeyhinin gözünden düşmektense yedi kat göklerden aşağı düşse daha hayırlıdır. Şeyhine muhalefet eden asla iflah olmaz. Felah bulamaz. Mürid Şeyhine karşı gassalın elindeki ölü gibi olmalıdır. Teslimiyeti kuvvetli olan bir mürid bir çok manevi makamlar elde eder. Şeyh'ler müridlerini çok imtihan etmişlerdir.

Süleyman-ı Darani Hazretlerinin dergahında bir fırıncı dervişi varmış. Her ne iş yaparsa Şeyhine danışırmış. Bu sadık ve garip derviş Şeyhine gelerek hamur yoğurayımmı diye sormuş. Şeyh Hazretleride yoğur buyurmuşlar.

İkinci sefer gelip fırını yakayımmı diye sormuş. Şeyh Hazretleri de yak cevabını vermiş. Garip derviş tekrar gelip, Şeyhim hamuru yoğurdum, fırını yaktım. Şimdi ise emrinizi bekliyorum deyince Hazreti Şeyh, git içine gir diyerek biraz canı sıkılmış. O derviş huzuru Şeyh'ten ayrılıp fırının yanına gelmiştir. Hiç gözünü kırpmadan destur deyip yanan fırının içerisine girmiştir.

Alemlerin Rabbi olan Allah o yanan ve kızarmış olan fırını o müride yemyeşil güllük gülistanlık eylemiştir.

Bir müddet sonra Şeyh Hazretleri müridinin sadakatını bildiği için fırının yanına gider. Kapağı açarki ne görsün o garip derviş içerisinde Hakk'ı zikir ediyor. Elinden tutup çıkarır ve böylece maksuduna kavuşturur.

Şakiki Belhi ile Ebu Tu-rab bir gün Beyazid-i Bestamiye misafir olarak gittiler. Yemek zamanı gelince yemeklerini genç bir adam getirdi ve onlara hizmette bulundu. Şakiki Belhi "Ey genç, gel sende bizimle yemek yemek için otur" dedi. Fakat genç adam, ben oruçluyum, gelip sizinle yemek yiyemem dedi. İkinci kez olarakta Ebu Tu-rab gel "Allah" sana bir ay orucun sevabını verecektir dedi. Fakat genç adam gelmekten imtina etti. Bunun üzerine öfkelenen Beyazid-i Bestami Allah'tan uzaklaşan ve ilahi Rahmet'ten mahrum kalan bir kimseyi kendi haline bırakın dedi. Çok fazla bir zaman geçmeden genç adamın eli, yaptığı bir hırsızlıktan dolayı bileğinden kesilir.

Şeyhini küçük görmek, onun bilgisinden faydalanmaya mani olduğu gibi, Şeyhini küçük görmekse onun feyzinden mahrum kalmaya sebep olacaktır.

Şeyhine bağlı mürid başkalarının kendisini üstün görmelerine bakmaz ve sık sık nefsini yoklar.

Sadık mürid bilirki, Allah'a giden yol insanın derilerini kavlatır, ciğerini parçalar, belini büker, uykusunu kaçırır ve kalbini titretir, gönlünü eritir. Sadık müridin sermayesi muhabbet ve teslimiyettir.

Ya Rabbi bizi sadıklardan eyle. Amin.

 

 

 

ZİKRULLAHIN FAZİLETİ

 

Ey Hak ve Hakikate talip olan ihvanımız.

Tarikatta zikir temeldir. Diğer usul ve makamlar bu temel üzerine kurulmuştur. Yüce Allah'a kavuşmanın tek yolu  zikre devam etmektir.

Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerimin bir çok ayetlerinde zikirden bahsetmiştir.

Bunlardan bazıları şunlardır:

"Ey mü'minler Allah'ı çok zikrediniz. O'nu sabah ve akşam tesbih ediniz."

                                                          Ahzap: 42

"Allah'ı ayakta, otururkende ve yatarkende zikir ediniz. Buyurulmuştur."

                                                           Nisa: 103

"Artık beni zikir edinizki bende sizi anayım. Buyurmuştur."

                                                       Bakara: 152

"Onlarki iman etmişlerdir ve kalbleri Allah'ın zikri ile yatışır." Buyurmuştur.

                                                              Rad: 28

Evet başkası ile değil ancak Allah'ın zikri ile kalbler mutmain olur. Gönüllerin ızdırabı sükun bulur yatışır.

"Allahu Teala'nın sizi anması sizin O'nu anmanızdan daha büyüktür."

                                                       Ankebut: 45

"Allah'ın zikri taatlerin en eftalidir. Çünkü zikrin sevabı Allah'ın kulunu zikir etmesidir. Delili ise: Siz beni anınki, bende sizi anayım."

                                                       Bakara: 152

 

"Rabbinin ismini sabah ve akşam zikret. Habibim, Allah'ın zikrine bütün vakitlerde devam et."

                                                            İnsan: 25

"Allahu Teala'yı yeryüzüne dağıldıktan sonrada zikir edin."

                                                           Cuma: 10

"Allahu Teala'yı çok zikreden erkek ve kadınlara, Hakk Teala mağfiret ve ecrü azim hazırladı."

                                                          Ahzap: 35

"Şeytan üzerlerine istila etmiştirde, kendilerine Allah düşüncesini yani zikrini unutturmuştur. Onlar şeytan taraftarıdırlar. Uyanık olki şeytanın hizbi hep hüsrana düşenleredir."

                                                     Mücadele: 19

"Gerçekten mü'minler Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir, titrer. İşte gerçek mü'minler onlardır."

                                                               Enfal: 2

Daha bunlar gibi zikir hakkında çok ayetler vardır. Zikir Hak'tır ve gerçektir. İnkarı ise küfürdür.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri, zikir hakkında bir çok Hadis-i Şerifler beyan etmişlerdir. Biz bunlardan bazılarını zikretmeye çalışacağız.

Allah Resûl'ü efendimiz (S.A.V)

 “İnsanların derece itibarı ile en yüksekleri, Allah'ı en çok zikir edenlerdir”, buyurmuşlardır.

"Her kim sabah namazını kıldıktan sonra, güneş doğuncaya kadar Allahu Teala'yı zikreder, sonrada iki rekat namaz kılarsa onun vücuduna cehennem ateşi dokunmaz.

"Allah'ın Resul'ü buyurmuşlardırki: "Üç taife insanlar şeytanın ve onun askerlerinin şerrinden korunmuşlardır. Birincisi: gece ve gündüz Allah'ı çok zikir edenler. İkincisi: Seher vaktinde istiğfar eyleyenler. Üçüncüsü: Alah korkusundan ağlayanlardır."

 

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) bir Hadis-i şeriflerinde:

"Sabah ve akşam Allah'ı zikretmek Allah yolunda bir harbe girip kılıcı kırılıncaya kadar savaşmaktan hayırlıdır." buyurmuşlardır.

Başka bir hadislerinde ise şöyle buyurmuşlardır:

"Allah'ın zikri olmaksızın çok konuşma. Çünkü zikirsiz çok söz söylemek kalbin gafletindendir. Kalbi kararmış kimseler yani zikirsizler, Allah'tan muhakkak çok uzaklaşmışlardır."

Onun için maleyani sözleri terk edip Allah'ın zikri ile uğraşmak gerektir.

Peygamberimiz (S.A.V.) Hazretleri: "Adem oğlunu cehennem azabından kurtaracak Zikrullah'tan daha büyük ameli yoktur." Buyurmuşlardır.

Başka bir Hadis-i Şeriflerinde ise:

"İnsanların derece itibarı ile en yüksekleri Allahı zikir edenlerdir." buyurmuşlardır.

"Peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri:

"Sizler Allahı o kadar çok zikir edinizki, dışarıdan sizi görenler deli desinler." buyurmuşlardır.

Başka bir Hadis-i Şeriflerinde ise:

"Muhtelif kabilelerden olupta Allah'ın zikri için bir yere toplanan cemaat: Onlar Allah'ı zikrettiği zaman gökten bir münadi melek seslenir. Kalkın af olundunuz, mafiret olundunuz diye müjde verir."

Peygamber efendimiz (S.A.V.)

"Yollarınız cennet bahçelerine uğrarsa o bahçenin meyvelerinden yiyiniz. Sahabiler, Ya Resulullah dünyada cennet bahçesi ne gezer deyince: Zikir meclisleri, zikir halakaları cennet bahçesidir." buyurmuşlardır.

Başka bir Hadis-i Kudside "Cenab-ı Hak" buyurmuşturki:

"Kulum beni zikrettiği ve dudakları zikir sebebi ile hareket ettiği müddetçe ben kulumla beraberim."

Kıymetli ihvanımız şimdide Allah dostu Velilerin zikir hakkındaki mübarek sözlerinden bahsedeceğiz:

Bunlardan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri marifetname isimli meşhur kitabında şöyle beyan etmiştir:

"Zikrullah irfan yolunun özüdür. Allah'la anlaşmayı gerektiren gönül ve ruhun Allah'a erişmesini sağlar. Yapılan amellerin ve ibadet için söylenen sözlerin en ağır gelenidir. Celalli Allah'ımızın kapısını çalandır. Zikrullah kalblerin sıfatları ve imanın alametleridir. İbadetin özü ve irfan kapısının anahtarıdır. Zikrullah gönüllerin nuru ve ruhların huzurudur. Allah'ı anmak bedenlere lezzet ve ruhlara gıdadır. Allah'ı anmak kalb gözlerinin cilası ve sırlarımızın nurudur. Zikrullah göğüslere cila ve akıllara nurdur. Eğer Allah seni, zikri ve fikri ile uğraştırıyorsa ve bundan zevk duymakta isen sana müjdeler olsunki Allah seni sevmiştir. Zikrullah gönülde sevinç husule getirir. Devamlı Allah'ı anmak gönül ve canı nurlandırır ve kalbi yatıştırır. Allah'ı zikretmek insana güzel bir sohbet arkadaşıdır. Zikrullah ile gönül her günah kirlerinden ve kötü ahlak ve sıfatlardan temizlenirde o zaman Cenab-ı Hakk'ın tecellisine nail olur. Devamlı Zikrullah ile kalbi mamur olanın ef'al ve ahlakı cemil ve ruhu mesrur olur. Zikrullah kalbe nur ve inayettir.Zikruhlah herderde devadır. Kim'ki Hakk'ı zikreder, Hakk hem anı zikreder. Zikrullah nuru basitettir ve ruha ganimettir. Kimki Hakk'ı çok zikreder ve anın kalbinden masive mahvolup gider. Zikri çok yapanın kalbi uyumaz. Zikri Alah olanın fikri Allah olup canı uyanık olur. Devamlı zikir sıfat-ı Ehlullahtır. Uyanık kalbin rızkı ve gıdasıdır. Alah'ı anmanın hakikatı nefsi ve makivayı unutmaktır. Zikirden kesilmek mahrum olmak azapların en büyüğüdür. Zikrullah lisan ile ya da kalb ile ya ruh ile hasıl olur. Zikir dilden kalbe kalbten ruha geçince seçkin kullardan olur. Zikrullah ganimeti Evliyadır. "La ilahe illallah" tevhid-i Mevladır.

Sehl Hazretlerine sordular:

"Azığın nedir? Zikrullahtır" buyurdu.

İsa Aleyhisselama sordular:

"Ya Ruhullah yer yüzünde senin mislin varmıdır?" Buyurdular ki:

"Evet, her kimin konuşması zikir, susması fikir, bakışıda ibretle olursa o kimse benim mislim ve benzerimdir.

Ali Etdekak Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:

"Zikir Veliliğin diplomasıdır. Her kim zikirde muvaffak olursa yani başarırsa ona velilik diploması verilir."

Zikrin hakikatı ise Allah'u Zülcalâl Hazretlerinin zikri ile kaim olup bütün beşeri sıfatlardan arınarak Hakk'ın tecelliyatı ile kuvvet bulmasıdır. Yani kendi iradesini Hakk'ın iradesine teslim etmesidir.

 

Bir kudsi hadiste.

Ben bir kulumu seversem, onun gören gözü, tutan eli, işiten kulağı olurum, buyurmuştur.

 

Muhiddin Arabi Hazretleri:

"Allah'ı zikir eden insanlar diridir. O ölüp dünyadan gitmiş olsa bile onun ruhu ölmez. Fakat zikri terk eden ise ölüdür. İsterse dünyada, hayvanı hayatta diri olsun."

Ebu Vail Hazretleri:

"Allahu Teala'nın zikrini işitince kesilmiş kuş gibi çırpınırdı. Ve buyurmuşturki: "Bir kişinin kalbi Allahu Teala'yı zikrettiği müddetçe o kimse namazda sayılır. İsterse çarşıda, pazarda bulunsun. Şayet dudaklarıda zikir ile hareket ederse çok daha azametli olur."

Avni İbn-i Abdullah Hazretleri buyurdularki:

"Herkesin amelinden bir Seyyidi yani efendisi vardır. Benimde amelimin Seyyidi Zikrullahtır."

Mekhul (R.A.) demiştirki:

"Her kim bir geceyi Zikrullah ile ihya ederse anasından doğduğu gün gibi olur. Yani günahlarından kurtulur."

Caferi Sadık Hz. leri diyorki:

"Ya Rabb'i izzet ve Celaline yemin ederimki, şayet beni cehenneme atarsan dünyada yaptığım zikirleri elime alırım, cehennem halkına. Bakınız ben O'nu zikrettim. O'da bana azap ediyor diye dolaşırım." buyurmuştur.

Ebul Hasan Hz. leri buyurdularki:

"Allah'ı dünyada bilemeyenler, ahirettede bilemezler. Ve gine buyurdularki: Her şeyin bir cezası vardır. Dervişlerinde cezası Allah'ın zikrinden mahrum oluşudur."

Saidil Harraz Hz. leri buyurdularki:

"Allah'u Teala kullarından birinin Veli olmasını murad ederse ona zikir kapılarını açar. Zikirden lezzet almaya başlayınca ona yakınlık kapısını açar. O kulunu sever, kendinde fani eder. Rahmetlere nail olur. Gine buyuruyorki: Bir gün Veliliği aşikar olan bir deliye rastladım. Dur ey deli diye bağırdım. Bana döndü: Deli kimdir   bilirmisin? dedi. Bende hayır bilmem dedim. O zaman bu deli bana dediki: Deli her attığı adımda Rabb'ini zikretmeyendir. Buyurdu."

Ebul Hayr Akdaı (R.A.)

"Allah'ı zikredenlerin zikirlerine paha biçilmez, paha biçilseydi zikir olmaktan çıkardı."

"Cenab-ı Hak" bizleri bir nefes dahi zikriden mahrum eylemesin. Amin.

 

 

 

DİLİN AFETLERİ

 

Ey Hak ve hakikate tabi olan ihvanımız. Dil, Cenab-ı Hakk'ın yarattığı şaşılacak uzuvlardan bir tanesidir. Görünüşte bir et parçasıdır. Belkide aklın vekilidir. Kalbin tercümanıdır. Akla ve hayale geleni dil söyler. İnsan bulacağı iyilikleri ve kötülükleri dili ile bulur. Dil sahibini hem sevdirir, hem yerdirir. Dil sahibini hem yükseltir, hem düşürür. Dilin sahibi ile çok büyük ilgisi ve irtibatı vardır. Felaha götürende dil, felakete götürende dildir. Öyle ise ihvan kardeşim gel dilimizi Cenab-ı Hakk'ın ve O'nun sevgili Habibi'nin istediği ve emrettiği yönde kullanmaya gayret gösterelim. Ve iki Cihandada İnşaallah felah bulanlardan olalım.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri buyurdularki:

"İnsan oğlunun hatalarının çoğu dilindendir."

Başka bir Hadis-i Şeriflerinde (S.A.V.) Hazretleri buyurdularki:

"Allah'a ve ahiret gününe iman edenler iyilikten başka söz konuşmasın. Yahut sükut etsin."

Ey Mürid şimdi afet olan sözlerden bazıları şunlardır:

1- Yalan Söylemek:

Allah'ın Resul'ü (S.A.V.) Hazretleri:

"Yalanla iman bir arada bulunmaz."

Başka bir hadis-i Şeriflerinde:

"Yalan, nifak kapılarından bir kapıdır." buyurmuşlardır. Yalan rızkı azaltır. Allah'ın Resul'ü (S.A.V.) "Benim üzerime yalan söyleyen cehennemde yerini hazırlasın." buyurmuşlardır. Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri buyurdularki:

"Münafık konuştuğu zaman yalan konuşur. Söz verince sözünde durmaz. Emanete ihanet eder."

 

2- Fuhuş söylemek:

Şehevani duygulardan kaynaklanır. Bu gibi çirkin sözleri söylemek günahtır ve ayıptır. Allah'ın Resul'ü (S.A.V.) hazretleri:

"Fuhuş söyleyen kimseye cennet haramdır." Buyurmuşlardır. Başka bir Hadis-i şeriflerinde ise:

"Cehennemde öyle kimseler olurki ağzından çıkan pisliğin fena kokusundan bütün cehennem ehli feryat edip, bu kişiler kimlerdir derler:

Bunlar fuhuş ve çirkin sözler söyleyenlerdir."

3- Alay etmek ve gülmek:

Başkalarıyla alay etmek ve gülmek onunla eğlenmek, mü'mine ve hele Müride hiç yakışmaz. Eğer alay edilen kişi bu sözlerden incinir, kırılırsa bu haramdır ve günahtır.

Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:

"Kimseye hakaret gözü ile bakmayın ve kimseye gülmeyinki O sizden daha hayırlı olabilir.

4- İki yüzlülük:

Sevgili ihvanımız iki yüzlülük dilin afetlerindendir. Birine başka türlü, öbürüne başka türlü konuşupta insanlar arasında fitne fesad çıkartmak büyük günahlardandır. Böyle yapan nice idraksız ve düşüncesiz müslümanlar şu asrımızda çoktur. Böyle kimseler nefse ve şeytana hizmet ettiklerini bilmelidir. Bu gibi insanlar şeytan taraftarıdırlar. Allah'ın Resulü (S.A.V.) Hazretleri: "Bu dünyada iki yüzlü olanlar öbür dünyada ateşten iki dilli olacaklardır." Başka bir hadis-i şeriflerinde ise:

"İnsanların Allah katında en kötüsü iki yüzlü olanlardır." buyurmuşlardır.

5- İnsanları övmek:

Sevgili ihvanımız dünyevi çıkar sağlamak için başkalarına yaranmak riyakarlıktır. Bu övgüsüne yalan karışacağından batıldır. Sahibi için kıyamet günü azap vardır. Hele övdüğümüz kimse zalim ve fasık ise daha kötüdür. Allah'ın Resulü (S.A.V.) hazretleri:

"Fasıkı ve zalimi övene Allahu Teala gadap eder." buyurmuşlardır.

6- Münakaşa etmek:

Bu da dilin afetlerindendir. Sevgili ihvanımız münakaşa ilerledikçe derine dalınacağından, bu işe şeytan ve nefiste yardım eder. İnsanın ağzından küfür sözlerde çıkabilir. Allah muhafaza etsin insanı helaka götürür. Allah'ın Resulü (S.A.V.) hazretleri buyurmuşlardırki:

Münakaşadan haklı olsa bile vazgeçilmedikçe kişinin imanı tamam olmaz."

7- Hakikatı inkar etmek:

Sevgili ihvanımız Hakk'ı inkar etmek en büyük felaketlerdendir. Günümüzde bu da çok rastlanan hallerdendir. İnsanların çoğu menfaatleri için konuşurlar. Hak ve Hakikati bildikleri halde doğruyu söylemekten çekinirler. Zulüm ederler, haksızlık ederler. Nefsani hallerini ve davranışlarını Hakk ve Hakikate tercih ederler. Cenab-ı Hak bu gibi inkarcıların şerrinden ümmeti muhammed'i muhafaza buyursun.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hazretleri:

"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." buyurmuşlardır.

8- Boş ve faidesiz konuşmak:

Sevgili ihvanımız Cenab-ı Hak bizlere bu ömür sermayesini boş ve faydasız sözler konuşmak için vermemiştir. Her nefesten hesaba çekileceğimizi unutmamalıyız. Biz bu aleme Cenab-ı Hakk'a kulluk etmek için gönderildik. Cenab-ı Hak yüce kitabında:

"Ben insanları ve cinnileri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." buyurmuşlardır. Öyle ise insana düşen en büyük görev "O"nu tanımak ve bilmektir. Bilmek ise, lisanımızı, kalbimizi, her azamızı Allah için hareket ettirmemizdir. Allah korusun boş ve faydasız sözlerle bu ömür sermayesini bitirirsek sonunda hüsrana uğrayanlardan oluruz.

9- Lanet etmek:

Sevgili ihvanımız, lanet okumak hiç bir zaman doğru olmaz. Allah'ın Resulü (S.A.V.) hazretleri:

"Mü'min lanet etmez." buyurmuşlardır.

10- Gıybet etmek:

Sevgili ihvanımız yolumuzdaki felaketlerden bir taneside gıybettir. Gıybet ise bir kimsenin gıyabında, yani, hazır bulunmadığı zaman arkasından sevmediği bir sözü söylemektir. Dedikodu insanın kalb alemini harap eder. İşlemiş olduğu iyi amellerin sevabını yok eder. Hak katında bir derecesi varsa oda yok olur. Halkın yanında da sevgi ve ihtibarı varsa oda elinden gider. Gıybet eden kişiler her iki cihada rezil olurlar. Çünkü Rabb'imiz bunu haram kılmıştır.

Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'inde:

"Ey iman edenler, zannın bir çoğundan sakının. Çünki bazı zan vardırki sırf günahtır. Birbirlerinizin kusurlarını araştırmayın. Kiminizde, kiminizi arkasından çekiştirmesin. Gıybet etmesin.

Sizin herhangi biriniz ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanırmısınız, bundan tiksindiniz, Allah'tan korkun, şüphesiz Allah tevbeleri kabul edendir, acıyandır." Hucurat: 12 buyurmuştur.

Dedikodu eden kişiler daima zarardadırlar. Hak katında onlar bir gün müflis olurlar.

Rivayet olunurki:

Bir gün Hasan-ı Basri Hazretlerine, falanca kişi senin gıybetini yaptı derler. O Allah dostu yüce Veli Hasan-ı Basri Hazretleri eline bir tabak hurma alarak kendisini çekiştiren adama bir tabak hurma götürür. Siz sevaplarınızı bana yolladınız. Bende bu hurmayı size getirdim. Buyuruyor.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) hazretleri şöyle buyurular:

"Biraç gecesi gökte bir kavim gördüm. Ateşten makaslarla etlerini keserler, lokma lokma kendilerine yedirirler ve şöyle derlerdi: (Sizler dünyada hep kardeşlerinizin etlerini yerdiniz,şimdi de kendi etlerinizi yiyin bakalım.)"

Kardeşim Cebrail (A.S.)'a sordum (Ya Cebrail bunlar kimlerdir?)

Cebrail (A.S.) Bana dediki. Bunlar ümmetinden dedikodu edenlerdir cevabını verdi."

Şanı yüce Allah Hz. Musa'ya şöyle vahyetti:

"Her kim yaptığı gıybetten dolayı tevbe etse, öldüğünde cennete en son girecektir. Herkim yaptığı gıybetten dolayı tevbe etmeden ve devamlı gıybet işleyerek ölürse cehenneme ilk giren,  olacaktır." Gıybet yapan kimseler yaptıkları bütün iyiliklerini ateşe atıyorlar demektir.

 

Sevgili ihvanımız, şu dört şey hem orucu, hemde abdesti bozar:

1- Yalan söylemek

2- Dedikodu (Gıybet) etmek

3- İftira etmek

4- Genç kadınların yüzüne şehvetle bakmak

Bunlar müridin kalb alemini harap eder. Onun için büyüklerimiz, eline, diline, beline, gözüne sahip ol demişlerdir. Bu sözleri boş yere söylememişlerdir.

Peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Yüzünden haya perdesi giden kimsenin gıybeti olmaz."

Cenab-ı Hak cümlemizi gıybet afetinden korusun. Amin.

GÜZEL AHLÂK

Ey Hak ve hakikate talip olan ihvanımız. Tarikat yolundaki en büyük sermayelerden bir taneside güzel ahlak sahibi olmaktır. Allah'ın Resul'ü (S.A.V.) Hazretleri buyurmuşlardırki:

"Kıyamet günü herşeyden önce mizana güzel ahlak konulacaktır."

Bir gün Beyazid-i Bestami Hazretlerine sordular. Hak katında en sevgili mü'min kimdir?

"Ahlakı en güzel olandır." buyurdular.

Cenab-ı Hak peygamber (S.A.V.) efendimizi överek "Elbette en güzel ahlak sahibisin." Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri buyurdularki:

"Ben iyi ve güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." Bir kimse Ya Allah'ın Resul'ü din nedir diye sorunca:

"Güzel ahlaktır." buyurdular.

Peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri: "Allah'u Teala, kime iyi ahlak ve güzel huy nasip ederse, cehennem onu yakmaz." buyurmuşlardır.

Başka bir Hadis-i şeriflerinde ise "Güneşin karı, buzu erittiği gibi, yok ettiği gibi, iyi ahlakta günahları yok eder." buyurmuşlardır.

Allah dostu Evliyalar bu hususta çok büyük fikirler ve yaşantılar ortaya koymuşlardır.

Güzel ahlak: Haya ve edepli olmaktır, helal kazanmaktır. Doğru söylemektir. Büyüklere saygılı, küçüklere şefkatli olmaktır. Hayır ameller işleyip yardım sever olmaktır. Herkesin hak ve hukukuna saygılı olmaktır. Kanaat sahibi olmak, sabırlı olmak, şükredici olmak, yumuşak huylu olmak, mümkün olduğu kadar cömert olmak, kimseye lanet etmemek, gıybet etmemek, söz taşımamak, kötü söz söylememek, aceleci olmamak, kin tutmamak, haset etmemek, tatlı dilli, güler yüzlü olmak, sevmeside yermeside Allah için olmak, gariplere, mazlumlara, yetimlere iyi davranmak, aç olanları doyurmak, muhtaçları giyindirmek, hasta ziyaretlerinde bulunmak, kabirleri ziyaret etmektir.

Yunus Emre Hazretlerinin buyurduğu gibi:

Bir hastaya vardın ise,

Bir içim su verdin ise,

Yarın anda karşı gelir.

Hak şarabın içmiş gibi

                Bir yetimi gördün ise

                Bir eskice verdin ise

                Yarın anda karşı gelir,

                Hulle donun biçmiş gibi.

 

Başkalarının ayıplarını aramamalıdır. Kendi kusur ve ayıpları ile meşgul olmalıdır. Kendisini herkesten aşağı görmelidir. Başkalarının övmesinden ve yermesinden etkilenmemelidir. Din kardeşlerinin yardımına koşmalıdır.

Allah'ın Resul'ü (S.A.V.) hazretleri:

"Bir din kardeşinin bir ihtiyacını giderenin, Allah'u Teala kıyamet günü yetmiş ihtiyacını giderir." buyurmuşlardır.

Güzel ahlakın bir belirtiside, misafirperver olmalıdır. misafire ikram, Allah'u Teala'ya ikramdır.

Güzel ahlakın bir belirtiside, davetlere icabet etmektir. Davete icabet sünnettir. Ancak şeriate muhalif bir hal olursa gitmemek gerekir. Bol bol zikir yapmalıdır. İbadete önem vermelidir. Kötü ahlak, sahibine günahtan başka birşey kazandırmaz.

Kötü ahlak, sirkenin balı bozduğu gibi, iyi amelleri bozar. Ahlakını düzeltmeyen bir salik hiç bir manevi aleme kavuşamaz.

 

Allah'ın Resulü buyurdularki:

"Siz malınızla insanları geçemezsiniz. Ancak onları güzel ahlakınızla geçebelirsiniz."

İyi ahlak sahibi bir kimseyi, kabrine götürdükleri zaman, daha Münker-Nekir gelmeden doğrulur ve görürki, karşısında güzel yüzlü mahluklar, kendisine gülümsemektedirler. Bunlardan o kadar güzel kokular yaıylırki, kabrinin içi kokularla dolar. O zat sorar:

- Sizler kimlersiniz, nasıl olduda benden önce geldiniz ve kabrime girdiniz?

Onlarda kendisine cevap verirler:

- Bizler, senin işlediğin güzel amelleriz, dünyada iken sen bizimle ahlaklanmış ve kendine mal etmiştin. Bizlerde kabrinde sana yoldaş olmağa geldik. Seni burada yalnız bırakmayacak ve kıyamete kadar yanından hiç ayrılmayacağız. Kıyamet günüde seninle birlikte cennete gireceğiz.

Zinnuni Mısır-i Hazretleri:

"Her kimin dünya ile ilgisi çok olursa ahlakı o derece düşük ve kötü olur."

Muhtaçlara yardım etmek, yetimlerin başlarını sıvamak ve karınlarını doyurmaktır. Kadınlara iyi niyetle selam vermek ve hatırlarını sormaktır. Aç olanları doyurmaktır. Sofrasını kimseden kıskanmamaktır. Allah'a tevekkül etmek ve (Ben aç kalayım, tek bir başkası aç kalmasın) demektir. Şu halde Hakk'a talip olan sadık aşıklara ve Hakk'ın rızasını isteyenlere bu ahlaklar ile ahlaklanmak elbette gerektir. Bu alemde hayvan gibi gezip yürümek, insana layık değildir. Zira, insan olmak, yalnız surette insan görünmek değildir. İnsan olmaktan murad iyi ve güzel ahlak ve edep sahibi olmaktır.

 

 

 

Hak Teala:

"Ey iman edenler, kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun. Onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında, emrettikleri şeylerde Allah'a isyan etmeyen ve yalnız emrolunduklarını işleyen katı ve sert melekler vardır."

                                                       Tahriym s. 6

Bu Ayet-i Kerimenin tefsirinde bazı alimler:

"Nefsinizi ve ailenizi edeplendiriniz." demektir, buyurmuşlardır. Demekki mü'min olanlara edep gerektir. Özellikle meşayih huzurunda edep gerektir. İslam edebi ile edeplenmedikçe, Şeyh'ten nasip alınmaz. İsterse yüzyıl Şeyh eşiğinde beklense, edep olmayınca nasip almak zor olur.

İyi ahlakın bir alameti, bir mecliste otururken bir çok kusurları görmemektir. Kötü ahlakın alameti ise her zaman kusur ve çirkinlikleri görmektir. Tasavvuf ise güzel ahlaktan ibarettir.

Bir kadın, Malik bin-Dinar Hazretlerine; Ey riyakar diye seslendi. Malik in-Dinar Hazretleri ise, Basra halkının kaybettiği bir ismi buldum ey hatun diye cevab verdi. İnsanlar ancak güzel ahlak ile Hakk'a kavuşur vuslat bulurlar. Aziz kardeşim sana taş ile vurana sen ekmek ile vur. Sana kötülük edenlere sen iyilik et. Kendine reva görmediğini başkasına reva görme. Mü'min kadeşine karşı mütevazi, yumuşak huylu olmalısın. Lakin küffara, zalime karşı sert ve cesur olmalıdır. Bir cihad emri olursa ön saflarda savaşmalıdır. Bir Allah dostuna, Efendim siz neden Keramet göstermiyorsunuz, O Allah dostu ise Nefis keramet ister, Cenab-ı Hakk ise istikamet ister. Bin kerametten bir istikamet hayırlıdır. Bir dervişki yalan söylemez, haram yemez, hiyanet etmez, kimseye kötülük düşünmez, aile ve komşuları ile iyi geçinir, ibadetini vaktinde yapar, abdestsiz gezmez, rabıtadan ayrılmaz, daima zikirle iştigal ederse, bundan daha büyük kerametmi olur?

Cenab-ı Allah'ta biz kullarından bunu ister. Daima Cenab-ı Hakk'tan, güzel ahlak ve istikamet istemeliyiz. Evliyalar kerameti kadının kirli çamaşırına benzeterek ortaya konulmasını kerih görmüşlerdir. Keşif ve ilahi tecellilere mazhar olmak için şüphesiz güzel ahlak lazımdır. İlahi yarabbi, güzel ahlakı nasip eyle. Amin.

 

 

 

SOHBET VE ADABI

 

Ey Hak ve hakikate tabi olan ihvanımız. Yolumuzdaki hakikatlardan bir taneside sohbettir.

Sohbetsiz ve zikirsiz bu yolun zevkini alıp hakikate ermek mümkün değildir. Onun için tasavvuf büyüklerimiz sohbetin faziletini üç şekilde beyan etmişlerdir:

Birinci faydası:

Muhakkakki tasavvuf ehlinin sohbeti saliki yolundan dönmek ve batıla düşmekten kurtarır. Kişiyi nefsine uymaktan uzaklaştırır.

İbadetlere karşı aşk ve şevk uyanır. Yaptığı ibadetlerden aşk alarak huzur ve huşuyu sağlar. Sohbet, intisabın neticesi olarak insanın gönlüne ilahi nurun akmasına sebep olur. İntisaplı olarak sohbetlere katılan kişiler için felah vardır. Çünkü tasavvufi sohbetlerde kalbe huzur, ruha gıda vardır. Zaten ruh gıdasını almayınca hiç bir manevi müşahade elde edilmez.

İkinci faydası:

Muhakkakki kalblerin ilmi ancak sohbetle elde edilir. Bir insanın hali sohbetle düzelirse onu kimse bozamaz. Bunun için sohbet eden ile edilen arasında bir sevgi ve mensubiyet bulunması şarttır. Karşılıklı sevgi ve saygının bulunması şarttırki, istenilen netice elde edilsin. Bu sevgi ve saygı olmazsa istenilen netice elde edilmez. Hayvanlar bile öyledir. Hissi müşterek olan hayvanlar birbirleriyle anlaşır. Hisleri ayrı olan hayvanlar ise birbirleriyle kapışırlar.

Mesela: Cinni, cinni ile, melek melek ile, şeytan şeytan ile arkadaşlık eder. Birbirlerini dinlerler. Aralarında his ortaklığı vardır.

İbadet ehli, ibadet ehli ile, günah ehli, günah ehli ile, zikir ehlide, zikir ehli ile anlaşır. Sanatkar, sanatkarla, esnaf, esnafla anlaşırlar.

Bu gerçekleri Allah'ın Resulü (S.A.V.) Hazretleri bir hadis-i şeriflerinde şöyle beyan etmiştir:

"Bütün ruhlar yeryüzünde ordular gibidir. Birbirlerini seven ruhlar anlaşır, sevişirler. Anlaşamayan ruhlar ise birbirlerinden nefret ederler."

Mürid ilk önce kendi nefsini yoklamalıdır. Kimlerle sohbet ediyor, kimlerin sohbetlerinden zevk alıyor.

Sevdiği ve oturduğu iyi kimseler ise müridde iyi yoldadır. Hakk dostlarını seviyor, onlarla sohbet etmeyi arzu ediyorsa Allah'a şükretmeli ve kendisini tebrik etmelidir.

Eğer sohbet ettiği kimseler Şeriatın dışında hal ve hareketleri bozuk kimseler ise, mürid bunları derhal terk edip geçen günleri içinde tevbeyi istiğfar etmelidir.

Bir insan misk satan bir dükkana girse, orada üzerine kokuda sürünmese, o dükkanın içerisinde bulunan temiz koku zerrecikleri o kişinin üzerine siner ve tertemiz kokar.

Ama bu kişi bir kahvehaneye girmiş olsa orada sigara bile içmese dahi gine oranın pis kokuları o insanın üzerine siner leş gibi kokar. Bunun için konuştuğumuz ünsiyet ettiğimiz insanların çok iyi ve dürüst, Allah ve Resulüne bağlı olması lazımdır.

 

Üçüncü faydası:

Muhakkakki salik her zaman nefsi ile imtihan halindedir. Eğer Mürid kendi başına hareket ederse bazan onu şeytan aldatır. Bir takım hayaller, ve himler, bozuk ihtikatlar, zararlı fikirler, tembellik, hile ve zındıklık, istidraç gibi kötü duygu ve düşüncelerle doldurur.

Bu halde şeytan kendi hesabına zafere erişir. Sohbetten uzak kalıp kendi kendine kafi geleceğini sanan mürid çok aldanır. Ve yolda kalır. Kendi başlarına gidenlerinde Şeyh'leri şeytan olur. Mürid için en selamet yol, Şeyh'ine teslim olup onun sohbetlerine devam etmektir. Veya Şeyh'inin vekilleri olan halifelerin sohbetlerine devam etmelidir. El ele el Hakk'a kaidesi unutulmaması gerekir. Dünyada Allah için kardeş edinin. Bir kişi "Zinnuni Mısıri" Hazretlerine gelerek "Ya Allah'ın dostu, ben kimlerle arkadaşlık kurup sohbet edeyim" diye sormuşlar. O Allah'ın dostu ise şöyle demiştir. Seni hasta iken ziyaret eden, Allah ve Resulüne bağlı kişilerle sohbet etmeni tavsiye ederim buyurmuşlardır.

Bir başka sözlerinde ise: Allah ile sohbet O'nun emirlerine uymakla olur. İnsanlarla sohbet, onlara nasihat etmekle olur.  Nefisle sohbet, ona muhalefet etmekle olur. Şeytanla sohbet ise onu düşman bilmekle olur. Bir şairde şöyle demektedir:

Eğer birine kalk gidelim dediğin zaman, sana nereye gidelim diye sorarsa onunla sohbet etme.

Kısacası kötülüklerden uzaklaşıp iyiliğe yaklaşmaktır. Çünki bütün Ehlullah bu yolu seçmiş ve bu yoldan kemale ermişlerdir. Mürid için selamet yol, Şeyh'inin sohbetleri ile feyiz yap olup erimektir.

Sohbete katılmadan önce Mürid temiz bir abdest alarak tevbe namazı kılıp istiğfar çekip, günahlarına nadim olmalıdır. Temiz bir kalb ile sohbetlere girmelidir. Muhammed-i Bahaaddin Hazretleri buyurmuşlardırki; Bizim yolumuz sohbet yoludur. Biz müridlerimize sohbet ile yol veririz. Sohbetten muhabbet, muhabbettende Muhammed hasıl olur buyurmuşlardır.

Aziz kardeşim sohbetlerin neticesinde öyle aşıklar, öyle Hakk dostları çıkmışlardırki;  daha dünyada iken Hakk'ın şarabını kana kana içmişlerdir. Cezbelere kapılıp Hakk sarhoşu olmuşlardır. Bu sarhoşluk içerisinde Hakk'ı müşahade ederek Vasılı İllallah olmuşlardır. İlahi Ya Rabbi izni Celal'in Azameti Kibriyan hürmetine bizi sana vasıl olanlardan eyle. Amin.

 

 

NAKŞİBENDİ TARİKATI

 

Ey hak ve hakikata tabi olan ihvanımız.

Mensubu bulunduğumuz Nakşibendi tarikatının amaçlarını Hak dostları şöyle beyan etmişlerdir:

Nakşibendi tarikatı bütün tarikatların en kolayıdır. İlahi tecellilere mazhar eder ve müridi en kısa yoldan Allah'a kavuşturan nur ve sürur yoludur. Mürşit gönlündeki feyizleri müridin gönlüne doldurur. Nakşibendi tarikatının önderi ve Şahı Hazreti Ebubekir efendimizdir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hazretleri, bir Hadis-i şeriflerinde Yüce Allah benim kalbime neyi aktarıyorsa bende onu Ebubekirin kalbine aktarıyorum. buyurmuşlardır. Nakşibendi tarikatı ehli sünnet vel Cemaat ihtikadı üzerine kurulmuştur. Kötü ve çirkin huylardan arınıp, güzel ve temiz ahlak sahibi olmaktır. Bu tarikatta Cezbe hali herşeyden önce gelir. Cezbeden sonra mürid artık esrar perdelerinin arkasındaki gizli aleme ulaşmış demektir.

Nakşibendi tarikatı, diğer tarikatların dolaşıp ulaştıkları son makama daha yolun başında iken ulaşırlar.

Nakşibendi tarikatı diğer tarikatlardan daha kısa mesafelidir. Nakşibendi tarikatının müridleri diğer tarikatların müridlerinden daha şanslıdır.

Nakşibendi tarikatında ilk önce kalb zikri gelir. Oysa diğer tarikatlarda kalb zikri ikinci derecede gelir. Halid-i Bağdadi Hazretleri: "Nakşibendi tarikatında insan istediği yemeği yer, istediği elbiseleri giyebilir. Mühim olan halkın içinde Hakk'la beraber olmaktır."

Bulundukları her yerde kalblerinin muhabbet tellerini ilahi merkeze bağlarlar. Elleri işte kalbleri ilahi tefekkürdedir. Her halükarda kalbi zikirle meşguldürler.

Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Keriminde, şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ın öyle kulları vardırki, onları Allah'ı anmaktan (Zikretmekten) ne ticaret, nede alışveriş alıkoyamaz." Kısacası Nakşibendi tarikatı sahabilerin uyguladıkları usul ve kaidelerdir. Sünnete bağlı kalmak, zahir ve batın işlerini aynı ölçüde düzeltmektir. Hayat işlerinden hiç birini ihmal etmeden kalb huzuru bulmak ve manevi alemden feyiz almaktır. Genç ve yaşlı herkes bağlılığı nisbetinde feyiz alır.

Bu tarikatın başıda sonu kadar, sonuda başı kadar kolay ve tatlıdır. Hiç bir derece ve makamda zorluk yoktur. Bu tarikatın piri ve önderi Hazreti Ebubekir Efendimiz (R.A.) halifelerinin öncüsü ve ilkidir. Bu tarikatta diğer tarikatların  önderi ve lideridir. Nurların ve sırların kaynağıdır.

Özet olarak Nakşibendi tarikatı en güzel, en olgun, en açık, en tatlı, en kısa, en kolay vasıl edici bir tarikattır. Bir şairimiz şöyle demektedir: "Nakşibendi tarikatının üstün özelliklerini hiç kimse tam olarak vasıflandıramaz. Yüce Allah onun tatlı şarabını kana kana içirsin. Gizli ilimlerinin kapılarını ardına kadar açsın. (Amin.)

Minhâc-ül Abidin Hazretleri, kitabında şöyle buyurmuşlardır:

Nakşibendi tarikatına girenlerden kimi bir gün, kimi bir ay, kimi bir yıl, kimide bir kaç yılda velayet derecesine ermişlerdir."

Nakşibendi tarikatının bütün usul ve kaideleri, rükun ve şartları şeriat'a uygundur. Bu tarikatın hiç bir usul ve kaidesi şeriat ile çelişmez. Nakşibendi tarikatı Kur'an-ı Kerim, sünnet ve şeriat'ın özüdür.

İmam Ebu Mansur Maturidi Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:

"Nakşibendi tarikatı uzunluk ve kısalığı, diğer tarikatların ve ayakla yürünen yolların mesafelerine benzemez. Bu tarikat ruh ayağı ile yürüyen bir tarikattır." İlahi nurlara mazhar olan bir mürid bu tarikatta daha tez ermektedir.

Netice olarak bu tarikatın mahiyyeti, ibadete devam etmek, belli saat ve zamanlarda zikir yapmaktır. Tarikat, Hakikat ve şeriat hükümlerine göre davranışlarda bulunmaktır.

Allah'tan başka hiç bir gaye ve hedef edinmemektir. İç ve dış dünyası her türlü kusurlardan arındırmak ve yüce gayeler peşinde koşmaktır. Kalbini bütün yalancı sevgilerden temizlemek ve ilahi tecellilere ermeye engel olan her türlü bağlardan kurtulmaktır. Her zaman Allah'la beraber olarak, hırs, kin ve düşmanlıklardan uzaklaşmaktır. Bunun içinde kendini ve nefsini daima kontrol altında bulundurmaktır.

Resulullah (S.A.V.) hazretlerinin yolunda bulunmak ve sünnetine dört elle sarılmaktır.

Resulullah (S.A.V.) Hazretleri bir Hadis-i şeriflerinde: "Benim için bir saat vardırki o saatte hiç bir meleki mukarrab ve Nebiyyi mürsel aramıza giremez." diye buyurmuşlardır.

 

 

KORKU VE ÜMİT

 

Tarikatta korku esastır:

 

Korku: Kalbin "Yüce Allah"ın azamet ve Celal'inden dolayı titremesidir.

Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri:

Korku nefsi azaplandırır, terbiye eder." buyurmuşlardır. yüce ve Kerim olan Allah'tan korkmak farzdır.

Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'inde:

"İnanıyorsanız benden korkun." buyurmuştur.

"Yüce Allah" peygamber ve Veli kullarını överken şöyle buyurmuştur:

"Onlar bizden korkarak ve çekinerek dua ederler." Kendilerine hakim olanlar Allah'tan korkarlar. Kulları içerisinde Allah'tan en çok korkanlar alimlerdir.

Hazreti Davut (A.S.) bir gün Allah korkusundan hastalanmıştır. Kendisini zirayete gelenlere Allah'tan korkun diye tavsiyede bulunmuştur.

Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'inde:

"Bir kulum için ne iki korkuyu nede iki emniyeti bir arada toplamam. Dünyada benden korkanlar ahirette emniyet içinde olacaklardır. Dünyada emniyet içinde olanlar ahirette korku içinde olacaklardır. buyurmuştur.

Şüphesiz Rabb'imiz Allah'tır, deyip sonrada dost doğru olanlar üzerine melekler gelir. Korkmayın ve mahzunda olmayın. Vaad olunduğunuz cennetle sizi müjdeliyoruz derler.

Allah'tan korkmak, günahları yakar ve insanı bütün kötülüklerden arındırır.

Süfyan'ı Sevri Hazretleri bir gün hastalanırlar. Hastalığının teşhisine gelen doktor: Bu kişinin hastalığı Allah korkusundandır. Bunun bütün damarları Allah korkusu ile doludur. Bağırsakları bile Allah korkusundan kavrulmuştur demişlerdir.

Kıyamet gününde Yüce Allah şöyle buyuracaktır:

"Kalbinde zerre kadar imanı olanları Cehennemden çıkarın. Büyüklüğüme yemin ederimki bana bir an iman eden kimseyi, hiç iman etmemiş gibi muamele etmem."

Ebu Ali Ed dekaik Hazretleri korkuyu şöyle ayırmaktadır:

Korku imandan gelir

Haşye ilimden gelir.

Heybet tanımaktan gelir.

Arifler yüce Allah'ın büyüklüğü karşısında sadece heybete düşerler. Onlar için korkmak ve mahzun olmakta yoktur. Çünkü onlar Hakk'a vasıl olmuşlardır. Onların varlığı Hak varlığıdır. Hakk'ın tecellisine mazhar olmuşlardır.

Cenab-ı Hak cümlemize tecelli etsin. Mürid daima korku ve ümit içerisinde olacaktır. hem Allah'ın azabından korkacak, hemde Allah'ın Rahmetinden ümidini kesmeyecektir. Korku ve ümit tarikatta iki manevi kutuptur. Birinin diğerinden ağır basmaması gerekir. Bu iki kutup arasında kalb ibresini iyi ayarlamak gerekir. Bu ölçüyü kaçıranlar hiç bir manevi aleme erişemezler.

Ancak cenneti ümid eden cennete girer. Cehennemden korkanlarda cehennemden kurtulur.

İnsan Allah'ın Rahmet'i hakkında iyi niyet sahibi olmalıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Ben kulumun zannı üzereyim, kulum beni nasıl sanırsa ben öyleyim."

Günahların en büyüğü Allah'ın Rahmet'i hakkında kötü zan sahibi olmaktır. Ölüm anında insana fayda sağlayacak, sadece Allah'ın Rahmet'idir.

Yüce Allah insanları kendi Rahmet'i ile bağışlar. O'nun Rahmeti herşeyi kuşatmıştır. Cenab-ı Hakk'ın Rahmeti gazabını geçmiştir. Allah'ın üzerinde fazilet ve Rahmet'i olmamış olsaydı, sizden hiç biriniz ebedi olarak kurtulamayacaktı. Fakat Yüce Allah dilediği kimseleri kurtarır.

Ümit: Allah'a güvenip işleri, ibadetleri bırakmak değildir. Ümit, çalışıp, ibadet edip sonra Allah'a güvenmektir.

Ey din kardeşim: Allah'a gönül verip O'na yaklaşan bahtiyar kullarından eylesin. İlahi Ya Rabbi izni Celal'in hürmetine bizi kulluğuna kabul eyle. (Amin.)

 

 

İHLAS

 

Ey Hak ve hakikate tabi olan ihvanımız. Yolumuzdaki en büyük sermayelerden bir taneside ihlastır. İhlassız bu yolda çalışıp Hakk'a kavuşmak mümkün değildir.

Hakikat ehli büyüklerimiz buyurmuşlardırki: İhlas Allahu Teala'nın nurlarından bir nurdurki, onu ancak sevdiği kullarının kalbine emanet eder. Gerçek mü'min olmayan kullarından bunu esirger.

İhlas: Allah'u Teala'nın mü'minlere mahsus olarak kalblere verdiği en büyük ihsanıdır. İhlaslı yapılan amellerle insan ancak kurtuluşa erer. Kişi yüce makam ve mevkilere ihlası ile erebilir.

Alah'ü Zülcelal hazretleri:İhlas benim sırlarımdan öyle bir sırdırki, ben onu sevdiğim kullarıma ikram ederim." buyurmuştur.

Şazeli Hazretleri buyurdularki:"Bir gün kendi kendime Kabe'yi tavaf ediyordum. Kalbimde ihlasın olup olmadığında tefekkür ediyordum. O sırada hafiften şöyle bir ses geldi: Bu ses iki kimsenin birbiriyle konuşması gibi bir şeydi: "Ben hakkıyla işiten, sana en yakın olan, senin herhalini bilenim. Seni Resul ve Nebilerin dışında kalan öncekilerin ve sonrakilerin ilmi ile zenginleştirdim. Buyurdular.

İhlas sahibi kimseler başkalarının övmesinden ve kötülemesinden etkilenmezler. Gösteriş için, desinler diye amel işlemezler. ihlas sahibi kişiler, dünyanın makam ve mevkilerine meyil etmezler. Düyanın geçici saltanatına ve zevklerine takılıp kalmazlar.

Onların tek arzuları "Allah'ın hoşutluğunu ve rızasını kazanmaktır. Yaptığı amelleri halkın değil, Hakk'ın bilmesi için yaparlar. Övülmekten, methu sena edilmekten hiç hoşlanmazlar. İhlas sahibi şol kimselerki, Halktan uzak tenhalarda gönlü yanıp, gözleri ağlayan, her fiil ve azalarını Allah için hareket ettiren bahtiyar kullardır. Kim ihlası elde etti ise iki cihanda azizdir.

Bir insanın ihlası kendi başına elde etmesi çok zordur. Ama bir mürşid vasıtası ile ihlası elde etmesi çok kolaydır. Mürşidlerin gönlü yeryüzünde "Hakk"ın feyiz menbaadır, feyiz deposudur. Mürşidden gelen feyizle mürid aşka kavuşur. Aşk ise müridlere ihlası kazandırır.

Deprenmedim yerimden

Ayrılmadım Şeyhimden

Aşktan bir kadeh aldım

Buldum bir dağ içinde.

Yunus Emre'nin buyurduğu gibi.

Bunun için mürid riyadan sakınıp amellerini ihlasa götürmelidir. Nitekim Meşayih-ı Kiramdan bir zat buyurmuştur ki:

"Tam otuzyıl çalıştım ancak amellerimi ihlasa götürebildim. Bunu duyanlar. Ey Allah'ın dostu bu işi nasıl başardın deyince; Otuz yıl gönlümün kapıcısı oldum. Hakk'tan başkasını oraya koymadım ve böylece ihlası elde edebildim." buyurmuştur.

Muaz bin Cebel (R.A.) buyurduki:

"İhlas ile amel et azda olsa yetişir."

Maruf-ı Kerhi (R.A.) kendisini kamçı ile döver ve ey nefsim ihlas üzere ol kurtulursun derdi.

Ebu Süleyman hazretleri diyorki:

"Ömründe bir adım ihlasla atmış olana müjdeler olsun. Çünkü onunla Alahü Teala'yı istemiştir. Büyüklerden birini rüyada gördüler, Cenab-ı Hak sana ne mualmele etti? Buyurdularki. O'nun için ihlasla işlediğim her ameli terazimde gördüm. Bu amellerle kurtuldum cevabını verdi.

 

Allahü Teala şöyle buyurdu:

Tam ihlasla, Allah'tan başka ilah yoktur, şehadetini yapanlar olmasaydı cehennemi dünya ehline musallat ederdim." Eğer bana ibadet edenler olmasaydı, bana asi gelenlere bir anlık dahi mühlet vermezdim."

Bir kişi niyeti halis olur, buna göre amel işlerse, bu ihlas olur.

Kıymetli ihvanımız her türlü kötülüklerden arınıp ihlası elde etmeye gayret göstermelidir. İlahi Yarabbi gerçek ihlası nasip eyle. (Amin)

 

 

KALBİN KORUNMASI

 

Ey Hak ve hakikata tabi olan ihvanımız. Hak yolunda çalışıp Hakk'a vasıl olmak her müridin başta gelen düşüncesi olmalıdır. Gayretsiz ve isteksiz bir müridin Hakk'a vasıl olması düşünülemez.

Bu yolda muhteber olan kalbe sahip olmaktır. İnsanlar kalbindeki beslediği mahebbet kadar Allaha yakın olur. Kalb huzurunu elde etmek için bir çok hususlara dikkat etmek gerekir. Kymetli kardeşim, kalbini bütün kötü duygu ve düşüncelerden koru. Onu bütün günahlardan arıt. Cenab-ı Allah gönüllerde saklı olan bütün sırları bilir. Allah gönüllerin tamamen iç yüzüne vakıftır. Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetlerinde Alah'ü Zülcelal Hazretleri bunu beyan etmiştir.

Kalb konusunu aydınlığa kavuşturan Alah'ü Zülcelal Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

Allah gözlerin hain bakışını ve gönüllerin gizlemek istediği her şeyi bilir.

                                         Mü'min-un suresi: 19

Kalb konusunu aydınlığa kavuşturan ikinci temel hükümlerde, yüce peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri:

"Allah sizin yüz güzelliğinize, kılık, kıyafetinize değil, sadece gönlünüzdeki beslediğiniz niyete bakar."

Bu Hadis-i Şeriften anlaşıldığına göre kalb, alemlerin sahibi olan Allah'ın nazargahıdır. Kalbi daima kötü duygu ve düşüncelerden temizlemek lazımdır. Kalbi kontrol altında bulundurmak gerekir.

Başka bir Hadis-i Şeriflerinde Peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri:

"İnsanoğlunun içinde bir et parçası vardır. O huzurda olursa ütün vücud huzurdadır. O fesad olursa, bütün vücud fesattadır. Onu sorarsanız kalbtir." buyurmuşlardır.

Bu Hadis-i şeriften açık seçik anlaşıldığına göre bütün azalarımız kalbe bağlıdır. Kalbin düzeltilmesi her şeyden önemli ve lüzumludur. Zira gönül, sözü etkili bir Sultan olup beden ve organlar onun hizmetçisidir.

Kalbin ıslahı onu kötü sıfatlardan kurtarmak ve güzel huylarla süslemektir. Yani önderimiz Hazreti Muhammed'in (S.A.V.) yolundan, izinden ayrılmayıp O'na tabi olmaktır. O'na gerçek ümmet olanlar iki cihanda aziz olurlar.

Zira O yüce peygamber, güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiştir.

Akıllı insan daima kalbine sahip olan insadır.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri:

"Akıl kalbe bir nurdur." buyurmuşlardır. Sevgili ihvanımız çektiğimiz derslerde, yaptığımız zikir ve sohbetlerde gönül alemimize bir nur, bir huzur doğmaktadır. Bu nur ve huzur ile gönül yanar, gözler ağlar, Allah'ın aşkı insanı sarar. Mürid bu zikrin ve aşkın etkisi ile kalbindeki günah kirlerinden temizlenmiş olur. Mühim olan, bu nur ve sururu, huzuru muhafaza etmektir. Yoksa, aksi halde, taşın üzerine yağan yağmurun bir anda kuruyup yok olduğu gibi, gönüllerdende bu Rahmet dağılır, gider. O zamanda kalb huzuru ve idminanı bozulur. Mevla böyle akibetten muhafaza eylesin. Çok gülmek kalbi öldürür. Dünya ehline aldanma, kalbin mahzun ve gamlı olsun. Bedenin ibadetle yorgun, gözlerin ağlayıcı, amelinde halis olsun. Dua ederken tazarru ile yap. Evin mescit olsun. Dostunda Allah olsun.

Zikir yaparken manasını mülahaza etmelidir. Gaflete hiç yol bırakmamalıdır. Müridin her zaman uyanık olması lazımdır. Gerek zikretsin, gerekse zikrin haricinde olsun Allahü Zülcelal Hazretlerinin, kendisinin her haline vakıf olduğunu gönülden çıkarmamalıdır. Ona göre günah ve gafleti mucip her çirkin ve yakışıksız hallerden uzak durmalıdır.

Bizim bu aleme gelişimizden gaye, Nefsimizi islah edip Hak Teala'nın sevgili bir kulu olarak ahirete göçmektir. Cennet ve Cemalullaha kavuşmakta böyle kullara vaad olunmuştur. İlahi Yarabbi cennet ve cemalinle müşerref eyle. (Amin.)

 

 

TEVAZU

 

Ey Hak ve Hakikata tabi olan ihvanımız.

Bilmiş olki yolumuzdaki en büyük gerçeklerden bir taneside tevazu yani alçak gönüllülüktür.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) hazretleri; insanların en alçak gönüllüsü idiler.

Cenab-ı Zülcelal Hazretleri, sultan olan bir Nebii ile kul olan bir Nebii arasında tercih yapmakta serbest bıraktığı halde, o kul olan bir Nebii olmayı tercih etmişlerdir.

Kabrinden il önce kalkacak "O"dur. İlk şefaat edecekte "O"dur.

 

Tevazu: En beğenilmiş, en güzel, en kıymetli bir ahlaktır. Peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri öyle bir tevazu ehli idiki Merkebe binerler, önden gitmeyi tercih etmez, Ashab-ı Kiram'ın arkasından, bazende ortalarında yürürlerdi. Koyunlarını kendileri sağarlar, elbiselerini kendileri dikerlerdi. Nalinlerini kendileri yapar, Hane-i saadeti bekler, devesini bağlar, alış verişlerini kendileri yaparlardı.

Fakir, yetim, gariplerle oturup sohbet etmeyi severlerdi. Sofrasında ne bulunursa onu yerdi. Hiç bir nimeti küçümsemezdi. Sofrada diz çöker otururlardı. Ben kulum, kul gibi oturur, kul gibi yerim, buyururlardı.

Müslümanların davetlerine gider, beydir, fakirdir, köledir diye ayırt etmezdi. Allah'tan başka kimseden korkmazdı. Dünya işi için telaşlanmaz, boş duranlarıçalışmaya teşvik ederlerdi. Şehrin en uzak mahallelerinde bulunan hastaları, malülleri, ihtiyar, dul, kadınları arar, hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını görürlerdi. Aşırı hürmet ve ta'zimi hoş görmezler, çok zaman elini öpmeye müsaade etmezler, bir toplantıya geldiklerinde buldukları yere otururlar, ayağa kalkarak ta'zimde bulunduğunda yüzleri kızarır, pek memnun olmazlardı.

En büyük şiarları tevazu idi. Bir kişi bir iş için gelseler o işini bitirinceye kadar onunla yakından ilgilenirlerdi.

Müslüman kardeşinin işini görüp yardım edene Allah yardım eder. Sıkıntıdan kurtaranı Allah kıyamet gününde sıkıntıdan kurtarır. Ayıbını örtenin, Allah ayıbını örter buyurmuşlardır. Misafirlerine bizzat hizmeti vazife bilirlerdi.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) hazretleri;

"Kim Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah için infak ve ihsan eder, Allah için men ederse onun imanı kemale ermiştir." buyurmuşlardır.

Allah'u Zülcelal Hazretleri;

"Amellerini Allah için yapanlara cennet ve onunda ziyadesi Cemalullah vardır." buyurmuştur.

Başka bir Ayet-i Kerime'sinde Cenab-ı Zülcelal Hazretleri,

"Ya Habibim, sen güler yüzlü, tatlı dilli, güzel ahlak sahibi olmasaydın etrafında kimseler kalmaz dağılırlardı."

Cenab-ı Hak tevazu edenleri yüceltir, yükseltir. Kibirlenen, böbürlenen insanlarıda alçaltır ve ma'nen yerin dibine batırır.

Peygamber efendimiz (S.A.V.) hazretleri:

"Tevazu edipte, Allah'u Zülcelal'in şerefini ve kıymetini artırmadığı bir kulu yoktur." buyurmuşlardır.

Başka bir Hadis-i şeriflerinde ise:

"Kerem Takvada, şeref tevazuda, zenginlik ise Hakk'ı iyi tanımaktır." buyurdular.

İsa (A.S.) buyurdularki:

"Dünyada tevazu sahiplerine saadetler ve müjdeler olsunki, kıyamet günü onlar kürsi ve minber sahibi olurlar."

Hasan-ı Basri Hazretleri, buyurdularki:

"Tevazu, evden çıktığın zaman sokakta gördüğün herkesi kendinden üstün görmektir."

 

Muhammed-i Behaaddin Nakşibendi Hazretleri:

"Benim nefsim, kafirlerdende aşağıdır. Bunu duyan dostları aman efendim, Cenab-ı Hak size tecelli eyledi, büyük lütuf ve ihsanlarda bulundu. Neden böyle söylüyorsunuz dediler. O Allah'ın dostu evet doğru söylüyorum. Bu hain nefsim belki son nefeste bir serkeşlik ederde Hakk'ın huzuruna suçlu varabilirim." buyurdular.

Ey aziz kardeşim, büyüklerin hali budur.

İlahi Yarabbi izni Celal'in hürmetine bizi tevazu ehli eyle. (AMİN)

 

 

LETAİF BAHSİ

 

Ey Hak ve Hakikata tabi olan ihvanımız.

Takip ettiğimiz usul ve kaidelere bağlı kalarak çalışan müridlerimizin ilk önce bir hazırlık devresinden geçmesi gereklidir. İlk önce tarikatımıza giren kardeşlerimize durumları gereği 500-700-1100 ve 1600 adet zikir telkin edilir.

Bu zikirlerle mürid kabiliyetine göre 2 veya 4 yıl çalışır. Bu çalışma yıllarının neticesinde mürid şeyhinin tasvip ve tavsiyesi ile letaif dersine başlatılır. Bu ise sülukun başlangıcıdır. Nakşibendi tarikatında müridlerin mutlaka letaif derslerini çekmeleri gereklidir.

Abdestli olarak kıbleye karşı oturan bir mürid:

İlk önce kalbindeki bütün kötü duygu ve düşüncelerini bir tarafa atıp, huzur ve huşuyu sağlamak için dikkatini toplamalıdır. Aşağıdaki zikir ve fikir hususlarını yerine getirmelidir. Şunu da hemen belirtelim ki, Şeyh müsaade etmeden bu letaif dersi mürid tarafından çekilmez. Bu ders şeyhin müsaadesine bağlıdır.

 

Letaif dersine başlayan bir mürid şunları okumalıdır:

İlk önce Besmele-i şerifi okuyup ders yapmaya niyet etmelidir.

1- Ayetel Kürsi

1- Elemneşrahleke

11- İhlas-ı şerif

1- Felak

1- Nâs

1- Fatiha

30- Salavat-ı Şerife

Bunlar bilindiği üzere ruhlara bağış yapılır. Arkasından ölüm rabıtası ve Şeyh rabıtası yapılır. Arkasından 3 şehadet kelimesi okunur. Gözler kapalı, iç aleme dönük olarak:100- İstiğfar çekilir, arkasından 3000 Allah, Alah, Allah çekilir.

Bu üçbin Lafza-yı Celal kalbe çekilir. Kalb sol meme altındadır.

Mürid zikrine devam ederken, Akik renginde saf kırmızı bir nur zuhur eder. Kalb nura bürünür. Müridin kalbi zikir etmeye başlar. Kalbini zikirden önleyemez. Veledi kalb zuhur eder. Gönlü nur ve zikirle dolan müridin zikrine Şeyhi veya vekili tarafından 500 ism-i Celal ilave edilir. Müridin zikri ruha nakledilir. Ruhun yeri sağ meme altındadır.

Mürid 3000 ism-i Celal-i kalbe 500 ism-i Celal'ide ruha çekmelidir. Zikrine ve fikrine devam eden mürid sağ meme altında sarı bir nur görür. Böyle devam eden müridin ruhu da asıl sıfatına döner.

Bundan sonra müridin zikrine 500 ism-i celal ilave edilerek sırra naklonulur.

Yukarıda anlatıldığı gibi kalb için 3000, ruh için 500 ism-i Celal okunduktan sonra 500 ism-i Celal'de sırra çekilmelidir. Bu makamda beyaz bir nur tecelli edince Şeyhinin müsadesi ile zikrin nuru Hafi'ye naklolunur. Sırrın yeri sol meme üstündedir.

Zikir ve teveccühüne devam eden mürid 3000 kalbe, 500 ruha, 500 sırra, 500'de Hafi'ye çekerek zümrüt yeşili bir nur tecelli edene kadar ism-i Celal yukarıda belirtilen yer ve makamlara çeker. Hafi'nin yeri sağ memenin üstündedir ve nuruda zümrüt yeşilidir.

Bu nuru gören veya bu nurun hilat'ını giyen mürid şeyhinin müsaadesi ile zikrine 500 ism-i celal daha ilave edilerek zikri Ahfa'ya naklonulur. Ve böylece ism-i Celalin sayısıda 5000'i bulmuş olur. Yukarıda ismi geçen zikir adetleri yerlerin ve makamlarına çekilerek, ya çok beyaz, ya çok siyah bir nur zuhur eder. Veya bu renklerde hilatlarda giyebilir. Ahfa'nın yeri ise iki meme ortasındadır.

Ahfa makamına çalışan mürid siyah veya beyaz nuru müşahade eder. Mürid Şeyh'inin müsadesi ile zikrine 500 ism-i Celal'i daha ilave ederek nefis dersine geçer. Nefsin yeri ise iki kaş ortasındadır.

Mürid zikir ve teveccühüne devam ederken turuncu renginde bir nur zuhur edince Şeyh'inin müsaadesi ile müridin zikrine 500 ism-i celal daha ilave edilerek letaif-i Kül'e geçirilir. Letaif-i Kül'ün yeri ise tepeden tırnağa varıncaya kadar vücud üzeridir.

Alışıldığı usul üzerine, zikrine ve teveccühüne devam eden mürid bir aynaya bakıyormuş gibi dersini çeker.

Kalbin, Ruh-un, Sırr'ın, Hafi'nin, Ahfa'nın, Nefsin hakları olan ism-i celal'leri okuduktan sonra letaif-i Kül içinde 500 ism-i Celal'i okumaya devam ederken, Allah'u Zülcelal'in ihsanları yetişir. Vücudun her parçası ism-i Celal'i zikretmeye başlar. Allah'u Zülcelal Hazretlerinin izni ile zikirlerini can kulağı ile duyduğu gibi ten kulağı ilede duyar. Vücud azalarına ism-i Celal'in yazıldığını görür. Artık Allah'u Zülcelal Hazretlerine hamdeder ve telkin olunan zikrine, murakabesine devam eder.

Letaif dersi 3000 ism-i Celal ile başlar 6000 ism-i Celal'e kadar yükselir. Letaif'i bitiren müridin Fatihası çekilir.

 

 

NEFİY İSBAT:

 

Letaif dersine adap ve erkana uyarak devam eden müridlere Nefiy isbat dersi verilir. Bu ders kalbi olarak çekilir. Letaif ile beraber telkin edilir.

Dil üst damağa rabt edilir, ağız kapatılır, gözler yumulur. Nefes almadan 3 tevhid okunur ve sonuncu tevhidde nefes verilir. Mürid teklere riayet ederek 21 tevhide kadar çıkabilir.

İlahi yarabbi izni Celalin ve azameti kibriyan hürmetine cümle ihvanlarımızı bu sırlara erdir. (AMİN)

 

 

 

SON DERS VE TEFEKKÜR

 

Kıymeyli İhvanlarımız;

 

Bahsetmiş olduğumuz adap ve kurallara uyarak Letaif dersini bitiren müridlerimize son bir ders daha tarif edilir. Bu son ders ile ölünceye kadar zikrine, dersine devam eder.

  1- Ayetel Kürsi

  1- Elemneşrâhleke

11- İhlas-ı şerif

  1- Felâk

  1- Nâs

  1- Fatiha

10- Salavat-ı Şerife

 

Bunlardan hasıl olan sevap bilindiği üzere ruhlara bağış yapılır. Arkasından Şeyh rabıtası yapılır. Rabıtada sonra

3 kez şehadet kelimesi okunur. Rabıtayı ve huzuru bozmadan aşağıdaki zikir sayılarına uyarak dersini çekmeye başlar.

100- Estâğfirullah El-Azim

500- Lâ İlâhe illâllah

500- Allah, Allah, Allah

100- Salavat-ı Şerife

    1- Fatiha ve dua yapılır.

Arkasından hemen tefekküre geçilir. Tefekkür bitince 100-İhlas-ı Şerif okunur. (İhlas dersin dışında da okunabilir)

TEFEKKÜR

 

Tefekkürün bir çok çeşitleri vardır. Ancak bizim tercih ettiğimiz tefekkür şöyledir;

 

Kitabımızın başında anlattığımız ölüm rabıtası aynen yapılacaktır. Bu ölüm rabıtasına şunu hemen ekleyeceğiz.

 

Kıyamet kopmuş, insanlar mahşer yerinde toplanmışlar. Amel defterlerinin sağ taraftan verildiğini, mizanda sevabının ağır geldiğini, sırat köprüsünü şimşek gibi geçtiğini ve Cennet-i Alâ’ya girdiğini tefekkür edecek. Yani ben şu anda Cennet-i Alâ’dayım düşüncesi hakim olacak ve kalbi bunu tasdik edecek, mühürleyecek, kesinlikle tereddüt etmeyecek.

 

Cennet-i Alâ’ya Cenab-ı Hakk’ın Cemâlinin tecelli ettiğini, kendisi de Cemâlinin karşısında dilini üst damağa yapıştırarak kalbî olarak, ben yokum ancak Cenab-ı Hak Bâki’dir, düşüncesi ile eridiğini, kalbinde sadece Allah’tan başka bir düşünce olmadığını derin derin tefekkür ederek Cenab-ı Zülcelâl Hazretlerinde fâni olmaya çalışacaktır.

 

Bu tefekkürü yaparken ne kadar az nefes alınırsa o kadar etkili olur. Yani öyle bir huzur yapılacak ki; almış olduğu nefes dahi müridi rahatsız edecek.

 

Herşeyi kalemle anlatmak mümkün değildir. Hâl, kâl ile bilinmez. Cenâb-ı Zülcelâl Hazretleri bu huzur devletine cümle kardeşlerimizi kavuştursun. (AMİN)

 

DERVİŞ KARDEŞLİĞİ

 

Ey Hak ve Hakikata tabi olan ihvanımız, Tarikat'ı Muhammediye yolunda kardeşliğin ve dostluğun büyük önemi vardır. Bunların ihvanlarımız tarafından bilinmesi ve tatbik edilmesi lazımdır.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) hazretleri:

İki kardeş birbirlerini yıkayan iki el gibidir" buyurmuşlardır.

Öyle ise ihvanlarımızın birbirlerine karşı bir çok hakları ve görevleri vardır.

1.inci Hak: Mal ve para hakkındadır. Bu konuda en yüksek derece, kardeşinin hakkını kendi haklarından daha üstün görmektir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Zülcelal Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

"Ensar kendileri muhtaç olduğu halde harbten aldıkları ganimet mallarının çoğunu muhacirlere verirlerdi."

Bazı muhtaç olan ihvanlara yardım edilmelidir. Hem de onlara yüzsuyu döktürmeden, istetmeden, el açtırmadan yapılmalıdır. Bu şekildeki yardımlar daha evladır. İbn-i Ömer (R.A.) Hazretleri buyurdular ki: "Sahabelerden birine bir tabak yemek göndermişler. O sahabi bu yemeğe benden daha çok ihtiyacı olanlar vardır diyerek başka bir din kardeşine yolladı. Bu yemek bir çok el değiştirdikten sonra tekrar o ilk adama gelir. Bundan anlaşılıyor ki, müslüman kardeşlerinin haklarını kendi haklarına tercih etmişlerdir. Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) Hazretleri:

"Birbirleriyle arkadaşlık eden iki kişinin, Allah katında en sevgilisi, arkadaşını kendisine tercih edendir."

2.inci Hak: İhvan kadeşimizin işini kendi işimiz gibi bilmeliyiz. Onun yardımına koşmalıyız. Sevinç dolu bir gönülle, alnı açık, yüzü güleç olarak yardım etmeliyiz. Bir hak dostunun başından bir dünya işini alıp kurtaran, yarın kıyamet gününde Allahu Zülcelal Hazretleri o kişiyi yetmiş sıkıntıdan kurtarır. Hasan-ı Basri Hazretleri, buyurmuşlardırki:

"Bizim müridlerimiz bize aile efradımızdan daha hayırlıdır. Çünkü çoluk çocuğumuz bize dünyayı, müridlerimiz ise bize ahireti hatırlatıyor. Elbetki ahireti hatırlatan, dünyayı hatırlatandan daha hayırlıdır."

Ata (R.A.) Hazretleri buyurdularki: "Üç günde bir defa kardeşlerinizi yoklayın, hasta iseler ziyaretlerine gidin. Bir işle uğraşıyorlarsa yardım edin. Unutmuşlarsa hatırlatın."

Sevgili ihvanımız eğer aramızdan ahirete göçenler var ise onun geride kalan çoluk çocukları gözetilmelidir. Bu işler yalnız tesbih çekmekle, namaz kılmakla, oruç tutmakla bitmez. Her halimizde İslam'ı yaşamaya çalışmalıyız. Birini yapıp birini terk etmekle olmaz.

3.üncü Hak: Sevgili ihvanımız birbirlerimize daima nasihat edici olmalıyız. Hakk'ı ve sabrı tavsiye etmeliyiz. İhvan ve din kardeşlerimizle güzel geçinmeliyiz, münakaşa, dedikodu yapmamalıyız. Eğer bir hataları varsa tatlıca ikaz etmeliyiz. Mevlana Hazretlerinin buyurduğu gibi; "Kusursuz dost arayan dostsuz kalır." sözünü unutmamalıdır. Allah'ın Resul'ü (S.A.V.) Hazretleri:

"Mü'min hep mazeret, münafıkta hep ayıp arar." buyurmuşlardır.

4.ncü Hak: Bir ihvanı, bir din kardeşimizi sadece Allah'u Zülcelal Hazretlerinin rızası için sevmeliyiz. Peygamber (S.A.V.) Hazretleri:

"Bir kimse bir kimseyi seviyorsa o'na sevdiğini söylesin. Eğer böyle yaparsanız Onun kalbinde sevginiz doğar ve  bir başka taraftan muhabbet artar." Halini sormalı, üzüntü ve sevincini paylaşmalıdır. Onu çağırırken güzel isimlerle çağırmalıdır, ondan önce selam vermelidir.

5.inci Hak: Bir ihvan, bir din kadeşimize dinde lazım olanları öğretmeliyiz. Çünkü Allah için kardeş olanların birbirlerini cehennemden koruması, dünya sıkıntılarından korumasından daha hayırlıdır. Nasihatleri yaparken yıkıcı değil yapıcı olmalıdır. Bir ihvanımızın kusur ve hataları varsa bu kusur ve hataları gizli bir yerde kendilerini kırmadan anlatmalıyız. Hatayı yapan kişide bu ikazdan dolayı teşekkür etmelidir.

Hazreti Ömer Efendimiz, "kusur ve ayıplarımı söyleyenden, bir hediye olarak kabul ederim." Bu da İslamın en güzel bir yönüdür.

6.ıncı Hak: İhvanlarımız sevgide, dostlukta vefalı olmalıdır. Vefakarlığın örneklerinden bir tanesi de vefat eden ihvanların geride kalan çoluk çocuklarını unutmamalıdır.

Sevgili peygamber efendimiz (S.A.V.) hazretlerinin huzuruna yaşlı bir kadın gelir. Efendimiz bu kadına çok ikramlarda bulunur. Bunu gören sahabeler çok hayrette kalırlar. Efendimiz ise; Bu kadın Hatice (R.A.) nın zamanında bize gelirdi. Ahde vefa imandandır buyurdular.

İhvanların birbirlerine karşı görevlerinden örnekler:

1- Mürid, ihvanın meydana çıkmış bir ayıbına bakmaz, geçmiş bir hatası nazarı itibara almaz. İhvanına vaki olan ayıbı örtmez ve eski hatalarını karıştırırsa aynı hatalara kendisi düşer.

2- Allah'u Teala, kendisine neyi bahşetmişse ondan ihvanına ikram etmeli, hediyeleşmelidir. Velev ki bir hurma olsun.

3- Tembellikten, uyuşukluktan kurtulup nerde olursa olsun ihvanının hizmetine gayret etmelidir.

4- Kimsesi bulunmayan, bakıcısı olmayan hasta ihvanının hizmetini görmekte azami gayretini göstermelidir.

5- İhvanıyla alakalı işlerde kalbini yoklamalı eğer herhangi bir müslümana karşı kalbinde bir kini, bir buğuzu varsa onu izale etmeye çalışmalı ve kardeşinin haklı olduğuna inanmalıdır.

6- Vefat etmek üzere olan ihvanından gafil olmayıp sabaha kadar onun başında beklemelidir ve hizmetinde bulunmalıdır. Üzerindeki hakları belki böyle eda edebilir.

7- Bir kardeşinin ihtiyacını giderip hizmetini görmeyi, nafile ibadetten eftal bilip, önce ihvanının hizmetini görmelidir.

8- Kardeşinde muhalefet gördüğü zaman onu latife ile karışık bir üslupla nasihat ederek düzeltmeli.

9- Kardeşini bir günah işlerken veya bir masiyet yerinde görürse onu terk etmemeli ve onu içine düştüğü masiyetten kurtarmak için elinden gelen gayreti göstermelidir. Çünkü o kardeşi masiyetten kurtarılmaya muhtaçtır. Eğer bir mürid istikametini bozduğu anda, ondan alaka kesilmeyip sohbete getirilirse düzeltmek ümid ve ihtimali vardır. Eğer alaka kesilirse, günahında ısrar eder ve ebediyyen koparılmış olur. Hikaye edilir ki.

Allah için birbiriyle kardeş olmuş iki kişeden birisi istikametten ayrılma belasına düçar oldu. Kardeşine gidip:

- Ben bir illete tutuldum. Eğer ister isen Allah'a olan muhabbetine zarar gelmemesi için, beni terk et deyince, o kardeşi gidip Allah'a münacatta bulundu:

- Ya Rabb'i kardeşim eski istikametine dönerek afiyet buluncaya kadar ne bir lokma yiyeceğim ne de bir yudum su içeceğim dedi.

Kırk gün müddetle yemedi ve içmedi. Her gün onun istikamet durumunu sorardı. Kendisine yemesi ve içmesi için ısrar olundukta:

- Ahdimde sadıkım. Kardeşim ma'nen şifa bulmadıkça, vallahi yemeyeceğim, içmeyeceğim dedi. Nihayet üzüntüsünden ve açlığından fevt olacağı vakit kardeşinin ıslah olduğu görüldü. Kardeşi gelip ona arzuhal etti. O da  biraz bir şey yeyip içti fakat az kaldıki telef oluyordu.

İlahi Ya Rabb'i, İzn-i Celal'in, Azameti Kibriyan hürmetine bütün ihvanlarımıza gerçek dostluğu ve kardeşliği nasip eyle.

                                                                 AMİN.

 

 

TASAVVUF VE TANIMI

 

Ey Hak ve hakikata tabi olan ihvanımız. Yolumuz tarikat yoludur. Yolumuz tasavvuf yoludur. Bütün veliler, bütün evliyalar tasavvuf yolunda çalışarak Hakk'a vasıl olmuşlardır.

Tasavvuf; İslam esasları yolu ile, insanın kendini bilmesi, bulması, dolayısıyla Rabb'ine, Hakk'a erişmesidir. Diğer tabirle tasavvuf, İslam'ı manasıyla, maddesiyle, bizzat yaşamaktır. Yani Hakk'ı, hakikatı bilmek, bulmak ve olmaktır.

Peygamberimizden (S.A.V.) başlayarak, ayet ve hadislerin işaretlerine uymak suretiyle takva ve vera derecesinde bu işi sıkı tutanlar Hakk'a giden yolu çizmişler ve O'na doğru yürümenin, yol almanın usulünü göstermişlerdir. Yani vuslata usul ile imkan sağlamışlardır. Taklidi tahkike iletmişlerdir. Haddi zatında iki kelime ile hulasa edilen bu yola giriş, yani tarikata süluk ediş, Kesb-i Kemal ve Seyr-i Cemal içindir.

Felsefede "Herkesin kendine göre bir felsefesi vardır." denilir. Bu hususta filozoflar başlı başına bir terettüd göstermekte ve her biri ayrı ayrı düşünce ve kanaat sahibi olduklarını ileri sürmektedirler. Bu hal, vahdet ve huzur arayan insanoğlunu fikir perişanlığına götürmektedir. Tasavvufta ise tarikat uluları, Hak erenleri, ayrı ayrı beldelerde ve zamanlarda farklı yol ve usullerde seyrü süluk ettikleri halde mücahede, mükaşefe ve müşahadeleri ve halisane hizmetleri neticesinde Vahdet'e ererler.

İlme'l-yakin, ayne'l-yakin, Hakk'al yakin menzillerinde aynı düşünce ve duygulara malik bulunarak Hakk'a ulaşırlar.

Görülüyor ki felsefe ayırıyor, perişan ediyor, tasavvuf birleştiriyor, selamete eriştiriyor.

O halde, felsefe vehim ve hayal ile kesret doğuruyor, netice hüsran oluyor.

Tasavvufta hal ve güzel ahlak ile vahdete eriliyor, neticede huzura kavuşuluyor.Tasavvufta hemen her tarikatta EDEB kelimesiyle ifade edilen güzel huylar, yani İslam'ın yüz güzel ahlakı, türlü usul ve vesilelerle ta'lim ediliyor. İhlas, ihsan, istikamet, hürmet, şefkat, merhamet, tevazu, infak, sıdk, sadakat, hilm, emanet, haya, iffet, istişare, ikram, vefa, cesaret, seha, civanmertlik, sabır, sebat, teslim, rıza gibi hususlar, müridlerin esas sıfatları olacaktır. Bunların zıdları onlarda asla bulunmayacaktır. İnsanlık düzeni kurulacaktır. Bu oluş, Hakk'ı buluşu gerçekleştirecektir.

Bütün tarikatlarda usul ve adap hemen hemen aynıdır. Cenab-ı Zülcelal Hazretlerine vuslat bulup vasıl olanlar, tasavvufu yaşadıklarına göre tarif etmişlerdir. Bu tarifleri izah etmeye çalışacağız.

Tasavvuf: Kalbi kötü duygulardan temizlemek ve Resulullah'ın şeriatına ve sünnetine uymaktır.

Tasavvuf: Allah ve Resulünün ahlakı ile ahlaklanmaktır.

Tasavvuf: Gerçekleri anlamak ve insanların elindeki şeylere gönül bağlamamaktır.

Tasavvuf: Güzel ahlaktan ibarettir.

Tasavvuf: Şekil, kılık, kıyafet ve merasim değildir.

Tasavvuf: Az yemek ve Cenab-ı Zülcelal Hazretlerinin huzurunda rahata kavuşmak ve insanlardan kalben uzaklaşmaktır.

Tasavvuf: Zamanın en uygun vaktinde kulun her an Allah ile meşgul olmasıdır.

Tasavvuf: Hiç bir şeye malik olmamak ve bir malın esiri bulunmamaktır.

Tasavvuf: Hakk'ın seni senden gidermesi ve kendisi ile ihya etmesidir.

Tasavvuf: Hakk'ın gayrisinden uzaklaşmak ve Hak ile beraber olmaktır.

 

Tasavvuf: Ahvali kontrol etmek ve güzel şeyleri yapmaktır.

Tasavvuf: İddiaları terk ve manaları gizlemektir.

Tasavvuf: Hakk'a boyun eğmektir. Tefekkür ederek Allah'ü Zülcelal Hazretlerinin deryasında erimektir.

Tasavvuf: Beşeriyete ait sıfatların kaybolmasıdır.

Tasavvuf: Kadere sabır, Hakk'ın verdiğine rıza ve hakikatları aramak için dere tepe dolaşmaktır.

Tasavvuf: Fuzuli şeyleri tamamen terk etmektir.

Tasavvuf: Emeli terk, amele devam etmektir.

Tasavvuf: Emir ve nehiy hayatına sabretmektir.

Tasavvuf: Ateşi aşk ile süzan olmaya derler.

Tasavvuf: Cümle ehli derde derman olmaya derler.

Tasavvuf: Bu imareti küllü viran olmaya derler.

Tasavvuf: Can evinde sırr-ı sübhan olmaya derler.

Tasavvuf: Kalb evinde masivallahı gidermektir.

Tasavvuf: Kalbi mü'min Arş-ı Rahman olmaya derler.

Tasavvuf: Mürid bir katre iken umman olmaya derler.

Tasavvuf: Cümle alem cismine can olmaya derler.

Tasavvufta buna dair daha nice açıklamalar vardır. İlahi Yarabbi, hakkıyla yaşayıp bu sırlara erenlerden eyle. (AMİN)

 

 

SİLSİLEYİ ŞERİF

 

Ey Hak ve Hakikata tabi olan ihvanımız. başta iki cihanın Sultanı Hazreti Muhammed (S.A.V.) efendimiz olmak üzere Silsileyi şerif efendilerimizin şemaili şerifleri ile isimlerini acizane izaha çalışacağım.

1- Hazreti Muhammed (S.A.V.)

Mübarek vücudları yaratılmışların en güzeliydi. Sakallarının siyahı beyazından çoktu. Kirpikleri uzunca, gözlerinin beyazı gayet beyaz, siyahıda gayet siyah idi. Boyları uzuna yakın idi. Mübarek göğüsleri geniş, başı büyükçe idi. Mübarek boyunları gümüş gibi parlaktı. Esasen tenlerinin rengine beyaz demek daha doğru olurdu. Konuştuğu zaman kelimeleri tane tane konuşurdu. Herkes konuşmalarını kolayca anlardı. Sözleri hiddetli ve şiddetli değildi. Herkese karşı hilm'i ile muamele eder kimseyi incitmezdi. İnsanlara Allah'ın emrini duyuran ve zatı sünneti ile de selamet yolunu gösteren O'dur. O'nun vasıflarını tariften diller acizdir.  yaratılmışların en güzelidir. Allah'u Zülcelal Hazretleri dünyada mübarek izlerinden, Ahirette yüce şefaatinden biz acizleri mahrum etmesin. (AMİN)

2- Hazreti Ebubekir (R.A.)

Uzunca boylu, beyaz yüzlü, ak sakallı, iki tarafı seyrekçe, çukurca gözlü idi. Elleri genişce ve bedenleri zayıfça idi. Mübarek duruşları hüzünlü ve kalbleri Aşkullah, Haşyetullah ve Muhabbet-i Resulullah ile dolu ide. Enbiyadan sonra insanların en eftaliydi.

Ömrü boyunca Peygamber (S.A.V.) efendimizden ayrılmamıştır. Malıyla, canıyla, bütün varlığıyla hizmet etmiştir. (Sevr) mağarasında sevgili peygamber (S.A.V.)  efendimizin teveccühüne mazhar olmuştur ve kendilerine gizli zikir telkini burada ilham edilmiştir.

 

3- Selman-ı Farisi (R.A.)

Uzun boylu, güler yüzlü ve buğday benizliydi. Sakalının çoğu siyah azı beyazdı. Herkese karşı çok hürmetkardı. Bu sebepten yaşadığı her yerde sevilir sayılırdı. Gayet hafif giyinir, bir sarık, iki örtüden ibaretti. Uzunca gömlek giyinirdi. Peygamber efendimiz (S.A.V.) hazretleri, Selman Ehl-i Beyittendir buyurmuşlardır.

4- Kasım İbn-i Muhammed (R.A.)

Uzun boylu, esmer renkli, iki tarafı seyrekçe siyah sakallı ve siyah gözlü idiler. Haşyetullah'tan başı bir tarafa eğik dururdu. Mübarek gözlerinin yaşı durmadan akardı. İlmiyle amil ve tahkik ehliydi. Ebu Bekir (R.A.) hazretlerinin torunu idiler.

5- Caferi Sadık (R.A.)

Mübarek yüzlerinin beyazlığı pembeliğe karışmış olup, çok güzel bir yüze sahiptiler. Hazreti Ali Efendimizin torunu idiler ve O'na çok benzerlerdi. Başı büyükçe, cismi, nurluydu. İlmi, zühtü ve takvası yüksek ve hakikat ehli idiler.

6- Bayezid-i Bestami (R.A.)

Mübarek boyu uzun ve bünyesi zayıf idi. Beyaz yüzlü, ak sakallı ve çukurca gözlü idiler. Teni beyaz ve sakalı seyrekti. Ebu Bekir Efendimize çok benzerdi. Ariflerin sultanıydı.

7- Hasan Harkani (K.S.)

Uzun boylu, güler yüzlü, geniş alınlı, kumral renkli, büyükçe gözlü idi. Hazreti Ömer (R.A.)'a benzerdi. Hanımının huysuzluğuna çok sabır gösterdiğinden ormandaki arslanlar kendisinin hizmetine koşarlardı. Zamanının kutbu, devrinin Gavsi idiler.

8- Ebu Aliyyül Farmâdi (Hazretleri)

Orta boylu, esmer renkli, çatık kaşlı, göz ve kirpikleri siyah, ağızları genişçe idiler. Müridlerine bir babadan daha şefkatli, herkese muhabbetli idiler.

9- Yusuf Hamedâni (Hazretleri)

Mübarek vücudları küçük, buğday benizli, sakalı siyah, tek tük beyazı da vardı. Teveccühü çok kuvvetli olup kainatı feyze boğardı. Zühd ve takva sahibiydi.

10- Abdülhalik Gücdüvani (Hazretleri)

Uzun boylu, büyükçe başlı, çatık kaşlıydı. Yüzünün rengi beyaz ve çok güzel idi. Göğsü enli, omuzları genişti. Hocası Hızır Aleyhisselam idi. İlim ve marifet, Hakikat ehli idi.

11- Arif-i Riveğeri (Hazretleri)

Orta boylu, ay yüzlü, büyük gözlü idi. Kaşları hilal gibi idi, kendilerinden güzel koku yayılırdı. Rengi pembe ve beyaz karışımı idi. İlim, hilm, zühd, takva ve riyazet ehliydi.

12- Mahmud-u Fağnevi (Hazretleri)

Orta boylu, güzel yüzlü, güzel burunlu, genişçe ağızlı, siyah sakallı, beyaz renkli, beyaz sarıklı idi. Cehri zikre devam ederdi. Kerametleri saymakla bitmezdi.

13- Ali Ramiteni (Hazretleri)

Mübarek yüzü güzel, boyu mevzun, bütün azaları endamlıydı. Dünyalığın hiçbirine iltifat etmezdi. İhlaslı yapılan tövbeden sonra dua yapın ki red olunmasın buyururlardı.

14- Muhammed Baba Semmasi (Hazretleri)

Boyu orta, yüzü güleç, esmer renkliydi. Yüzleri ilahi nur ile mazhar idi. Mübarek keşifleri ile Muhammed-i Bahaaddin Nakşibend Hazretlerinin daha ana karnında iken büyük bir Veli olacağını işaret etmişlerdir. Muhammed-i Bahaeddin'in terbiyesini Emir Gülal’e havale etmiştir.

15- Emir Gülal (Hazretleri)

Boyu uzun, kolları geniş ve uzunca idi. Kaşları çatık, rengi esmer, sakalının pek azı beyazdı. Çok mütevazi idiler. İtiraz ve inad bilmezlerdi. Gençliğinde pehlivandı. Şeriat, tarikat, marifet'i nefsinde cem etmiştir.

16- Muhammed-i Bahaeddin Nakşibend (Hazretleri)

Uzunca boylu, buğday benizli, büyükçe sakallı, güler yüzlü, boynu nur gibi parlardı. Herkesi istikamete zorlar ve cümlenin irşadını kollardı. Zahiren halk ile batinen Hak ile beraberdi. Neseben Seyyid idi. Müridlerini bir nazarda vasılı illallah ederlerdi. Teveccüh ettiği kimseler düşer bayılır. Nuruna kimseler dayanamazdı.

17- Alaeddin-i Attar (Hazretleri)

Orta boylu, güler yüzlü, esmer renkli idi. Büyükçe sakalı vardı. Daima huzur ve huşu üzere bulunurdu. Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin biricik damadı idiler.

18- Yakub-u Çerhi (Hazretleri)

Orta boylu, güzel yüzlü, rengi beyaz, sakalı beyaz, yanları seyrekti. Alnında beni vardı. Zahir ve batın ilimlerinde alim idiler.

19- Ubeydullah-ı Ahrar (Hazretleri)

Uzun boylu, esmer renkli, güler yüzlü, sakalı büyük ve beyazdı. Nurlu yüzünü gören dua ve sena ederdi. Müridlerini bir baba gibi severdi.

20- Muhammed Zahid (Hazretleri)

Zayıf vücutlu, beyaz tenli, güler yüzlü, seyrek sakallı, takvada vera sahibiydi.

21- Muhammed Derviş (Hazretleri)

Orta boylu, güler yüzlü, buğday benizli, beyaz sakallıydı. Azaları çok güzeldi. Zahir ve batın ilmine sahipti.

22- Hace-i Semerkandi (Hazretleri)

Rengi esmer, yüzü nur ile münevverdi. Sakalı azdı. Deniz gibi feyze malikti.

23- Muhammed Baki (Hazretleri)

Boyu orta, rengi kırmızı, sakalı az ve bazısı beyazdı. Daima riyazeti tercih ederdi.

24- İmam-ı Rabbani (Hazretleri)

Uzun boylu, buğday benizli, güler yüzlü, kırmızıca gözlü ve siyah sakallıydı. Zahiri ve batını ilimlerde harikulade bir vukufa sahipti.

25- Muhammed Masum (Hazretleri)

Uzun boylu, buğday benizli, güler yüzlü, gözünde biraz kırmızılık vardı. İmam-ı Rabbani Hazretlerinin hem halifesi, hemde ortanca oğludur. Babasına çok benzerdi.

26- Şeyh Seyfüddin (Hazretleri)

Boyu uzunca, rengi esmer, gözleri büyükçe idi. Sakalının iki tarafı seyrekçe, güler yüzlü idi. Takvaya ve sünneti Resulullah'a bağlı idi.

27- Muhammed Bedvani (Hazretleri)

Orta boylu, esmer renkli, kaşları çatık, sakalı seyrek idi. Yüzünde nur alameti vardı. Huzur ve huşu ile gözlerinden durmadan yaşlar akardı. Hakk'ın müşahadesinde onbeş yıl mest ve hayran kalmıştır.

28- Şemseddin Mazhar (Hazretleri)

Boyu orta, rengi esmer, sakalı seyrekçe, yüzü güleç ve nurluydu. Zamanının allâmesiydi. Nesebleri Seyyid idi.

29- Abdullah Dehlevi (Hazretleri)

Sakalı seyrek, esmer renkli, orta boylu, güzel yüzlü, Derin bir ilme sahip ve zamanın kutubu idi.

30- Halid-i Bağdadi (Hazretleri)

Boyu uzun, cüssesi büyük, rengi beyaz ve pembe karışımıydı. Gözleri iri ve siyah idi. Burunlarının ortası yüksekçe idi. Mübarek dişleri seyrekçe idi. Yüzleri nurlu ve çok güzeldi. Sakalı büyükçe, ekserisi siyahtı. Zamanının en büyük mürşidi idi ve zamanın allâmesiydi. Kolları uzun, göğsü geniş idi.

31- Ahmed-i Sıraceddin (Hazretleri)

Müridinin imdadına yetişen, bir nazarda vasılı illallah eden, ehl-i Beyit'tendi. Nesebi seyyid idi. Alnında Hakk'ın nuru parlardı. Halid-i Bağdadi Hazretlerinin son halifelerindendi. İrşada memur, nazarları keskin idi.

32- Ahmed-i Ziyaeddin Gümüşhanevi (Hazretleri)

Boyları uzun, iri cüsseli, nurani yüzlü, görenler feyizyap olurlardı. Mübarek nazarları çok keskin olup, nazar ettiği kişiler düşüp bayılır, kendisinden geçer, bir hal sahibi olurlardı.

33- Ömer-i Ziyaeddin Dağıstani (Hazretleri)

İlmi zahir, batında son derece kuvvetli. Hadis ilminde ender idi. Altı saatte Kur'an-ı Kerim'i hatim ederdi. Boyu uzun, beyaz yüzlü idi. Beyaz sakallı ve çok cömert idiler.

34- Muhammed-i Necmeddin (Hazretleri)

Orta boylu, kırmızı yüzlü, sakalları sarıya meyilli, Arabi bir kıyafet, egil takarlardı. Keskin nazarları ile bir feyiz ummanıydı.

35- Şeyh Ahmed (Hazretleri)

Orta boylu, çok mütevazi, güzel yüzlü, nurani bir hale sahipti.

36- Hoca Baki (Hazretleri)

Orta boylu, beyaz sakallı çok mütevazi, nur yüzlü, Allah korkusundan çok ağlardı. Herkesi istikamete zorlardı. Hacı Bedir Karahan'ın hocasıdır ve Şeyhidir.

37- Şeyh Bedir Karahan (Hazretleri)

Orta boylu, esmer benizli, omuzları geniş idi. Başı bir tarafa eğikti. Sakalı beyazdı. Keskin nazarları vardı. Elinden tuttuğu kişiler nuruna ve feyzine dayanamayıp düşer bayılırlardı. Çok ağlardı. Nemli bakışları feyiz saçardı.

İlahi yarabbi azameti Kibriyan hürmetine, izn-i Celal'in hürmetine silsilesindeki zatlardan hakkıyla istifade eden kullarından eyle. (AMİN)

 

 

HATM-İ HACEGÂN

 

Ey Hak ve Hakikata tabi olan ihvanımız.

Hatm-i Hacegân zikri Muhammed-i Bahaeddin Nakşibendi Hazretlerinden intikal edip gelmektedir.

Birde İmam-ı Rabbani (K.S.) Hazretlerinden küçük hatim gelmektedir. Küçük hatimde yetmiş dokuz  Elemneşrahleke ile bin bir ihlas okunmaz, diğerleri vereceğimiz adetler aynı okunur.

Hatm-i Hacegânın usul ve adabı şöyledir:

1- Bütün ihvanlar halka şeklinde oturmalıdırlar.

2- Dizleri birbirlerine mümkünse temas etmelidir.

3- Cümlesi abdestli olmalıdır.

4- Cümlesi hatim yaptıran kişiye tabi olmalıdır.

5- Bu hatm-i şerif hem yalnız hem de cemaatle taksim edilerek yapılır.

6- Huzur ve huşuyu sağlamak için gözler kapatılıp hatim sonuna kadar açılmamalıdır.

                1-   Ayetel Kürsi

                1-   Elemneşrâhleke

                11- İhlâs-ı Şerif

                1-   Felâk

                1-   Nâs

                1-   Fatiha

                10- Salâvat-ı şerif okunur ve aşağıdaki hatim duası yapılır.

 

 

HATİM DUASI

 

Allahümme ya daimel fadl. Alel beriyye ve basıtal yedeyni bil attıye veya sahibel muvahibel bisseniye ve yazel afvvet affiye ve yazel defial belaya vel beliyye. Sallü ala Muhammedin hayrun vera seciyye fağfirlena ya Rabbena fi hazihi işiyye, subbiyye asriyye amin. Ya mübin veselamün alel mürselin vel hamdülillahi Rabbül alemin.

Rabıtayı Şeyh

3- Şehadet kelimesi

100- İstiğfar-ı şerif

100- Salâvat-ı şerif

7- Fatihayı şerif

79- Elemneşrahleke

1001- İhlas-ı Şerif

500- La havle ve la kuvvete illa billah

7- Fatihayı şerif

100- Salâvat-ı şerif

Yukarıdaki zikirlerin adetleri tekmil olunca huzur ve huşu içerisinde muhtasar silsileyi şerif okunur. Dünya kelamı konuşulmadan dağılınır.

 

Muhtasar Silsileyi Şerif:

Allahümme belliğ ve ersil mislina sevaba ma garağna minel Kur'an-ı ve hatmi hacegani badel kabul. Minni ila ruhi Nebiyyina Muhammedenil Mustafa (S.A.V.) ve ila ervahi cemiil enbiyai vel mürselin ve ila ervahi Hz. Ebubekir sıddık ve Ömerül Faruk ve Osmanı Zinnureyn ve Aliyyül Mürdeza Radiyallahu anh ve ila ervahi ve evladihi ecmain ve ila ervahi Silsile-i Aliyyeyi Nakşibendiyeti vel Kadiriyyeti vel Kübreverdiyeti vel Sühreverdiyeti vel çeştiyyeti Kaddesallahu esrarehüm behiyye ve ila ervahi Şah-ı Nakşibend ve Abdülkadir Geylani ve İmam-ı Rabbani ve Mevlana Halid ve Mevlana Sıraceddin ve Mevlana Ahmed-i Ziyaeddin ve Mevlana Şeyh Ömer ve Mevlana Muhammed-i Necmeddin ve Mevlana Şeyh Ahmed ve Mevlana Şeyh Baki ve Mevlana Şeyh Bedir Kaddesallahu esrarehüm ve sairi aktabihi millahi teala ve ila ervahi abaina ve ümmehatina ve ibnaina ve Ahavatina ve üstazina ve Meşayyihına ve ihvanina ve akrabaina ve ila Cemiil mü'minine vel mü'minat vel müsliminie vel müslimat el ehyai minhüm vel emvat. Birahmetike ya erhamerrahimin vel hamdülillahi rabbil alemin. Bi hürmeti seyyidil mürselin. Lillahi teâlel fatiha.

 

 

ŞÂH-I NAKŞİBENDİ HAZRETLERİ

 

Ey Hak ve Hakikata tabi olan ihvanımız.

Şahımız ve Önderimiz Muhammed-i Bahaeddin Hazretlerinin bir nebzede olsa hayatından ve kerametlerinden bahsetmeyi uygun buluyorum. Hidayet Alemlerin Rabbi olan Allah'tandır.

Nakşibendi Hazretlerinin mübarek babası buyurdular ki:

Oğlum Bahaeddin'in doğumundan üç gün sonraydı. Muhammed Baba Semmasi Hazretleri bütün ihvanı ile Kasr-ı Arifana teşrif edip şeref verdiler. Ben kendilerini çok sever sayardım. O anda hatırıma geldi ki oğlum Bahaeddin'i alayım, Muhammed Baba Semması Hazretlerinin huzuruna götüreyim. Himmet niyaz edeyim dedim ve Bahaeddini alıp huzuru saadetlerine götürdüm.

Hace Hazretleri Bahaeddin’i elimden alıp bağrına bastı ve dedi ki. "Bu yavru benim oğlumdur diyerek sevdi kokladı. Ben bu yavruda Hak kokusu seziyorum." diyerek halifelerinden Emir Külale dönerek şöyle hitap ettiler. Benim ömrüm  bu Merdi Hüdanın yetişmesine kafi gelmez. Ey Emir Külal bu Hak dostu olacak çocuğun terbiyesini sana havale ediyorum. Sakın terbiyede kusur eyleme diyerek emir buyurdular.

Bahaeddin'in muhterem Validesi diyor ki:

Oğlum dört yaşındaydı. Bir yüklü ineğimiz vardı. Oğlum Bahaeddin bir gün bana dedi ki: Bu inek alnı beyaz ayağı sekil bir buzağı doğursa gerektir. Aradan bir kaç ay geçti. Bi Kudretillah, inek oğlum Bahaeddin'in dediği gibi bir buzağı doğurdu. İnsanlar çok taaccüb ettiler.

Nakşibendi Hazretlerinin bir müridi anlatılır.

Kasr-i Arifanda bir bostan ektim. Sulama vakti geldi. Fakat sular kesildi. Bostanı sulayamadım. Yağmurda yağmadı. Bostan iyice kurudu. bu sırada Nakşibendi Hazretleri bostanıma teşrif ettiler ve bostanın sulama zamanı geçmiş dedi. Bende dedim ki: Sular kesildi. Şah-ı Nakşibendi Hazretleri dediki: Cenab-ı Hak her şeye kadirdir. Sana su verir. Sen hemen su yollarını, arkları aç buyurdular.

Ben hemen suyun yollarını açtım. Sabaha karşı su geldi. Bende bostanımı suladım. Sulama işi bitince de su kesildi. Acaba dağlara yağmur mu yağdı diye düşündüm ve hemen kalkıp sel, su var mı diye ırmak kenarına gittim. Baktım, fakat asla sudan eser yoktu. Bu nereden geldi diye kati taaccüp ettim.

Sonra Nakşibendi Hazretlerinin ziyaretine gittim. Ben henüz söz etmeden: Bahçeyi suladın mı diye sordu. Bende evet suladım diye cevap verdim. Tekrar sordu: Su kesildikten sonra ne yaptın? Dedim ki, yağmur mu yağdı diye etraflara baktım. Fakat sudan eser göremedim, çok taaccüp ettim. Nakşibendi Hazretleri bana, bu sırr-ı İlahi'dir, kimseye söyleme diye emir buyurdular.

Nakşibendi Hazretleri’nin kendilerinin kerametinden ve tasarrufundan haberi olmayan bir topluluk büyük bir ırmağın başında oturmuşlar, Evliyaullahın ahvalinden, kerametlerinden konuşuyorlarmış. Bu konuşma bir hayli sürmüş.  Ve orada bulunan şahıslardan bir tanesi, geçmiş zamanlarda velilerin çok tasarrufu, çok kerametleri vardı. Şimdide bu zamanda öyle zatlar var mıdır? Deyince Şah-ı Nakşibendi Hazretleri, bu asırda öyle zatlar var ki, şu akan ırmağa tersine ak dese ırmak tersine akar. Bu mübarek söz ağzından çıktığı anda ırmak tersine akmaya başlamış. Nakşibendi Hazretleri ise, “Dur ya mübarek ırmak ben ak demedim, misal verdim” demiştir. Bu büyük kerameti karşısında nice münkirler imana gelmişler ve iman nasip olmuştur.

 

Nakşibendi Hazretleri Necef'te iken bir gün bir fakirin evine teşrif buyurdular. Hane sahibi bu halden çok memnun oldular ve pazara gidip bir çuval un satın alarak evine getirdiler. Nakşibendi Hazretleri unu görünce bu unu evlad-ı ayaline nafaka et diyerek dua etti ve bu durumu kimseye söyleme dedi. Kendileri o evde iki ay misafir kaldılar. İki ay müddetince undan yediler. Un bitip tükenmedi. Hatta Nakşibendi Hazretleri o haneden ayrılırken un hiç yenmemiş gibiydi. Hane sahibi taaccüp ettiler. Bu sırrı daha sonra hane sahibi bir komşusuna anlattı. Daha sonra o unda olan bereket gitti. Unda kısa zamanda tükendi. Hane sahibi bu hale çok üzüldü. Ne yazıkki sırrı böylece açığa vurmuş oldu.

Allah'u Zülcelal Hazretleri şefaatlerine nail eylesin. Mübareğin sayılmayacak kadar, daha çok kerametleri vardır. Biz burada bir kaç tanesini beyan ettik. Şah-ı Nakşibendi Hazretlerine müntesip olanların tasarrufları kıyamete kadar inşallah devam edecektir.

Nakşibendi Hazretleri müridlerine bir çok tavsiyelerde bulunmuştur.

Bizim yolumuz Cenab-ı Hakk'ın gösterdiği kurtuluş yoludur. Bu tarikat sünnete uymak ve eshaba tabi olmak üzere kurulmuştur. İşte bundan dolayı bu tarikatta kısa zamanda büyük kazançlar elde edilir. Şahımız efendimiz, "Biz müridlerimizi cezbelerle Hakk'a vasıl ederiz. Ama biz bu usulü tercih etmiyoruz. Bizim yolumuz sohbet yoludur. Biz müridlerimize sohbet ile yol veririz" buyurmuşlardır. Sohbet bu tarikatta şarta bağlıdır. Sohbet edenle edilen arasında karşılıklı sevgi, saygı ve güvenin olması şarttır. Böyle olursa sohbetten istenilen netice elde edilir. Şahımız buyurmuşlardır ki:

"Kalbinde bize karşı meyil ve sevgi olanlara muhabbet tohumları ekip onu gece ve gündüz terbiye etmek bizim vazifemizdir. Terbiye ve muhabbet için mesafe mevzubahis değildir."

İlahi yarabbi Azameti Kibriyan izni Celal'in hürmetine bizleri Pirimiz önderimiz Nakşibendi Hazretlerinin dünyada himmetinden, ahirette şefaatlerinden mahrum eyleme. (AMİN)

ABDÜLKADİR GEYLÂNİ HAZRETLERİ

Ey Hak ve hakikata tabi olan ihvanımız.

Pirimiz, önderimiz Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretlerinin hayatından ve bazı kerametlerinden, inşallah bir nebzede olsa bahsetmeye çalışacağım.

Seyyid Abdülkadir, küçük yaşta iken diyar diyar gezmeyi, nerede bir Hak dostu duyarsa onların yüce meclislerine girip ilim öğrenmeyi, feyiz almayı can-ı gönülden arzu ederdi. İlim tahsil etmek içinde içi yanardı.

Bir gün anasına: Ey canım anam ne olur bana müsaade et. İlim tahsil etmeye gideceğim. İçim yanıyor, gönlümde bir alev beni rahatsız ediyor. Bunu dinleyen anası; bu ayrılığa nasıl tahammül edeyim ciğer parem diyerek gözlerindeki yaşı gizleyemez. Nihayet yavrusunun, ciğerparesinin istek ve arzusuna peki cevabını verir. Hayatta bir tek evladının eşyalarını hazırlar.

Seyyid Abdülkadirin babasından kalan 40 tane altını da oğlunun hırkası içine diker. Ciğerparesi oğlunu öper, koklar ve şu nasihatte bulunur. "Ey gözümün nuru beni ve Alemlerin sahibi yüce Allah'ı memnun etmek istiyorsan katiyen yalan söyleme, doğruluktan katiyen ayrılma, Allah-ü Zülcelal Hazretleri daima doğrularla beraberdir. Seyyid Abdülkadir de anasına söz verdi. Doğruluktan ayrılmayacağına, sözlerinin ve hareketlerinin Allah için olacağını söyledi. Anasının mübarek ellerini öperek gözyaşları ile sefere çıkacak olan kervana katıldı. Kervan bir kaç gün yol aldıktan sonra Arzı Tetrenk denen yerde bir sürü eşkiya kervanın önünü kestiler. Kervancıların elinde bulunan ne kadar mal ve paraları varsa hepsini ellerinden aldılar. O sırada eşkiyanın bir tanesi Seyyid Abdülkadir'e, senin neyin vardır ey çocuk? der. O da kırk tane altınım vardır cevabını verir. Abdülkadiri alıp eşkiya başının yanına götürürler: Eşkiya başı sorar. Ey çocuk senin neyin vardır? Seyyid Abdülkadir, kırk tane altınım vardır cevabını verir. Haramiler ise hırkası altına dikili kırk altını açıp bakarlar. Eşkiya başı sorar. Ey çocuk neden altınlarını söyledin. Saklasan, yalan söyleseydin bizde sende para olmayacağına inanırdık.

Bunu dinleyen Seyyid Abdülkadir. Ben Allah için ilim tahsil etmeye gidiyorum. Hemde ben bu yola çıkarken anama yalan söylemeyeceğime söz verdim. Kırk tane altın için ahdimimi bozarım.

Bu sözleri dinleyen harami başının gözleri dolar. Ey çocuk bu sözlerin benim içimi yaktı. Ben bunca yıllar yalan söyledim. Onun bunun hakkını yedim. Nice masum insanların canını yaktım diyerek, arkadaşlarına bakar ve bu kötü işi bırakacağını söyler. Orada bulunan diğer haramilerde gözleri yaşlı olarak bizde bu kötü işleri seninle bırakıyoruz cevabını verirler. İşte Seyyid Abdülkadir'in ilk irşadları böyle başlar. O gün kırk harami birden tövbe edip Hak yoluna dönerler.

Seyyid Abdülkadir ilim tahsil eyledi. İlmin zirvesine çıktı. Allah'u Zülcelal Hazretleri tecelli eyledi. Zamanın en büyük eşsiz Sultanı oldu.

O şöyle derdi: Rabbimin izzeti Hakk'ı için ben şarkta bulunduğum halde elim daima garptaki müridimin başı üstündedir. Eğer onun bir ayıbını görürsem, doğudan elimi uzatır ve onu örterim. Rabb'imin izzeti için kıyamet günü benim müridlerim sıratı geçip cennet-i Ala'ya girinceye kadar ben cehennemin kapısında duracağım, oraya tek bir müridimi sokmayacağım. Çünkü Cenab-ı Hak bana söz verdi. Hiç bir müridimi cehenneme atmayacaktır.

"Kabirde hiç bir müridimi korkutmamaları için Münker ve Nekir meleklerini yakaladım" buyurmuşlardır.

Bir başka sözlerinde: Ey insan rızık için neden endişeye düşüyorsunuz. Size tayin edilen rızık ecelinizden önce gelir" buyurmuşlardır. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin zamanında bir gayrimüslüm vardı. Bu kişi İslam'ı kabul etmez, Abdülkadir Geylani Hazretlerinede pek inanmazdı. Bu gayrimüslüm, Abdülkadir Geylani Hazretlerinin dergahının önünden geçerken, dergahın içerisinden bir çok sesler duyar ve başını uzatarak içerde Abdülkadir Geylani Hazretlerinin müridleri ile zikir ettiğini görür. Bir müddet içerde Allah'ı zikir edenleri seyreder dinler. Daha sonra evine gider. Gece yatağına yatar. Şöyle bir rüya ile karşılaşır:

Kıyamet kopmuş, bütün insanlar mahşer yerine toplanmış herkes hesap vermekle meşgul iken iki zebani gelir. Bu gayrimüslimi tutar cehenneme doğru götürürken Abdülkadir Geylani Hazretleri yetişir. Bu adamı nereye götürüyorsunuz diyerek zebanilere sorar. Zebanilerde bu adam Müslüman değil, biz bunu cehenneme götürüyoruz derler. O anda Abdülkadir Geylani Hazretleri kılıcını çeker, bu adamın başı benim dergahımdan içeri girdi. Müridlerimin zikrini seyretti. Şu anda bu adamın başı benim, gövdesini cehenneme atın diyerek kılıcını gayrimüslümün boynuna vuracağı zaman, gayrimüslüm feryad ederek uyanır.

Sabah erkenden doğruca Sultan Abdülkadir'in yanına gider. Daha O'na bir şeyler sormadan Abdülkadir Geylani Hazretleri, Ne olurdu gövdenide içeri soksanda onuda kurtarsak olmazmıydı, diyerek tebessüm etmiştir. Bunu duyan gayrimüslüm, sizin dininizde Hak tır, sizin yolunuzda Hak'tır., Ben müslüman olmak istiyorum diyerek sultanın elini öper ve böylece İslam'ı kabul edip hidayete erişir, İslam'la müşerref olur.

İlahi Yarabbi azameti kibriyan hürmetine, İzni Celal'in hürmetine bizleri doğru yoldan ayırma. Kabir azabından, ateş azabından koru. (AMİN)

 

 

GÜMÜŞHANEVİ HAZRETLERİNİN NASİHATLERİ

 

Ey Hak ve Hakikata tabi olan ihvanımız.

Ahmed-i Ziyaeddin Gümüşhanevi Hazretlerinin çok kıymetli nasihatlerini inşaallah açıklamaya çalışacağım. Bu büyük mürşid bizim silsilemizdeki pirlerdendir.

1- Mahviyat ve tevazu icabı kendinizi bilgisiz addedin.

2- Amelleriniz, tahsilleriniz ve ahlakınız bakımından alim olunuz. İnsanlara akılları ereceği kadar anlatınız.

3- Birbirlerinize arka çevirmeyin. Buğuz etmeyin, ayrılmayın, hased etmeyin, kardeş olun, haklarınızı gözetin.

4- Alimlerin zalimlerinden ve inatçılarından olmayın, Daima müzakere ve Hakk'ı üstün tutmak için ilminizi ve irfanınızı artırın.

6- Cemaate, cumaya, bayramlara, islami sohbetlere, zikirlere devam ediniz ve vaadlerinize sadık kalınız.

7- Cemaati, zekatı, Haccı, orucu, emri bil ma'rufu terk edenlere yakın olmayınız.

8- Açık çıplaklara, avret yerlerini açanlara, parlak oğlanlara, kadınlara benzemeye çalışanlara yakın olmayınız.

9- Çok yüksek ve şatafatlı binalar yapanlara, kabirlerini işlenmiş taş ve kireçlerle süsleyenlere yakın olmayınız. Binalara kurban kesmeyiniz.

10- Faiz, haram nesne ve yetim malı yemeyiniz, yiyenlere yakın olmayınız.

11- Zulmen gasp olunmuş malı yemeyiniz ve yiyenlere yakın olmayınız.

12- Ulemaya, Meşayıha, ana ve babaya asi olmayınız.

13- Sakallarınızı kesmeyiniz, Hıristiyan ve Yahudilere benzemeyiniz. Onları taklid etmeyiniz.

14- Ehl-i zinaya ve livataya, deyyuslara, fuhuş işleyenlere, rüşvet alanlara yakın olmayınız.

15- Delalet fırkalarına, sihirbazlara, tembellere yakın olmayınız.

16- Kahinlere, yıldıza bakanlara, falcılara, cin ve ifrit, peri sahiplerine yakın olmayınız.

17- Huddam sahiplerine, vefk sahiplerine, gizli şeyleri bilirim diyenlere yakın olmayınız.

18- Tılsım bilgilerine, feylezoflara yakın olmayınız.

19- Her türlü şarap ve içki içenlere yakın olmayınız ve içirmeyiniz.

20- Her çeşit uyuşturuculara, küffar eliyle yapılan gıda ve eşyalara yakın olmayınız.

21- Suret yapanlara, oyunculara, çalgıcılara yakın olmayınız.

22- Vücudlarına dövme yaptıranlara ve saçlarını siyaha boyatanlara yakın olmayınız.

23- Yabancı nikahla alınan kadınlara bakmayın ve yakın olmayın.

24- Kefere, putperest ve müşriklerin kestiklerini yemeyin, yiyenlere yakın olmayın.

25- Eshab-ı Kirama ve Evliyaullaha, İslam büyüklerine dil uzatan kendini bilmez şaşkınlara yakın olmayınız.

26- Harp meydanından kaçanlara, itaatı meşayıhtan ve ululemre itaatten kaçanlara yakın olmayınız.

27- Taamlara ve cenazedeki bidatlara yakın olmayınız.

28- Koğuculara, dedikoduculara, Kur'an ve Hadisten gayri şeylerle taviz edenlere yakın olmayınız.

29- Hiç bir israfa ve israfçılara yakın olmayınız.

30- Diyarı küfürden gelen yağ, şeker ve sair yiyeceklerle, kap ve esvaba yakın olmayınız.

31- Zalimlerin kapısına, oyun, eğlence ve töhmet yerlerine, plaj, dans, balo ve emsali yerlere yakın olmayınız ve gitmeyiniz.

32- Efkafın sattığı emlake ve fasid, noksan alış verişe, ham meyvaları alıp satmaya ve vakıf malını tebdil ve tağyire yakın olmayınız.

33- Kuş uçurmaya, nefes ve celbi havas ve daveti cine yakın olmayınız.

34- Kefere sözlerine ve haram sözlere yakın olmayınız.

35- Amirlik, imamlık, kadılık gibi şeylere ve salihleri azil, zalimleri tayine yakın olmayınız.

36- Ayakta idrar yapmayın, yolları, mübarek yerleri kirletmeyin.

37- Yolları kapatmak ve oralara pislik dökmek ve geçenlere eza veren muzır şeyleri atmaya yakın olmayınız.

38- Zühd, vera, velayet, keşif, keramet sahibi olduğunuzu iddia etmeyin. Allah'ı ve Resulullah'ı gördüm gibi iddiaları da terk ediniz.

39- Yüksek binalara, köşklere, ziynetlere, şatafatlı hayata yakın olmayınız. Tevazü üzere olunuz.

40- Mescidlerde sesinizi yükseltmeyiniz, delileri, dilencileri, huzur bozan çocukları sokmayın.

41- El ve başla selam vermeyin. Hiç kimsenin önünde eğilmeyin.

42- Kuş uçurmayın, süt kuzusunu kesmeyin. Evde köpek bulundurmayın. Sürüsü olanlar için müstesna.

43- Hak'tan taviz veren müftülere ve muhaddislere dinini bilmeyen doktorlara, müflis tacirlere yakın olmayınız.

44- Hırsızlara, hainlere, ganimetten çalanlara, harpten kaçanlara, yetim malı ve haram, faiz yiyenlere yakın olmayınız.

45- Her çeşit küffar adetlerine yakın olmayınız.

46- Memleketin saadet ve selameti için siyaseti dürüst, sağlam, Allah'tan korkanları seçin.

47- İcra-i, hudud-i şeriyyeye ve erkani dine ve mazluma yardım ediniz.

48- Zulmü terk ile bütün masivadan istiğfar ediniz. Hakk'ı üstün tutunuz.

49- Hak sahipleri ile helallaşın, kimseyi incitmeyin ve tahkir etmeyin.

50- Bütün işlerinizi ve niyetlerinizi tashih ediniz düzeltiniz. Çünkü niyet düzgün olursa, amel azda olsa fayda sağlar.

İlahi yarabbi Azameti kibriyan, İzn-i Celal'in hürmetine bu öğüt ve vasiyetlere hakkıyla bağlı kalıp istifade eden kullarından eyle. (AMİN)

 

 

ENEL-HAK SIRRI

 

Ey Hak ve Hakikata tabi olan ihvanımız.

Bu yolda sıdk-ı sadakat ile çalışan müridler, Allah'ü Zülcelal Hazretlerinin fazl-ı Keremi ile bir çok sırlara ererler. Ancak sırrı saklamak ve muhafaza etmek gerektir.

Hallac-ı Mansur Hazretlerine Enel-Hak sırrı şöyle vaki olmuştur.

Hallac-ı Mansur Hazretleri zikir yapmayı o kadar çoğaltmıştı ki, zikir dilden kalbe, kalb'ten ruha yetişti ve orada ünsiyet eserleri peydah oldu. Allah'ın muhabbetine gark oldu. Kendi adını ve dünyaya ait olan herşeyi hasılı Allah'tan başka herşeyi unuttu. Zira Zikrullah ile aşka düştü, aşk sarhoşu oldu. Bütün beşeriyet sıfatlarından arındı, yandı, kavruldu. Hak aşkı onu divaneye, mecnuna çevirdi.

Sen kimsin dediler Enel-Hak (Ben Hakk'ım) dedi. Ayılıp kendine gelince sen Enel-Hak dedin dediler. Bilmem cevabını verdi. Böyle söyledin dediler. Bilmiyorum diye ısrar etti. Gerçekten bilmezdi, adeta sarhoş gibiydi. Onu yakaladılar tövbe et dediler, tövbe etti. Ama onu öldürdüler. Öldürmeye götürürken bütün insanlar O'na taş ve çamur attılar. Mansur Hazretleri onlara bakıp gülümsüyordu. İçlerinden bir tanesi Mansur Hazretlerine gül attı, bu hale çok ağladı. Niçin ağlıyorsun? diyenlere halimden anlayan bir kişi çıktı cevabını verdi. Onu götürüp katlettiler, kollarını ve azalarını kestiler. Akan kanları Enel-Hak yazıyordu. Vücud azaları Enel-Hak diye feryad ediyordu. Bu sır taliplere bir kaç yerde vaki olur. Bunun için iradeyi cüz-i kullanmak gerekir.

Enel-Hak sözü: Beşeri sıfatlardan arınmış ve muhabbetullaha gark olmuş müridin iradesinin dışında söylediği sözdür.

Beyazid-i Bestami Hazretleride bu sırra erdiği zaman Sübhan-i maazzamü şani deyivermişti.

Oysa bunu dediği zaman Beyazid'de beşeriyetten eserler kalmamıştı. Nitekim müridleri niçin öyle söylediniz diye sordular. O Sultan'ül Arifin niçin beni öldürüp şeriati icra eylemediniz. Bundan sonra öyle bir söz söylersem beni derhal katledin, öldürün buyurdu. Bayezid-i Bestami, bir müddet sonra sekir haline girdi. İradesinin dışında (Sübhan-i maazzamü şani) sözleri sadır olunca müridleri eline geçirdikleri kılıç, bıçaklarla Sultan-ül Arifin'in üzerine bir çok darbeler indirdiler fakat hiçbir kılını dahi kesemediler. Bir müddet sonra Sultan-ül Arifin kendine geldi.

Müridleri, o sözü yine söylediniz dediler. Bayezid-i Bestami Hazretleri, peki siz ne yaptınız? diye sordu. Buyurduğunuz gibi elimize geçirdiğimiz bıçak ve kılıçlarla bir çok darbeler indirdik. Fakat size hiç tesir ettiremedik cevabını verdiler. Mübarek vücudlarını açıp gösterdiler. Fakat darbeden eser göremediler.

Sultan-ül Arifin, bana bir iğne getiriniz buyurdu. İğneyi verdiler vücuduna batırdı, kan akmaya başladı. İşte asıl Bayezid budur. Biraz evvel Sübhani diyen Bayezid değildir. Çünki o sözü söylerken ben kendimde değildim. Bende Hak tecelli etmişti.

Hak Teala talibin gönlüne nazar eder ve o gönlü kendi marifetine mahal kılar. İşte O zaman O talibin dilinden Hak söyler. O talibe marifet hasıl olur. Marifetullahtan tahsil edebilmişse dili ilede söyleyici olur. Şöyleki Hazreti Musa Aleyhisselamada hitabı izzetin bir ağaçtan geldiği Ayet-i Kerime ile sabittir.

Ayet: Vaktaki Musa o ateşe vardı. Mübarek kıtadaki vadinin sağ kenarında bulunan ağaçtan Ya Musa Rabbül Alemiyn olan Allah benim diye nida olundu.

                                          El Kasas Suresi: 30

 

Hitab-ı Rabbani ağaçtan gelirde insandan gelmez mi?

Bu sırlar kolayınan elde edilmez. Samimi niyetle çalışıp uğraşmak gerektir. Bu sırra kavuşması için tevacüd ve Vecd halinin zuhur etmesi gerekir.

 

 

 

TEVACÜD HALİ

 

O murad nurunun etkisi ile gelen hallere kapılan mürid zikir esnasında bir ilahi söylenirken veya Kur'an-ı Kerim okunurken dayanamayıp naralar atar, veya düşer bayılır. Kendisini bir müddet toparlayamaz, yerinden kalkamaz hale     gelir. Ama söylenen sözleri duyar, konuşulan sözleri bilir. Şunu misâl verebiliriz. Geçmişte sıtma hastalığına tutulanlar o sıtmanın ateşi bastığı zaman tir tir titrerlerdi. Bu titremeye kesinlikle mani olamazlardı. Akılları başlarında olduğu halde, söylenen sözleri duyduğu halde o ateş geçinceye kadar titremeleride durmazdı.

Bahsettiğimiz bu tevacüd halide buna benzer bir haldir.

Aşk ve Feyizle gelen hale kapılan kişide sıtmalı hasta gibi titrer. Bir müddet zikreder ağlar sonra kendisine gelir     ayıkır.

            

 

 

VECD HALİ

 

Kıymetli ihvanımız; Tevacüd hali ilerledikçe müridde aşk ve muhabbet daha da artar. Bu aşk ile kişi gayb alemine   dalar. Bu dalma tevacüd haline benzemez. Müridin iradesi elinden gider. Beşeriyet aleminden çıkar, adeta sarhoşluk alemine dalar. Sarhoşluk alemi dediğimiz aşk ve muhabbet alemidir. O mürid bu dalmalar esnasında Hakta fani olur.   Ondan Hak tecelli eder.

İşte o zaman o dereceye gelen kişiyi, ateş yakmaz, kılıçla darbe vursan duymaz. Onun için vecd ehline Ehli Fena,   vecd makamınada Makam-ı Fena derler. Bu makamlar tarikatta yaşanan makamlardır. İnsan bu makamda aşk ve muhabbete düştüğü zaman deli divaneye döner. O alemde Zülcelâl Hazretlerinin ihsanlarına nail olur. Nice nice alemler görür. Müşahade makamına geçerek o görmüş olduğu tecelliyatlar karşısında hayretlere düşer. Allah muhabbeti ile     yanar, kavrulur. Göz yaşları ceyhun olur. Yüklü bulut gibi her an gözyaşı dinmez. Bu rahmete nail olanlara ne mutlu.

Rabbimiz cümle ihvanlarımıza bu aşkı ve muhabbeti nasip etsin.  AMİN.

 

 

 

VELİLERİN HİKMETLİ SÖZLERİ

 

Kıymetli İhvanlarımız!...

Her sözleri altından kıymetli olan Allah dostlarının mübarek sözlerinden bazıları şunlardır:

* Ey insan! Niçin telaşlanıyorsun. Sana tayin edilen rızık ecelinden önce gelir.

                                                      A.K. Geylani

* Hasan-ı Basri Hazretlerine, müritlerinden biri şöyle sorar: "Canım efendim, sizin huzurunuzda olduğumuz zaman gönlümüz yanıyor, gözlerimiz ağlıyor, içimize bir feyiz, bir muhabbet doğuyor. Dünyayı unutuyoruz. Siz bu alemden göçtüğünüz zaman bizim halimiz nice olur."

O Allah dostu şu cevabı verir:

- "Bizim ağzımızdan çıkan sözleri iyi öğrenin. Toplandığınız zaman bizim sözlerimizi tekrar edin. Oda size yeter buyurmuştur.

* Abdulaziz Debbağ Hz. şöyle buyuruyor:

- "Biz Fas'ta iken, kedi şamda samanlığın karanlık köşesinde tuttuğu fareyi, bizim haberimiz olmadan yiyemezdi."

* Kıyamet günü benim müritlerim sıratı geçipte Cennet-i Ala'ya girinceye kadar, ben cehennemin kapısında duracağım ve oraya tek bir müridimi sokmayacağım.     A.K. Geylani

* Ey derviş; sen zikir halkasında Cenab-ı hakkı zikir ederken, o meclise Allah'ın Resulü, melekler ve evliyalar teşrif ederler. Onlar senin halini çok iyi görürler. Onlardan sana öyle bir nazar erişirki, bir anda Vasıl-ı illallah olursunda haberin bile olmaz.

                                      Abdurrahman Tagi Hz.

 

 

* Ey Derviş!

Sen Cenab-ı Hakkı zikir etmek için evinin bir köşesinde oturduğun zaman, sana bir hal galip gelir, boynun bükülür, elinden tesbihin düşer, yığılır kalırsın.

O anda Cenab-ı Hak senin ruhunu alır, birçok alemleri gezdirir. Bu gezdiğin yerleri dilerse cesedine bildirir. Dilemezse ruhun bilir, cesedin bilmez.

Bu hal Allah'ın kuluna bir ihsanıdır.

                                                      A.K. Geylani

* Abdulkadir Geylani Hz. lerinin oğlu Abdullah, çok alim, müderris birisi imiş. Babasının yaptığı vaizlere taaccüp edermiş.

- Babam çok ilmide bir sohbet etmiyor ama bu insanlar neden feryat figan ediyorlar, Allah deyip, can veriyorlar, ruh teslim ediyorlar diyerek düşünmüş.

Bir cuma günü babası; -"Oğlum Abdullah, benim işim vardır. Git camiye cemaate vaaz et emrini vermiş. Oğlu Abdullah sevinçle camiye gider, tıklım tıklım dolu olan o camide kürsiye çıkar. Başlar konuşmaya. Ama cemaat üzerinde bir etki olmaz, bir feyiz ve muhabbet gönülleri sarmaz.

Bir müddet sonra camiye Abdulkadir Geylani Hz. leri girer. Onun girmesiyle cemaat irkilir titrer. Babasını gören oğlu kürsiden aşağı iner, babasını kürsiye davet eder.

O gönüller sultanı kürsiye çıkar; "Evlatlarım kusura bakmayın, evde annenize biraz yardım ettiğimden dolayı geç kaldım" der demez caminin içerisinde gözyaşları ve feryatlar yükselmeye başlamış. Bu manzarayı gören oğlu Abdullah eve gelince, "O hal neydi canım babam, bu sözünde ne vardıki insanlar gözyaşlarına boğuldu.

-" Ey oğul sözlerini cevher ette konuş. Biz O Allah'ı bulana kadar 12 sene çöllerde yalın ayak, başı açık, aç, susuz dolaştık cevabını verir.

* Arvasi Hz. leri şöyle buyurmuştur:

Bazen; mümin bir ölünün mezarda yüzünün kıblenin tersine dönük olduğu görülebilir.

Bunun sebebi o kimsenin kalbinde dünya sevgisi varken ölmesidir.

                                      Abdulhakim Arvasi Hz.

* Büyüklerimizin müjdelediğine göre, bu tarikattan sağlanan fayda şudur:

Bu tarikata giren kimse ondan çıkmadıkça ve çıkmasını gerektirecek bir kusur işlemedikçe, Allah korusun kötü akıbetten (yani imansız ölmekten) emin olur.

                                      Abdulhakim Arvasi Hz.

*Allah Resulü'nün kabri şerifini ziyaret ediyordum. İçimi öyle bir sevgi, öyle bir muhabbet doldurdu ki, aklımı yitireceğimden korktum ve hemen oradan uzaklaştım.

İşte Allah ve Resulüne gönül verenlerin alacakları manevi gıdalar böyle olur.

                                      Abdulhakim Arvasi Hz.

* Ağırbaşlı, yumuşak huylu, vakarlı hareket, kulu Allah'a yaklaştırır. Öfke, gadap ise kulu Allah'tan uzaklaştırır ve imanı ihlası bozar. Tarikata girmekteki maksat kemal sahibi olmaktır.

                                      Abdurrahman Taği Hz.

*Bu yüce tarikatın mensuplarının sohbetine katılan kimse, inkarcı olmamak şartı ile, sohbet ehli olmasa bile, yine de sohbetten çok faydalar sağlar.

Bu da onun kurtuluşuna vesile olabilir.

                                      Abdurrahman Tagi Hz.

* Kendine bir yol gösterici mürşit bul. Çünkü rehbersiz sefere çıkmakta afet korku ve hata vardır.

Okumak için bir öğretmene ihtiyaç olduğu gibi, terbiye içinde bir üstada ihtiyaç vardır.

                    Mevlana Celaleddin'i Rumi (K.S.)

* Terbiye olmak maksadı ile kötü ahlakını atıp, onun yerine güzel ahlaka kavuşması için insanın bir mürşidin bir şeyhin terbiyesine mutlaka ihtiyacı vardır.

                                             İmam-ı Gazali Hz.

 

* Kalbi ile huzuru ilahiyye'ye vasıl olmaktan men eden, sıfat-ı çirkinliklerden arındıracak bir şeyh bulmak insan için vaciptir.

                                     Abdulvehap Serani Hz.

 

* Tarikata girerek Cenab-ı hakkın rızasını kazanmak isteyen bir müride gelen cezbe ins ve cinin ibadetinden kat kat üstündür.

                                Ebül Kasım Nasrabazi Hz.

 

* Allah'ın dostu evliya kullarına muhabbet et ki; sanada muhabbet etsinler. Onların saf ve temiz kalbinde seninde bir yerin olsun. Allah onlara nazar eylediği zaman sende hissedar ol. Bu da kurtuluşuna vesile olsun.

                                        Beyazidi Bestami Hz.

 

* Allahü teala ile sohbet işini edeple başarmak sizin için mümkün olmuyorsa, O’nunla sohbet işini başarmış biri ile sohbet arkadaşlığı yapınız. Ta ki o sohbeti bereketi ile sizi sohbet muhabbetine erdirsin.

                                   Ebu Bekir Tamistanı Hz.

 

* Velilerle sohbet vaktini ganimet bil. Kalb ve kalıbınla devamlı onlarla ol ki, nurları sanada sirayet etsin. İlahi tecelliler seni kuşatsın. Edepleri ile edeplen dışın parlasın. Nurların şavkı ile için parlasın.

                                            Ebu Meydan (K.S.)

* Ey Oğlum!

Şayet benimle olan ahdin sağlam, sıhhatli olursa beni seninle bil uzak değiliz. Ahdin, sahih olunca bil ki ben senin zihnindeyim, senin yanındayım.

                                             İbrahim Dusiki Hz.

* Bir kimse bir evliyanın türbesini ziyaret ederse o türbedeki yatan evliya kendisini ziyaret eden kişileri bilir. Türbede yatan evliyaya selam verirse selamını alır. Türbeye gelenler Allah'ı zikir ederse o türbenin sahibi olan evliya o kişilerle zikir eder. Tevhid zikrini yaparsa o velide diz üstü oturur ve zikre o kişilerle beraber devam eder.  Şazeli (K.S.)

* Her kim Allah'ın veli kullarına dil uzatırsa Cenab-ı Hakta o kulun dilini ölüm anında bağlar. Şehadet kelimesini söyleyemez.

                                         Süveydi Sincar (Hz.)

* 1. Evliyaya dil uzatan ve onlara karşı edep dışı davrananları gördük ki; en kötü hal üzere öldüler.

2. Her kim Allah'ın bir veli kulunu veya Allah'ın dostlarından birini üzerse onun kalbi mühürlenir.

3. Ve üzmeye devam ederse itikat yönünden fesada varmadıkça ölmez.

                                         Abdullah Kureyşi Hz.

* Büyüklerin halini inkar eden, kabullenmeyen vahşet saçar. Bu vahşet ise kulu Cenab-ı Hakkın lutuf ve feyizinden mahrum eder.

                                             İbrahim Dusiki Hz.

* Allah’ın velilerinin sözlerini dinlemeyip edebe muğayyir hareket edersen, evliyanın kılıcına kendini vurmuş olursun.

                                             Hoca Dehhani Hz.

* İlahi sevgi, vücut düşmanı ölmeyince ele geçmez. Vücudun ilk defa emare, levvame ve mülhime derecelerinden olan nefisten temizlenmesi lazımdır. Sonra hayvan-i adetlerden pak olmak gerekir.

Özellikle çok yemek, çok uyumak, çok konuşmaktan sakınmak, bilhassa yırtıcı huylardan sayılan öfkelenmek, kızmak, dövmek, saldırmak gibi kötü huyları bırakmaktır.

                                     Abdulkadir Geylani Hz.

* Nefsi zelil ve muti olan kimseye ne mutlu. Nefsine uyan, nefsinin hile ve tuzağına düşenin vay haline.

                                                       Mevlana Hz.

* Kalbin vücuda açılan 360 penceresi vardır. Gönül Allah-ü Tealanın zikriyle kaynayıp coşunca Allah-ü Teala o kalbe nazar eder. Bu nazar ile kalbe doğan feyizler ve nurlar, bu 360 pencereden vücuda yayılır. Böyle nurların ve feyizlerin yayıldığı bir uzuv kendi haline göre zevkle ibadet eder. Yapılan taat ve ibadetlerden feyz alır.

                                       Hace Ali Ramitani Hz.

* Bir kalp takva nimetleri ile dolarsa, dünya sevgisi ondan taşınır, göçer gider. Şehvet sevgisi uçar gider. Gaybi hallere muttali olur ve seyir aleminde, müşahade aleminde devam eder.

                                           Abdullah Rasibi Hz.

 

* Bir kalp ki ilahi nurlarla dolduğu zaman, Allah ile arasındaki cümle perdeler kalkar, yok olur.

                                           Ahmedül Mulim Hz.

 

* Her kim Cenab-ı Hak’tan kurtuluş diler, kalıbı ve kalbi ile ona yönelirse, işte asıl, Allah için ah eyleyip inleyen halim selim bir kul olur.

                                                        Seyit Ali Hz.

* Kalbin en büyük ölümü, Onun Allah'ı zikir etmekten gafil olmasıdır. Kalbinin diri olmasını isteyen ona daima hakkın zikrini işlesin, bütün dikkatiyle Hak ile olmaya çalışsın. Gözlerini yalnız O’nun azametine çevirsin.

                                      Abdulkadir Geylani Hz.

* Hak yolunda çalışarak kemale erenler ancak helal lokma yiyerek o mertebeye ermişlerdir.

                                       İbrahim bin Ethem Hz.

* Gaflet pişmanlığı artırır. Gaflet nimetin elden gitmesine sebep olur. Gaflet hasedin artmasına sebep olur. Gaflet kişinin Hak’tan uzaklaşmasına sebep olur.

                                               İmamı Gazali Hz.

* Tevhidin ilk basamağı cümle eşyayı kalbten silmektir ve kalbi tamamen Allah-a vermektir. Teslim olmaktır.

                                               Ahmet Harraz Hz.

* Kim rabıtaya ve murakabeye devam ederse Rabb-isinin muhabbetini kalbinde bulur. Onun en büyük korkusu Rabbisini unutma korkusu olur. Rabbisini unutmayanı Rabbisi de unutmaz. Bu hal onun en büyük kurtuluş sermayesi olur.

                                         Cüneydi Bağdadi Hz.

 

 

İLAHİLER

 

HAC İLAHİSİ

 

İstanbul ilinden uçaklar kalkar

Dost için ağlıyor bağrı yanıklar

Lebbeyk söylüyor gayri aşıklar

Gönül Beytullah’ta dönmek istiyor.

 

Otobüse bindik Mekke’ye vardık

Ağlayı sızlayı Kabe’yi gördük

Lebbeyk diyerek çok dua ettik

Gönül Beytullah’ta dönmek istiyor.

 

Tavafı yaparak zemzemden içtik

Hacer validenin izine düştük

Safa’dan Merve’ye biz say eyledik

Gönül Beytullah’ta dönmek istiyor.

 

Arafat Dağı’na çadır kuruldu

Mahşerin tablosu orda görüldü

Bütün beşer sanki orda dirildi

Gönül Beytullah’ta dönmek istiyor.

 

Bütün hüccac orda vakfe yaptılar

Müzdelife denen yerde yattılar

Kurbanı keserek bayram ettiler

Gönül Beytullah’ta dönmek istiyor.

 

Taşladık Şeytanı, kestik kurbanı

Şimdi artık ayrılığın zamanı

Gönül hiçbir şeyden olmaz teselli

Gönül Medine’ye varmak istiyor.

 

Otobüse bindim gayri çağlıyor

Medine’ye doğru yollar alıyor

Muhammed gel demiş, gönül durmuyor

Gönül Medine’ye varmak istiyor.

 

Ravzana varıp da elimi açtım

Şefaat diyerek yerlere düştüm

Bir nebzecik olsun aşından içtim

Gönül Muhammed’i görmek istiyor.

Oradan geçerek Uhud’a gittik.

Hazreti Hamza’yı ziyaret ettik

O cennet dağını seyran eyledik

Gönül Muhammed’i görmek istiyor.

 

Hendek Kıbleteyin onu da gördük

Cennet-ül Baki’ye selamlar verdik

Bizler şimdi artık ravzana döndük

Gönül Muhammed’i görmek istiyor.

 

Dokuz ay kaldım da sana doymadım

Derdimin ilacı nedir bilmedim

Çağırırsan yine gelirim dedim

Gönül Muhammed’i görmek istiyor.

 

Şu aciz Kemâl’in gözü arkada

Mevlam bizi Muhammed’den ayırma

Sevgili sultanım can kurban sana

Gönül her yıl seni görmek istiyor.

 


 

 

KUL OLAMADIM

 

Bir gün dahi sana kul olamadım

Sardı gaflet beni kurtulamadım

Arada çok perde kaldıramadım

Yakar bu hasretlik mahşere kadar.

 

Aşkın hançerini sineme vurdun

Bir avuç ateşi gönlüme koydun

Çaresi olmayan bir derde saldın

Yakar bu hasretlik mahşere kadar.

 

Meğer ne zor imiş rızanı bulmak

Gözünden kan döker nice aşıklar

Huzura varmaya bir ak yüz gerek

Yakar bu hasretlik mahşere kadar.

 

Eyüb’e dert verip etini döktün

Hallac-ı Mansur’u meydanda yaktın

Nice aşıkların boynunu büktün

Yakar bu hasretlik mahşere kadar.

 

Bir derdim var idi, bin dert eyledin

Şükür tarikatı nasip eyledin

Nakşibendilere evlat eyledin

Yakar bu hasretlik mahşere kadar.

 

Aciz Kemâl bunu böyle söylüyor

Nice bin derdi var durmaz inliyor

Hep müritler Maksudunu bekliyor

Yakar bu hasretlik mahşere kadar.

 

 


                                                       

AHÛ ZAR

 

Ahû zara düştüm özüm yanıyor

Günahım çok yaralarım kanıyor

Korkarım ki yolum nara gidiyor

El’eman  kapına geldim Allah’ım.

 

Ahû zarım içte bir an dinmiyor

Zahir tabip şu derdimi bilmiyor

Bu dert ile benim yüzüm gülmüyor

El’eman  kapına geldim Allah’ım.

 

Bunca yıllar senin için yanardım

Gece gündüz döne döne arardım

Ehli olan evliyadan sorardım

El’eman  kapına geldim Allah’ım.

 

Bir aciz kul idim derman arardım

Dermanın yerine dert verdin bana

Arzum rızan idi düştüm yollara

El’eman  kapına geldim Allah’ım.

 

Seni bilmek idi benim muradım

Nice sarp yollara uğradı yolum

Bu muydu yaradan bana imdadın

El’eman  kapına geldim Allah’ım.

 

Bu kadar günahla  insan mı güler

Deli gönül divanelere döner

Günah işleyenler narına girer

El’eman  kapına geldim Allah’ım.

 

Seni isteyene bu mudur ferman

Kırıldı kanadım kalmadı derman

Aciz Kemâl sana oluyor kurban

El’eman  kapına geldim Allah’ım.

 


 

 

ŞU YILDIZLAR

 

Şu yıldızlar güneş ay

Hepsi bir ahenk içinde

Benim aradığım Mevlâ

Bürünmüş nurlar içinde.

 

Ne güzel bir düzen kurmuş

Ne güzel bir desen vurmuş

Bilinmez bir sırrı varmış

Benim inandığım Mevlâ.

 

Görenlerin aklı durur

Bu kâinat bir son bulur

Seması direksiz durur

Benim güvendiğim Mevlâ.

 

Her yıldızı bir tarafta

Bu evrenin boşluğunda

Mekansızdır o her yerde

Benim güvendiğim Mevlâ.

 

On sekiz bin alemi var

Her alemde icadı var

Muhammed’le bir adı var

Benim sığındığım Mevlâ.

 

Dostluğuna kabul eyle

Sırlarına agâh eyle

Hakk’âl yakın bunu söyle

Benim güvendiğim Mevlâ.

 

Aciz Kemâl bunu söyler

Bu sırlara nasıl erer

Aradan perdeyi gider

Benim inandığım Mevlâ.

 


 

NAKŞİBENDİME

 

Bir hal ver de ummanlara dalayım

Ağlayı sızlayı seni bulayım

Himmet ette iki kelam yazayım

Aşkından deliye döndüm efendim.

 

Boyun büküp huzuruna varayım

Yaralı kalbimle seni bulayım

Senden başka ben kimlere varayım

Derdinden deliye döndüm efendim.

 

Benim pirim sensen bunu bilirim

Kovma sen kapından kurban olurum

Sensiz ben Mevlâ’yı nasıl bulurum

Aşkından deliye döndüm efendim.

 

Veliler başbuğu oldun aleme

Gönüllere tahtı kurdun ilhamla

Mürit olanları erdirdin Hakka

Aşkından deliye döndüm efendim.

 

Adını duyanlar aşka gelirler

Gizli gizli Hakkı zikir ederler

Enel-Hak sırrına anda ererler

Derdinden deliye döndüm efendim.

Adın Nakşibendi şahlar şahısın

Kasr-ı Arifan’ın gonca gülüsün

Semmasi babanın yadigarısın

Aşkından deliye döndüm efendim.

 

Semmasi babamız bağrına bastı

Emir Külali’ye havale etti

Terbiyede kusur eyleme dedi

Aşkından deliye döndüm efendim.

 

Aciz Kemâl seni nasıl vasfetsin

Ünün dile sığmaz kalemim yazsın

Dünyada ukbada beraber etsin

Aşkından deliye döndüm efendim.

 


 

SEVGİLİ PEYGAMBERİME

 

Arştaki melekler yerde aşıklar

Cümlesi de bir araya gelseler

Her lisandan Seni vasfeyleseler

Gök kubbe altına sığmaz ki şanın.

 

Nasıl sığsın arşta beraber ismin

Sidret-ül Münteha’dan ileri gittin

Varıp anda zatı Hakka eriştin

Gök kubbe altına sığmaz ki şanın.

 

Parmakların kurna olup su aktı

Susuz olan ümmet suyuna kandı

Bir işaretinle kamer bölündü

Gök kubbe altına sığmaz ki şanın.

 

Bütün peygamberler tazime kalkar

Mahşer günü herkes şefaat umar

Varıp Cehennemin kapısın tutar

Gök kubbe altına sığmaz ki şanın.

 

İns ve cinin peygamberi Muhammed

Nasıl bulam Seni eyle şefaat

Bir canım var kurban olsun ya Ahmed

Gök kubbe altına sığmaz ki şanın.

 

Aciz Kemâl kim ki methetsin Seni

Kur’an metheylemiş bu gerçekleri

İnanmayanların haraptır hali

Gök kubbe altına sığmaz ki şanın.

 

 


 

 

TUT MUHAMMED’İN YOLUNU

 

Yürümekle yollar biter

Derviş kullar Hakk’a gider

Çokları Maksud’a erer

Tut Muhammed’in yolunu.

 

Özünde ateşin yanar

Dumanın tependen çıkar

Gözlerinden perde kalkar

Tut Muhammed’in yolunu.

 

Gaflet senden zail olur

Kalbindeki gözün görür

Sır deryaları açılır

Tut Muhammed’in yolunu.

 

Nice kapılar açılır

Gönüle Rahmet saçılır

Pirler yardımına gelir

Tut Muhammed’in yolunu.

 

Türlü ihsanları bulun

Dertlilere derman olun

Böylece cemalin görün

Tut Muhammed’in yolunu.

 

Ömür sermayesi biter

Kuş misali uçar gider

Cennetinden kapı açar

Tut Muhammed’in yolunu.

 

İyilikte karar eyle

Emrin tut, nehyini söyle

Kulluğa yaraşan böyle

Tut Muhammed’in yolunu.

 

Kemâl komşu olmak için

Firdevs’ine girmek için

Cemal’ini görmek için

Tut Muhammed’in yolunu.

 


 

NAZAR EYLE

Yana yana kül olayım

Kaldır hicabı göreyim

Derdime deva bulayım

Nazar eyle Nakşıbendim.

 

Yaram azdı sızılıyor

Yaram derin sarılmıyor

Zahir doktorlar bilmiyor

Nazar eyle Nakşıbendim.

 

Seni gören deli olur

Yanar külleri savrulur

Yoluna düşen kavrulur

Nazar eyle Nakşıbendim.

 

Yine şu özüm yanıyor

Yine gönlüm bulanıyor

Aşkı kalpte dolanıyor

Nazar eyle Nakşıbendim.

 

Bu yarayı senden aldım

Deli divaneye döndüm

Pir yoluna hayran oldum

Nazar eyle Nakşıbendim.

 

Aşkın gönülleri yakar

Aşıkların yaşı akar

Perdesi kalkanlar bakar

Nazar eyle Nakşıbendim.

 

Aciz Kemâl bunu söyler

Hem Pir’inden himmet diler

İhvanlar boynunu büker

Nazar eyle Nakşıbendim.

 


 

 

YUM GÖZÜNÜ

 

Yum gözünü eyle huzur

Rabbim her yerlerde hazır

Ravza’da yatıyor Resûl

Ağla gözlerim, gözlerim.

 

O’nun bir ismi de Ahmed

O’dur alemlere rahmet

Kurban olurum Muhammed

Ağla gözlerim, gözlerim.

 

Rahman kalbe nazar eder

Yine yaralarım azar

Ne yaptıysa onu yazar

Ağla gözlerim, gözlerim.

 

Pirim beni buluşturdu

Hasretime kavuşturdu

Maksud’uma eriştirdi

Ağla gözlerim, gözlerim.

 

Muhammed’e oldum aşık

Nurdan sallanırdı beşik

Kapısına olsam beşik

Ağla gözlerim, gözlerim.

 

Dostlar sakladığını saklar

Kulunun kalbini yoklar

Ravzasında bizi bekler

Ağla gözlerim, gözlerim.

 

Kemâl’e aşkından içir

Cezbe-yi Rahman’a getir

Ömrümü secdede bitir

Ağla gözlerim, gözlerim.

 


 

BU DÜNYANIN

 

Bu dünyanın sonu yalan

Var mı ebed burda kalan

Boş mu kalır Allah diyen

Hakk’a yalvar seherlerde.

 

Seherde uykudan uyan

Kıl namazı Hakk’a güven

Boş mu kalır Allah diyen

Hakk’a yalvar seherlerde.

 

Seherde ötüşür kuşlar

Zikir eder dağlar taşlar

Dervişler duaya başlar

Hakk’a yalvar seherlerde.

 

Seherin zikiri başka

O getirir seni aşka

Ermek istiyorsan köşke

Hakk’a yalvar seherlerde.

 

Seherlerde gül açılır

Aleme Rahmet saçılır

Mü’min münafık seçilir

Hakk’a yalvar seherlerde.

 

Gece yarısında uyan

Gizli sırlar olur ayan

Boş mu kalır Allah diyen

Hakk’a yalvar seherlerde.

 

Sefil Bedir nedir ahın

Gayetten çoktur günahın

Af eder senin Allah’ın

Zikir eyle seherlerde.

 


 

BOLVADİN DE DÜZ OVAYA BAKIYOR

 

Bolvadin de düz ovaya bakıyor

Orda müridler var özüm yakıyor

Perdesi açılan dosta bakıyor

Ne büyük ihsandır bize ya Rabbi.

 

Muhammed yoluna girmiş giderler

Elele vererek zikir ederler

Bağlanmış Pir’lere huzur ederler

Ne büyük ihsandır bize ya Rabbi.

 

Kimisi de derse yeni girmiştir

Kimisi de letaife ermiştir

Kimisi de cezbelere dalmıştır

Ne büyük ihsandır bize ya Rabbi.

 

Kimisi de sema yapıp dönüyor

Kimisi de baygın yerde yatıyor

Kimisine teveccühler oluyor

Ne büyük ihsandır bize ya Rabbi.

 

Kimi tevazuyu şiar edinmiş

Kimisi nefsine darbeyi vurmuş

Cümlesi de sünnetine sarılmış

Ne büyük ihsandır bize ya Rabbi.

 

Kimi aşkı almış özü kaynıyor

Kimisinin gözyaşları çağlıyor

Hepsinde Hakk’ın nuru parlıyor

Ne büyük ihsandır bize ya Rabbi.

 

Kimisi de maneviyat seziyor

Kimisi de deryasında yüzüyor

Aciz Kemâl gözyaşını siliyor

Ne büyük ihsandır bize ya Rabbi.

 


 

SAKALINDAN BİR TEL GÖNDER

 

Sakalından bir tel gönder

Onun ile avunayım

Ya sen gel ya beni iste

Söyle nasıl dayanayım.

 

Aşk şarabı iştim tasla

Ben senden vazgeçmem asla

Başımı ravzana yasla

Söyle nasıl dayanayım.

 

Sendendir feyiz aldığım

Sendendir böyle yandığım

Söyle kurbanlar olduğum

Ya ben nasıl dayanayım.

 

Seni gören deli olur

Yanar külleri savrulur

Aşkına düşen kavrulur

Ya ben nasıl dayanayım.

 

Hasretin çöktü özüme

Kan ağlattı gözlerime

Nazara eyle Kemâl’ine

Ya ben nasıl dayanayım.

 

 


 

TEVHİD

 

Tevhid dinin direği

Müridlerin burağı

Kurtuluşun gereği

Lâ ilâhe illallah.

 

Darbı zikirin adı

İşte tevhidin tadı

Yakar tüm masivayı

Lâ ilâhe illallah.

Sana alemler açar

Gizli sırları saçar

Şeytan kahrolur kaçar

Lâ ilâhe illallah.

 

Tevazuyu bulursun

Huzur eder durursun

Maksudunu bulursun

Lâ ilâhe illallah.

 

Aşkı kalbe alırsın

Kurtuluşu bulursun

Güzel bir kul olursun

Lâ ilâhe illallah.

 

Hem nefsini bildirir

Onu düşman gördürür

Seni Hakk’a erdirir

Lâ ilâhe illallah.

 

Huzur huşu buldurur

Kalbine nur doldurur

Perdeleri kaldırır

Lâ ilâhe illallah.

 

 

Coşturur müridleri

Bildirir sûlükleri

Giydirir hilatları

Lâ ilâhe illallah.

 

Müritte gönül bağı

Çekip götürür anı

Siler kalpten melâli

Lâ ilâhe illallah.

 

Tevhide çalışarak

Seller gibi coşarak

Mafiyatı bularak

Lâ ilâhe illallah.

 

Gönül içinden gelir

Müride sefa verir

Tüm faniler silinir

Lâ ilâhe illallah.

 

Tevhid ile varalım

Rızasını bulalım

Can gözüyle görelim

Lâ ilâhe illallah.

 

Kalbi mutmain eder

Ordan Hakk’a yol gider

Saliki mesrur eder

Lâ ilâhe illallah.

 

Engelleri kaldırır

Deryalara daldırır

Can evinde buldurur

Lâ ilâhe illallah.

 

Aciz Kemâl’in sözü

Kan ağlasın hem gözü

Tüm ihvanların sözü

Lâ ilâhe illallah.

 


 

MEDİNE’YE VARDIM ÖZÜMÜ YAKTI

 

Medine’ye vardım özümü yaktı

Her yanım göz olup seyrine baktı

Çok şükür aradan hicaplar kalktı

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Perdesi açılan gözler bakıyor

Yanan kullar Maksuduna eriyor

Küllü varlıklardan halas oluyor

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Deryaya dalıp yüzenler bilir

Kudretinden ziyafetler verilir

Davet-i Resul’e yüzler sürülür

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Yıllarca aşkıyla çileler çektim

Gelip ravzasına boynumu büktüm

Uzatta elini öpeyim dedim

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Kapısında cümle hüccac meleşir

Sanki koyun kuzusuna karışır

Niceleri meleklerle görüşür

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Biri Ebubekir birisi Ömer

Saçılır etrafa güzel kokular

Kokuyu alanlar mecnuna döner

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Eşiğine gelip yüzümü sürdüm

Ashab-ı Soffa’da namazı kıldım

Yeşil nurlarına anda boyandım

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Mahşerin misali orda görülür

Ümmetleri kapısında derilir

Herkes orda arzuhalini verir

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Kimi candan geçmiş kimi serden

Kimi boyun bükmüş kan ağlar gözden

Kimi hayretlere dalmış seyreder

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 

Ravzası önünde boynumu büktüm

Aciz Kemâl orda yaşlarım döktüm

Ne olur cemalin göreyim dedim

Yaktı bu hasretlik ta özden beni.

 


 

İHVANDA

 

Nice meclisleri gördüm

Gönüllere nazar kıldım

Derdime derman aradım

Dermanı ihvanda gördüm.

 

Gönülleri bağlı Pir’e

Dillerinde zikir ile

Kalpleri aşkullah ile

Doluyu ihvanda gördüm.

 

Adap erkanı güderler

Nefse darbeyi vururlar

Şeytanı düşman bilirler

İdraki ihvanda gördüm.

 

Haram helali bilirler

Hakkına razı olurlar

Muhabbetle yol alırlar

Feyizi ihvanda gördüm.

 

Birbirini arar bulur

Hem derdine ortak olur

Yetim fakirini görür

Cömerti ihvanda gördüm.

 

Halka-yı zikre girerler

Zikirde huzur bulurlar

Gözyaşına boyanırlar

Aşkı ihvanda gördüm

 

Edep hayayı bilirler

Hak kuralına uyarlar

Pirlerden nasip alırlar

İlhamı ihvanda gördüm.

 

Muhabbet böyle bulunur

Kemâl yaptığı sorulur

Mahşerde hesap görülür

Hazırlık ihvanda gördüm.

 


 

PİRİM NAKŞİBENDİ’YE

 

Ne güzel umut umarsın

Daima piri arasın

Ayrı olduğun sanırsın

Ruhu daima bizimle.

 

Ruhunu görenler bilir

Aşık olan vasıl olur

Kalpten kalbe yol bulunur

Ruhu daima bizimle.

 

İlhamı gizlice gelir

İlhamı alanlar bulur

Tüm dertler deva olur

Ruhu daima bizimle.

 

Kırık tellerimi bağlar

Yolda yürümemi sağlar

Bizi katarına bağlar

Ruhu daima bizimle.

 

Harap gönlümüzü yakar

İçine aşkını atar

Can gözüyle bize bakar

Ruhu daima bizimle.

 

Ruhu yücelere ermiş

O özünde Hakk’ı bulmuş

Gizli yola önder olmuş

Ruhu daima bizimle.

 

Gizli yollardan götürür

Müridi Hakk’a yetirir

Hakk’ta işini bitirir

Ruhu daima bizimle.

 

Kemâl bunu söylüyorsun

Hakk’a özün bağlıyorsun

Pirden ilham alıyorsun

Ruhu daima bizimle.

 


 

ADAP

 

Adap erkanı var yolun

Eğer sıdk ile tutarsan

Niceleri buldu vuslat

Eğer sıdk ile tutarsan.

 

Sen ömrünü zayi etme

Kendi bildiğine gitme

Kurallar dışına çıkma

Eğer sıdk ile tutarsan.

 

Önce üstadları gözet

Kendini Hak ile bezet

İlim irfan ile donat

Eğer sıdk ile tutarsan.

 

Ser verilir sır verilmez

Adapsız bu yol gidilmez

Rehbersiz vasıl olunmaz

Eğer sıdk ile tutarsan.

 

Binme sen benlik atına

Gitme kibir ile yola

Kaldırma başını göğe

Eğer sıdk ile tutarsan.

 

Huzur hûşu ile yürü

Hazırlanır cennet, huri

Verir kuluna Cemali

Eğer sıdk ile tutarsan.

 

Kemâl bunu arzuluyor

Hem de rızasın diliyor

İhvanlar vuslat umuyor

Eğer sıdk ile tutarsan.

 


 

GÜL YÜZLÜM

 

Gül yüzlü sultanım benim

Kurban olsun sana canım

İki cihanda maksudum

Hasretin öldürür beni.

 

Bu gönül seni istiyor

Hastadır seni bekliyor

Başka ilaç kâr etmiyor

Hasretin öldürür beni.

 

Bu çileyi çeken bilir

Yolda olan Hakk’ı bulur

Senin aşkın ilaç olur

Hasretin öldürür beni.

 

Her zerrem seni duyuyor

Gül yüzlüm gönlüm yanıyor

Nurun kalpleri sarıyor

Hasretin öldürür beni.

 

Aciz Kemâl’in ah eder

Gül yüzlüm ömrümüz biter

Bir nazarın bize yeter

Hasretin öldürür beni.

 

 


 

HAC İLAHİSİ

 

Kayseri’nin ili coştu çağlıyor

Aşık olan Maşuğunu arıyor

Otobüsler sıra sıra duruyor

Yollarınız açık olsun hacılar.

 

Aylar öncesinden telaşa düşen

Muhammed aşkı ile ciğeri pişen

Elveda diyerek bu yola düşen

Yollarınız açık olsun hacılar.

 

Müftülüğün önü dolup taşıyor

Pasaportu alan yola düşüyor

Konvoy yola çıktı dosta gidiyor

Yollarınız açık olsun hacılar.

 

Yol boyunca ziyaretler yapılır

Dosta yaklaştıkça koku alınır

Aşıkların ciğerleri delinir

Yollarınız açık olsun hacılar.

 

Arabistan çöllerine girilir

Yaklaştıkça yeşil kubbe görünür

Medine ezanı yakar kavurur

Varıncağız selam söylen hacılar.

 

Huzuruna gaflet ile varmayın

Tâzim ile boyun büküp yalvarın

El göğüste selâvatlar yollayın

Huzurunda selam söylen hacılar.

 

Gidenler murada eriyor orda

Ne yapsın geride kalanlar burda

Dua edin bize hüccacım orda

Makamında selam söylen hacılar.

 

Medine’de vazifeler bitince

Bağrı yanıkların yaşı akınca

Kırk vakitte orda eda olunca

Beytullah’a doğru gidin hacılar.

 

Beyaz ihram giyilerek varılır

Bâb-ı Selâm kapısından girilir

Niceleri secdelere serilir

Beytullah’a selam söylen hacılar.

 

Milyonlarca hacı tavafa döner

Tavafı bitenler zemzeme iner

Niceleri orda murada erer

Makamında selam söylen hacılar.

 

Vasfetmekle bitmez oranın işi

Mevlâm kabul etsin niyazınızı

Bu aciz Kemâl’in bir selamını

Makamında tebliğ edin hacılar.

 

 


 

HAYRAN OLDUM

 

Hayran oldum hayran gözüm

Haşyetinle yanar özüm

Sürmelemiş iki gözüm

Hasretle yanar ağlarım

 

Ciğerim aşkıyla yanar

Sevdasından özüm kaynar

Bu hal aşıkları sarar

Hasretle yanar ağlarım.

 

Çiçeklerin boynu buruk

Güneşin önünde bulut

Dost gönlüme oldu konuk

Hasretle yanar ağlarım.

 

Mevlâdır boynumu büken

Nazar ile kalbi yakan

Alemlere rahmet olan

Hasretle yanar ağlarım.

 

Aşkı aldı benden beni

Mest eyledi şu canımı

Her zerremdedir varlığı

Hasretle yanar ağlarım.

 

Aşka düşen dertli olur

Aşkta dermanını bulur

Feyiz dalga gibi vurur

Hasretle yanar ağlarım.

 

Kemâl’i aşk ile yandır

Gönlünü ilhamla doldur

Miratında seni gördür

Hasretle yanar ağlarım.

 


 

GÖREN GÖZLER

 

O sultanın güzel aşkı

Bulan canlar dayanır mı.

Her dem sefasıyla ağlar

Bulan canlar dayanır mı.

 

Gel gidelim ah çekerek

Dost iline can atarak

Canı başı terk ederek

Bulan canlar dayanır mı.

 

Hasretin büker belimi

Söyletir ilham dilimi

İki cihanın serveri

Bulan canlar dayanır mı.

 

Yanar canım ateşlerden

İlham gelir gaiplerden

Seçiliyor hicaplardan

Bulan canlar dayanır mı.

 

Aşktır benim başım tacı

Olur yolunda ilacı

Bütün Nebilerin başı

Bulan canlar dayanır mı.

 

Ölürüm dönmem yolumdan

Yanarım aşk-ı narından

Arzularım ta canımdan

Gören gözler dayanır mı.

 

Severim seni canımdan

Ağlatırsın hem derdinden

Gül yüzlüm yeşil nurundan

Gören gözler dayanır mı.

 

Hayranım gül yüzlüm sana

Gözlerim döndürdün kana

Bu Kemâl’in yanar sana

Gören gözler dayanır mı.

 


 

YANDIĞIMA

 

Gel sultanım gör halimi

Bak şu sana yandığıma

Her dem artar ahu zarım

Bak şu sana yandığıma.

 

Şu gözlerim kan dökerek

İçimi aşkın yakarak

Her dem yoluna bakarak

Bak şu sana yandığıma.

 

Gözümün feri kalmadı

Yollarında yaş dökerek

Derdin şu özümü sardı

Bak şu sana yandığıma.

 

Her gün yolunu beklerim

Aşkını kalpte saklarım

Yetişirsin ümit varım

Bak şu sana yandığıma.

 

Gören gözler O’ndan geldi

Terk-i dünya eden buldu

Aşık maşuğuna erdi

Bak şu sana yandığıma.

 

Herkese konuk olmazsın

Her gönülde eğlenmezsin

Sen mekandan münezzehsin

Bak şu sana yandığıma.

 

Sevdanın yeli esiyor

Sevdası canda geziyor

Bu hal beni öldürüyor

Bak şu sana yandığıma.

 

Yandıransın, gördürensin

Can içinden bildirensin

Şu Kemâl’den ses verensin

Bak şu sana yandığıma.

 

Selam Ve Dua İle